Bari Herkesin Anladığı Dilde Horlamayı Başaralım!

Adnan Saraçoğlu

Bir insanlık resmi çekmek istediğinizi düşünün ve bu resmi çocukların da beğenmesini hedeflediğinizi, içinde nelerin, kimlerin olmasını isterdiniz ve hangi tonlarda yazmak isterdiniz bu ışık yazısını? “Sahi mi Susam” bu faraza insanlık resminin Ahmet Önel tarafından çekilmiş ve sayfaya kitaba bürünmüş hali. Bir İzlanda sagası ya da Tolstoy romanındaki kadar olmasa da epeyce karakterle karşı karşıyayız üstelik her birinin normale garezi var!


Sahi mi Susam
Ahmet Önel
ELMA Yayınevi

Semitik geleneği mi selamlamak isterdiniz alın size her gün gemisini yontup duran zamane Nuh’u, güya aynı dili konuşan aynı kültür içindeki insanlardan gına mı geldi; her gün ayrı bir dili konuşarak günü karşılayan yüz kiloluk Elmacık verelim. İnsan hayvan ilişkilerinin iki yüzünü de göstermek mi dilerdiniz; evinde beslediği Gana adındaki filin arkadaşı insan Ekvator ne güne duruyor? Gastronomi dehası olmasına rağmen yüz on bir basamağı çıkamayacağı için kuledeki işinden istifa etmeye çalışan Bay Topaç, bir büfeden dünyaya dikkat kesilen Şenlik Abla ve kızı altı kere yedi –afedersiniz- Gamzeli, orkestrasını kaybetmiş olan Bay Minör ile devam ediyor liste. İsimlere bunca yer ayırmamın nedeni Ahmet Önel kitaplarının tam da bu onomastik şölen özelliğiyle diğer birçok yazar ve kitaptan ayrılıyor olması. İsimler hem ironiyi hem medeniyet kodlarımızı hem de sosyal ya da siyasal bir alegoriyi yansıtabiliyor.

Metnin kolayca tefrik edilecek bir ağırlık noktası bir ana teması yok gibi, merkezi kubbeden daha çok tavana yayılmış küçük kubbecikleri tercih eden benim gibi biri için bu bir dezavantaj değil; karakterlerin, içinde gâh heybetle gâh şaşkınlıkla devinip durdukları küreleri ayrı ayrı takip etmek ve aile pozu verdikleri anlara dikkat kesilmek çok keyifli.Dil esprileri (yedi kere dokuz? Mışıl! diyecekti.On kere dokuz? Hor! diyecekti bu kez de) mantık oyunları (bana anlatılmayanları biriktiriyorum) bilinç akışı tekniğini çocuksu bir espriye harika bir şekilde uyarladığını düşündüğüm –miş gibi yapmalar, düşünmeler, hayale kapılmalar belirsiz parantezler, kitabın dünyasını çocuklar için de kocaman koskocaman bir şenliğe dönüştürüyor.

Şehrin canavarca genişlemesi, kulelere asansörlere mahkum olan hizmet sektörünün asıl kaynağı olan insana sırtını dönmesiyle hezimet sektörü olayazması, sömürülmüş koca kıta Afrika’nın Gana isminde bir fil olarak küçük bir apartman dairesine sıkışması,muhtemel bir tufan arefesinde canlıları kurtarma misyonuna sahip olan Nuh kişisinin ne yapacağını bilemez halde didinip durup gözleri bulutlara endeksli evham biriktirmesi, aynı apartmanda yaşayan (Uzay Apartmanı) ayrı dertlerle savrulan kerli ferli insanların muhtemel dayanışmayı sağlayamamaları, gözümüze sokmaksızın karamsar bir tablo çiziyor.

Karanlığın değilse bile griliğin biraz daha dağılması ve renkli tonların sahnede yer bulması için önce şehre bir sirkin gelmesini sonra , ne kadar çabalasa ve yetişkinlere saflığı ve merakıyla hocalık yapsa da yalnız ve boynu bükük kalan Susam’ın çocuk arkadaşlarına kavuşmasını bekleyeceğiz.

Matematik öğretmeninin icad etmeyi planlayıp durduğu şekeri hiç tükenmeyen sakızın zaten bize baştan bahşedilmiş olduğunu, onu çürütmemek için birbirimizi biraz daha dikkatli dinleyip biraz daha özveride bulunmamızın yeterli olduğunu hiç almadığımız not defterimize de yazalım.

Sahi Susam!

Arka Kapak dergisi 15. sayı

Devamını Oku...