Bir Gazete İlanından Üç Mekana…

Ayşe Yılmaz


Şehzadebaşı’nda Direklerarası’nın hareketli vakitleri… Neredeyse her gün, her akşam için ayrı ayrı ilânların verildiği günlerden bir gün. Bakalım bu akşama hangi eğlenceler var?

“Şehzadebaşı’nda Direklerarası’nda Handehâne Tiyatrosu’nda1 Hamdi Efendi2 idaresinde bu akşam üç saatlik bir fasıl ortaoyunu.

Oyundan evvel ve oyun aralarında altı kişiden mürekkep incesaz takımı dahi icrâ-i âhenk edecektir.”3

Direklerarası o dönemde yalnızca bir eğlence ve gezinti yeri değil; bir kültür, edebiyat ve sanat muhiti aynı zamanda. İlk tiyatro sahnelerinin kurulup geliştiği ve ilk sinema gösteriminin de yapıldığı önemli bir bölge. Tiyatro topluluklarının yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladığı 1880’li yıllarda Direklerarası’ndaki kahvehanelerde Karagöz, orta oyunu ve meddahlık geleneği kök salar. Türk tiyatro tarihinde büyük öneme sahip Hayalhane-i Osmani, Eğlence-i Osmani adlı kumpanyalar ve Küçük İsmail Efendi ile Hamdi Efendi’nin Temâşahâne-i Osmani’si, Komik-i Şehir Abdi Efendi’nin Gülünçhane’si, Arif Efendi’nin Lubiyat-ı Osmanî’si, Sezai Bey’in Tebessümhane-i Osmani’si, Mınakyan Efendi’nin Osmanlı Dram Kumpanyası gibi tiyatro toplulukları bu semtten neşet eder.

Tanzimat devrinin ünlü edebiyatçılarından Recaizade Mahmud Ekrem Araba Sevdası’nda o dönemde Direklerarası’nda piyasa yapan halkı teferruatlıca anlatır. Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde Letafet Apartmanı’nın altındaki Darüttalim Kıraathanesi’ndeki tiplerden yola çıkarak karakterler yaratır. Ahmet Rasim ve Semiha Ayverdi, Ramazan günlerinde Direklerarası’ndaki coşkudan dem vurur. Ve bu coşkunun tadı ilânlarda ve hatıralarda kalır.

İlânın ikinci durağı Kuşdili’ndeki bir gazino. Bu akşam Meşhur Hayali Behic Bey’den “Bahtiyar Âşıklar” ve daha nice sürprizli gösteriler var.

Kadıköyü’nde Kuşdili çayırında vâki gazinoda

Hayâli-i şehîr4 Behic Efendi5 tarafından bu akşam “Bahtiyar Âşıklar” Pazartesi günü akşamı meşhur bir kumpanya tarafından sinematoğraf nâm lubiyat6 ve emsali görülmemiş hünerler icra olunacaktır.”

Acaba niye Kuşdili denmiştir bu yere?

Kuşbazlar, deredeki kurbağaların sesleriyle yarışarak kendi seslerini bulmaları için florya, saka, iskete gibi kuşlarını buraya getirirlermiş. Bu yüzden buraya ‘kuşlara dil öğreten’ anlamında Kuşdili Deresi adı verilir. Hemen yanında uzanan çayıra da, Kuşdili Çayırı denmeye başlanır.

Kuşdili Çayırı, o vakitler, içinden dere geçen, etrafı kestane ve akasya ağaçlarıyla çevrili cennetmekân bir yer. Bir de yeşilliği gözleri kamaştıran çimenleri, papatyaları, gelincikleri dillerden düşmez. Aynı, cambazların ip üstünde kurban kesmelerinin anlatılmaya doyulamadığı gibi.

Burası zamanla geleneksel gösteri sanatları ve orta oyununun merkezi hâline geliverir. Kuşdili Çayırı’nın en önemli yapılarından biri de Kuşdili Tiyatrosu’dur. Kuşdili Tiyatrosu’nda Naşid Bey, Kel Hasan Efendi, Dümbüllü İsmail ve Şevki Şakrak da sahne alır. Naşit Bey’in gösterisi öyle ilgi görür ki izleyenler oturacak yer bulamaz. Şimdilerde hiç kimsenin yer bulamadığı, hatta adını dahi unuttuğu Kuşdili Çayırı’nda…

Beyoğlu sinema için ilklerin mekânıdır; Parmakkapı da öyle. Meselâ İstanbul’a ilk fonoğrafı Parmakkapı’daki eczacı kimyager meşhur Dellasuda Faik Paşa getirir. Bir kuruşa iki kovan dinler eczanesine gelenler.

Ayrıca Büyük ve Küçük Parmakkapı’yı birbirine bağlayan Afrika Han’ı, Parmakkapı Sinagogu, romanlardaki yeri, gazino ve kahvehaneleri onu farklı bir konuma taşır. Tıpkı aşağıdaki ilândaki gibi:

Meddah Aşki Efendi

İstanbul’da Parmakkapı’da Tramvay Caddesi’nde meşhur Mezad Gazinosu’nda bu gece gayet güzel hikâyeler nakledeceğinden teşrif edecek zevatın son derece memnun kalacakları ilân olunur.”

Tanpınar Beş Şehir’de Parmakkapı için şöyle yazar:

“Parmakkapı’daki büyük kahvede Meddah Aşkî dinleniyor, Hayalî Salim’in oynattığı Karagözler seyrediliyordu. Bu Hayalî Salim son büyük karagözcülerdendir. Hatta bir aralık Karagöz oyununa tıpkı tiyatro perdesi gibi bir perde ilâve ederek oyunu yenileştirmeye çalışmıştı. Bütün bu kahvelere samur kürkler giyinmiş kibar sınıf halk gelirmiş. Zaten daha Tanzimat başlangıcında Bayezıt tarafları Karagöz ve ortaoyunun merkezi olmuştur. Nerval 1840’da Bayezıt’ta Bab-ı Seraskeri’nin yakınında seyrettiği bir Karagöz oyununun senaryosunu bize verir. Gautier ise 1852’de bir gecede iki Karagöz oyunu birden görür. Bu kıraathanelere daha sonra yine Ramazan ve Cuma geceleri için musiki fasılları konmuştu. Böylece İstanbul, Cumhuriyet’e kadar olan devirde elinden geldiği kadar Beyoğlu’na rekabet ediyordu.”

Bugünden bakılınca, Beyoğlu’nun rakibini, hatta rakiplerini yere serdiği ortada ve artık tek rakibi de kendisi. 

  1. Abdürrezzak Abdi Efendi’nin kurduğu tiyatro.
  2. Kavuklu Hamdi Efendi.
  3. Yazı, İkdam, 9 Aralık 1906’da yayımlanan bir ilân üzerinden yazılmıştır.
  4. Meşhur hayali.
  5. Meşhur eski ve yeni biçim Karagöz ustalarından.
  6. Eğlence.

Arka Kapak dergisi 28. sayı

Devamını Oku...