Anadolu’nun Gözyaşları

Mevlüt Üçpınar

İnsanlık tarihi boyunca bilinen en eski yerleşim yeri olan Anadolu, birçok medeniyete, dine ve millete aynı anda ev sahipliği yapmıştır. Bu coğrafyadaki kültürler, kaçınılmaz olarak değişim ve dönüşüm yaşamış; bu sayede ortaya çıkan kültürel zenginlikler günümüze kadar ulaşmıştır. Hitit, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı gibi büyük devletler başta olmak üzere birçok kavmin yaşadığı bu coğrafya, her köşesinde farklı bir medeniyetin izlerini taşıyor. Dünyanın 7 harikası listesinde olmasıyla, UNESCO Kültür Mirası’na alınan eserleriyle gündemde olan ülkemizdeki kültürel hazineler, bugünlerde yurtdışına kaçırılan eserleriyle gündemden düşmüyor.

Anadolu’nun Gözyaşları
Yaşar Yılmaz
YEM Yayın

Ülkemizden götürülen tarihî eserleri konu edinen “Anadolu’nun Gözyaşları” isimli kitap, hangi eserimizin hangi müzede olduğunu belgeleyerek, bu alandaki çok büyük bir boşluğa söylenmiş bir söz, bir çığlık olma özelliğini taşıyor. Kitabın yazarı, Antik Tiyatrolarda akustikle ilgili çalışmalarını sürdürürken Ege’de gezdiği yerlerde birçok eserin yurt dışına götürüldüğünü ve bununla ilgili bir envanter olmadığını farkediyor. Avrupa’da ve ABD’deki müzeleri gezerek ülkemizden götürülen heykel, anıt mezar, resim, mihrap, rahle, yazma eserler, değerli takılar, ev gereçleri gibi çeşitli eserlerin görsellerini ve bilgilerini kayıt ederek bu kitabı hazırlıyor. Götürülen eserlerin en ünlüleri ise Berlin’deki Altes (Pergamon), Jean Paul Getty (ABD), Louvre (Paris), British (Londra) ve Vatikan Müzelerinde yer alıyor.

Birçok devletin egemenlik mücadelesi verdiği Anadolu topraklarında tarihi eserlere yönelik bir yıkım söz konusu olmamış. Dahası, hoşgörünün egemen olduğu Osmanlı döneminde bazı kiliseler cami olarak kullanılarak ihya edilmiş. Dünyada tarihî eserlerin önem kazanmaya başladığı 19. yüzyıla kadar kimse ne Ege’deki antik kentlerle ne Nemrut Dağı gibi sit alanlarıyla ilgilenmiş. Arkeoloji biliminin ilerlemesiyle başta ABD, Almanya, Fransa, İngiltere başta olmak üzere birçok devlet tarihî eser toplamaya başlamış. Dönemin sömürgeci devletleri, Çin, Hindistan, Afrika, Anadolu gibi zengin kültür birikimine sahip coğrafyalardan hammadde ve insan kaynağının yanında tarihî eserleri de kendi ülkelerine taşımışlar. Osmanlı topraklarında günlük hayatın dışında olan tarihî eserlerin 1920’li yıllara kadar devlet koruması altına alınması söz konusu olmamış. Bu sayede Batılı devletler, istedikleri eserleri söküp kendi ülkelerine taşımışlar. Özellikle de Balkan, Çanakkale savaşlarının yaşandığı yıllarda Anadolu’daki tarihî eserleri yağmalama işi ayyuka çıkmış, sömürgeci devletler bir tarafa Yunanistan bile bu yağmaya dahil olmuştur.

Kültür hazinelerini koruyamayan ülkelerin ortak tarafları ise ekonomilerinin çok kötü olması, savaş ortamında veya arefesinde olmaları her şeyden daha önemlisi tarihî eserlere önem veren bir kültür politikalarının olmamasıdır. Ülkemizde bugün dahi, tarihî ve kültürel eserler hususunda, hem vatandaş hem de devlet kurumları nazarında bir bilinç oluştuğu maalesef söylenememektedir. Gelişmiş ülkelerde ise müzecilik, kültür politikalarının olmazsa olmazıdır. Müzeler, sadece birtakım eski eşyaların, heykellerin, resimlerin sergilendiği atıl/ölü yerler değildir. Tam tersine; ülkelerin, vatandaşlarına ulusal ve tarihî bilinç aşılamada çok etkin bir şekilde kullandıkları açık okullardır. 

Arka Kapak dergisi 5. sayı

Devamını Oku...