Akdeniz’den Başlar Panait Istrati

Feridun Andaç

Panait Istrati okumalarım tam da ilk gençlik çağıma denk gelir.

İyi bir yazarın tomurcuktaki bir insana çok şeyler taşıyabileceği bir çağdır o. Hatırlatırım Baragan’ın Dikenleri’ni… Hatırlamak ne söz, ezberimdedir çoğu satırı.

Yer’e bakma bilgisi/bilinci taşıyan yazarlarımdandır Istrati. Yalnızca bu mu? Dostluğu gösteren, gitmeyi özleten, bağlanmayı sevdirendir de.

Panait Istrati
Minka Abla
Bordo Siyah Yayınları

Onun Akdeniz anlatısını çok zaman sonra okudum, gene Yaşar Nabi Nayır’ın çevirisiyle. 1934’te Nice’de yazmaya başladığı son kitabı Akdeniz, beni yeniden başa döndürmüştü.

Panait Istrati
Hayat Yollarında
Çev: Yaşar Nabi Nayır
Varlık Yayınları

Mihail’e, Minka Abla’ya, Angel Dayı’ya, Kodin’e… Ya Kira Kiralina’ya, Sokak Kızı’na ne demeliydi?Hayat Yollarında ile yeniden yol düşlerime yatmıştım: Onun İbrail’i benim çocukluk yurduma çok yakındı. Sözcükleriyle bu yakınlığı sağlıyor; yolculuklara, gitmeye hazırlıyordu beni Istrati. Durup onun gitmelerine bakardım oradan: “Artık sokaktaydım tek başıma, kimsesiz, hâmisiz, yâd ellere düşmüş, biçare, İbrailli, kendisini bekleyen kara günlerden habersiz, Marsilya’ya gidemediğine göre Napoli’de bulunduğuna sevinen hayatla dolu delikanlı[1].

Evet, Panait Istrati çağrısı olan bir yazardır. Onu, zaman zaman dönüp okumalarımda yeniden yol arkadaşı kılarım kendime. Çünkü vazgeçilmezdir, sıkmaz sizi üstelik. Çağrısına kapılırsınız her dem.

Şimdi, Akdeniz anlatısının yeni bir çevirisi[2] geçince elime; okuduğum İtiraf Ediyorum’u (Jaume Cabré) bir yana bırakıp buna yöneldim. Öyle ki; onun 1932’de kaleme aldığı yazarlığını anlatan, yazdıklarından söz eden bir metni de[3] kitabın önünde bulunca, Panait Istrati okumam yeniden gündemime yerleşti. Onun öykülerini anlattığı Adrien Zograffi’yi hatırladım birden… Gitmelerini, sürüklenişini, burukluğunu… Zaman zaman onun serüvenleri serüvenlerim olmuştu. Angel Dayısı da dayım… Evet, bir “göçmen kuş”tu o. Giden, gezinip duran ve dönen.

Panait Istrati
Mihail
Kaynak Yayınları

Istrati de boşuna demiyordu: Adrien Zograffi’nin hayat hikâyesi, yarım düzine ciltte bütün eserlerimin kaynağıdır.”

Istrati’ye dair bilinen öyküdür Romain Rolland’ın elinden tutması, yazıya bağlaması… Ve onda şu duyguyu yaşatması önemlidir: “Ama yazmaya başladığımdan beri öfkeli mizacım mantığımı, tıpkı rüzgârın bir tüyü sürüklediği gibi çekip götürüyor. Özelliğini, boyunu bosunu henüz bilmediğim bir dostumun benim Fransızca yazmamı gerçekten istediği düşüncesi, beni sevinçten havalara uçurdu, mutluluktan hüngür hüngür ağlattı.”

Istrati, onca badireden geçse de; yaşama tutkun biridir. Yazının onun için kurtarıcı olması, yazdıkça yol alması; dahası okurda yarattığı yazar-gezgin, anlatıcı-tutkun imgesi etkileyici bir kaynak olmuştur hep. Örneğin; bizde Tarık Dursun K.’nın anlatıcılığında, Sait Faik’te zaman zaman onun izlerini bulurum. Yazdıkça, gezip gördükçe yaratma arzusunu besleyen biridir Istrati.

Düşle gerçek onun yazı aurasının kaynağıdır. Alıp bizi Adrien’in dünyasına götürürken düşleri de vardır orada yaşadıklarında. Kalemin/in ucuyla kendini her yere taşıyan biridir Istrati. Anadilinde yazmaz, Fransızcaya taşır bütün duygularını düşüncelerini. Romenceden vazgeçmez, ama Rolland’ın sesine kulak verir. Nice aylaklıklardan geçmiş, bin bir türlü işlerde çalışmış Istrati; umutsuzluk içinde kendini uçurumun kıyısında bulur. Onu buradan döndüren Romain Rolland, okuduğu karalamalara bakarak onu yüreklendirir: “Kursağında bir şey varsa, vazgeçmek cinayettir; tembelliktir, suçtur

Fransa, Rusya, Mısır, İtalya onun ruhunu taşıdığı yerlerdir. O, geçitsiz, eşiklerde beklemeyen bir anlatıcıdır. Tutkuyla var eder her bir anlatısını “Yalın gerçeklik” tanımı yetmez onun anlatılarını adlandırmaya. Saflık, duruluk ötesi bir bakışı, anlatımı vardır çünkü…

Aşktan da geçer Istrati. Hem de onu uçurumlara götüren bir aşk. Öyle ki; o dönüşün sonrasında şunu söyleyecektir: “Tanrım! İnsana veba, cüzzam, aklına ne gelirse ver ama kişilik sahibi kadın verme sakın!

Çağrısı olan bir anlatıcıdır, Istrati. İyiliğe, dostluğa, vicdana, aidiyete, yurt sevgisine, yerin doğasına, insanın yeryüzü konukluğuna… Görünenin ardına taşır bizi. Duygulu, içli, bir o kadar da gerçekçidir.

Panait Istrati
Baragan’ın Dikenleri
Fabula Kitap

Bir zamanlar Baragan’ın Dikenleri’ni ezberlemeye kalkmıştım. Klarnet üflerken ki sevdam/tutkum gibi; yalnızca bir parçayı çalmak istemiştim… Nefesimin ayarı buna yetsin demiştim öğreticime. Baragan anlatısı için de belleğimin sadakatine sığınmıştım… Çünkü Istrati’nin de sözlü gelenekten geldiğine inanıyordum. İnsanın sevdiklerine aracısız söz demesi ne güzeldir. Tıpkı klarnetteki ezgiyi üfleyen nefesiniz gibi.

Onun Baragan’ı içlidir. Bakmayın o kadar kıraç olduğuna. Hatırlasanıza o açılış satırlarını: Eylül girince, Tuna boyu Eflâkı’nın geniş çorak kırları, bir ay için bin yıllık hayatını yaşamaya koyulur…”[4]

İyi insan olmak… Eğer erken yaşta Istrati anlatılarıyla buluşmuşsanız, bunu size anlatır o. İnsana, börtü böceğe, bilcümle canlıya, yere, dağa ovaya nasıl bakabileceğinizi de anlatır. Sizi alır sıradanlıktan başka bir çizgiye taşır. Bir benlik yolcusu kesilirsiniz. Evet, kışkırtıcıdır; başkaldırınlarınızın yol/yönlerini de gösterdiği olur size. Onun yeryüzüne haykırışındaki şu sözlerine itirazınız olabilir mi: “Geçmişimi araştırın, dilediğiniz yalanı uydurun, elinizden geleni yapın… Yine de bende, bugün insanlığı mahveden, insanları başkalarının acılarına duyarsız hale getiren bencillikten iz bulamazsınız.

Bir ruh taşır size Istrati. Orada “iyi insan”, vicdanlı biri olmanın bilinci/bakışı vardır. Evet, “yaşamın kutsal anlamı” insanca yaşamak, vicdan duygusunu diri tutmaktır. İşte Panait Istrati bunu bize en iyi anlatan/gösteren yazarlardandır. Size şunu söyler; dönün yaşanan hayata bakın, orada nerde konumlandığınızı görün, insana doğru yürümeye de oradan başlayın. Bizim “insanca yaşamak” dediğimiz şey; iyilikten, dostluktan, vicdanlı olmaktan geçer. Eğer ki yaşadığınız hayatta bunlar yoksa kötülük havuzlarında yüzüyorsunuz demektir.

Istrati, sınırları kaldıran anlatıcıdır. İnsanın yüreğine, yaşadığı yere bakar. Bunların doğasına, yaşamsal tınısına. Bilir ki; insandan insana giden yol dostluktan geçer. İnsanı olmayan insan sevgisizdir, yabandır, her türlü kötülüğe açıktır. Yırtıcı kuş kesilmeleri de nafiledir. Istrati bunu da anlatır bize.

“Yeni İnsan»a dönüktür onun bakışı/duygusu. Adalet duygusundan kopmayan, zamanın incelikleriyle donanan insan… İnsanî olan her şeye açık olan insan… O, yeni tanımlar, adlandırmalar istemez. Başka gözler/sözler ne der diye de yaşamaz. Hissettikçe var olduğunun bilincindedir. Çünkü dünyanın açmazlarını görür, atmaca vari insanların yıkıcılığını da…

Yeryüzünü karamsarlığa boğan ne varsa bir anlatıcı ses olarak karşı çıkar her birine. Bir yerin diline/duygusuna bakarak yazar. Rengini de oradan alır. İşte, onun Akdeniz anlatısına dönerken; önce, bir yazardan, iyi bir yazardan neden vazgeçemediğimizi düşündüm.

Zaman zaman beni “geçmişin coşkusu”na döndüren Istrati’de ne bulduğumu en iyi anlatan yapıtlarından biri de Akdeniz’dir. Burada, Istrati, artık “saflık”ın ötesine geçmiştir. Zamanın ruhunu anlatmaktadır bize. Onda ben “hiç”liği de gördüm “tutku”yu da. Ama daha çok gitme duygusunu sevdim: Bir yerden bir yere, insandan insana gitmeyi. Ve gelip Akdeniz’de buluşmayı…

Bütün ırmakların aktığı, uygarlıkların boy verdiği Akdeniz… O, hiçbir şeye bağlanmamaktan söz etse de, bir yerin, bir dilin, bir düşün bağlayıcılığını hep dile getirir aslında. İbrail’den alıp başını giden Adrien’in Akdeniz yolculuğu başlı başına görsel bir şölendir.

Panait Istrati
Kyra Kyralina

Istrati’nin anlatıcı olarak başat kıldığı bensel söyleyiş okuru avcunun içine alır hemen. “Güneşin Doğuşu”, “Gün Batımı” başlıklı iki bölümden oluşan yapıtın her bir öyküsünde Istrati vardır. Anlatıcı kıldığı Adrien hem odur hem de içindeki sestir.

Bir yere bağlanmanın, aidiyetin ruhunu anlatsa da; o yerde durmayı, tekdüzeliği sevmez Istrati. Kahramanının yolculuğuna çıkar o da. Yazmak için gitmektedir aslında. Biriktirdikleriyle yüzünü yazıya dönerken bunu daha iyi anlar. Adeta taşıyıcı bir ruhtur anlatılarında Panait Istrati.

Eğer Akdeniz’i okumaya başlarsanız, onun bütün anlatı coğrafyasının, anlatıcı kimliğinin izlerini bulursunuz. Ruhunuzda bir arınma duygusu, sözlerinizi alevlendiren derin bir bakışı kuşanırsınız Istrati’nin her bir sözcüğüyle.

Dipnotlar
1. Hayat Yollarında, Panait Istrati; Çev.: Yaşar Nabi Nayır, 1971, Varlık Yay., 147 s.
2. Akdeniz, Panait Istrati; Çev.: Belma Aksun, 2015, Ötüken Yay., 208 s.
3. Yaşar Nabi Nayır, 1950’de yayımlanan “Uşak» çevirisine önsöz olarak almıştı.
4. Baragan’ın Dikenleri, Panait Istrati; Çev.: Yaşar Nabi Nayır,1971, Varlık Yay.,150 s.

 

Bu yazı Arka Kapak dergisinin 2.sayısında yayınlanmıştır.

Devamını Oku...