“Onlar kurtarıcı değil sadece kaydediyorlar”

 Mehmet Talha

Roger Chartier, Sosyolog ve Tarihçi’de, 1988 yılında Pierre Bourdieu’yle yaptığı radyo konuşmaları sayesinde, o “enerji dolu, eğlenceli, tutkulu” (s. 7) adamla bizi yeniden tanıştırıyor. Tam da onun dediği gibi bu söyleşiler, “Bourdieu’nün tarihle ve tarihçiyle olan ilişkisinin anlık bir kesitini anlamlandırmamızı sağlıyor” (s. 13). 2010’da Fransa’da Agone etiketiyle yayınlanan söyleşileri Açılım Kitap, Zuhal Karaca’nın kayda değer çevirisiyle Türkçeye kazandırmış.

Roger Chartier ve Pierre Bourdieu arasında geçen konuşmalar, sosyolog ve tarihçinin siyasal işlevini yeniden düşünme fırsatı sunuyorlar bize. Chartier ve Bourdieu’nün toplumda at sineği olma rolünü, “kesinlikleri açığa çıkarma isteği” ile bir arada nasıl taşıdıklarını görüyoruz. Enkaz altında kalanı gün yüzüne çıkaran Michel Foucault kadar doğalmış gibi görüneni somutlaştırıp yüzümüze vuran Pierre Bourdieu de sosyal bilim literatüründe bir çığır açtı. Fakat anlaşılmayan ya da çokça yanlış anlaşılan da yine Bourdieu oldu. Kendisi, “beni anlayamazlar çünkü beni anlamak istemiyorlar” (s. 35) diyor. Chartier sözü 1979’da yayınlanan La Distinction’a getirince Bourdieu bu durumu, kültürlü insanların ellerinden oyuncaklarını almasıyla açıklıyor. Öte yandan Chartier, sosyal bilimlerin giderek bir umutsuzluk kaynağı haline geldiğini hatırlatıyor. Çünkü artık sosyolog, tarihçi ya da felsefeci bizi kurtaramaz; onlar ancak nasıl bir felaket içinde yaşadığımızı ortaya serebilirler demeye getiriyor.

Pierre Bourdieu’nün Eski Ahit’ten alıntıladığı “ilmini artıran acısını artırır” sözü bu bağlamda manasını buluyor. Bu fikir bize hiç de yabancı değil. Chartier ve Bourdieu size şöyle de düşündürebilir: Ne yani, entelektüel dediğin “ilmimi artır” duasının acılı bir neferi mi? Evet ya da hayır. Her hâlükârda “acılara tutunmak” gerekiyor. Zira bir kurtarıcı ummayı dönüşümün önünde engel gören Pierre Bourdieu, herhangi bir siyasi projeksiyon ya da dünya idealiyle değil, yalnızca mesafe almış olmanın sorumluluğuyla konuşuyor.

Birey ve toplum ikiliğini reddediyor Bourdieu. “Özne yoktur” demek yerine, öznenin tercihlerinin bilinçli olup olmadığını sorgulatıyor. Tam da burada onun Aristo’dan Aziz Thomas’a uzandırdığı ve kendine has bir yorumla günümüze taşıdığı habitus kavramı tamamına eriyor: “habitus bir kader değil; bana mal ettikleri gibi bir fatum değildir. Sürekli deneyimlere tabi tutulacak olan açık bir yatkınlıklar sistemidir ve de aynı şekilde deneyimlerle dönüşür” (s. 66). İşte olanca dondurucu gücü ile, diyelim orta sınıf bir aileden gelen bir ODTÜ öğrencisinin habitusunun aslında ne denli akışkan olduğunu anlamak için bir sebep!

Daha fazlası için okurlar, İletişim Yayınları’ndan çıkan Düşünümsel bir Antropoloji için Cevaplar kitabı ile birlikte Ocak ve Zanaat derlemesine bakabilirler.

babilcomdanalabilirsiniz


Sosyolog ve Tarihçi – Pierre Bourdieu, Roger Chartier

Açılım Kitap

Devamını Oku...
Bir cevap yazın