Bisiklet Dersleri’nden Bütünlemeye Kalanlar

İlker Arslan

Bisiklet Dersleri, şiir ve öyküleriyle de tanıdığımız yayıncı Ali Ural’ın deneme kitaplarından biri. Kasım 2017’de ikinci baskısını yapmış olan kitapta toplamda otuz farklı deneme yer alıyor. Denemeler ilk bakışta birbirinden bağımsız, belli bir konu bütünlüğü etrafında oluşmamış gibi dursa da onların tek çatı altında okunmasının önemli bir sebebi var bana göre: Ali Ural üslubu. Yazarın son derece şiirsel dili bütün denemelerin satır aralarına sızmış vaziyette. Bu yüzden denemeler, ne anlatırsa anlatsın, bir solukta okunabiliyor. Kitabın ilk sayfası ile son sayfası arasındaki mesafe bir hayli kısa.


Bisiklet Dersleri
A. Ali Ural
Şule Yayınları

Kitaba da adını veren ilk öyküyle birlikte buruk bir mutluluk kaplıyor okurun içini. Söylediği gibi “sevincin tarihi, üzüntünün tarihi kadar karanlık” olduğu için belki de, bütün denemeler, hem bir umudu hem de hüznü beraberinde taşıyor. Bizi karanlıktan aydınlığa çıkaracak olanın ne olduğu da yine aynı denemelerin satır aralarında gizli. Çünkü çok geçmeden bir başka denemesinde geçen şu cümleyle çıkıyoruz aydınlığa“Kimsenin sevinçlerimiz üstüne gölge düşürmeye hakkı yok.”

“Bisiklet sürmeyi öğretebilirim sana, cesaretin var mı?” diye soruyor yazar kitabın ilk denemesi olan “Bisiklet Dersleri”nde ve ekliyor, “Yalnız düşmenin, öğrenmenin bir parçası olduğunu kabul etmeden başlayamayız derse. Öğrenmen gereken ilk şeyin denge olduğu doğru değil. Öğrenmen gereken ilk şey, doğal olduğudur düşmenin. İlk ders bitmiştir düştüğünde. Canın yanacak ki, dengenin kıymetini anlayasın.” Bisiklet sürmek, biraz alegorik bakarsak, zaten yaşamanın bizatihi kendisine benzemiyor mu sahiden de? İçinde bir başlangıç ve mutlaka bir varış noktasının olduğu; bir heyecan ve biraz da korkuyla çıkılan yolda düşmenin de devam etmenin bir parçası olabileceği gerçeği, bisikletle hayat arasında bir bağ kuruyor dersek yanılıyor olmayız herhalde. Ali Ural’ın denemeleri bu anlamda hayatın kendisine dair pek çok ayrıntıyı zarif bir dille okurun belleğine sunuyor. Kendi tabiriyle “unutmakla hatırlamak arasında savrulan insan” için tek tek fotoğraf kareleri seriyor önümüze.

Ural, modern dünya insanı üzerine kafa yoruyor. Bu çerçevede yazdıkları biraz nostaljik ve/ya romantik sayılabileceği gibi, son derece de gerçekçi noktalar içeriyor. “Değer oluşturmak için çaba harcamak yerine ‘değer’i bir meta haline getirerek varlığını anlamlandırmaya çalışan insan”a diyecek iki çift lafı var yazarın mutlaka. Yaradılıştan gelen cevherimizi yeniden keşfedip yolumuza devam edebilmemizin yolu belki de gerçekten onun söylediği gibi “ben” kelimesini “biz”le değiştirmekten geçiyordur. Dünyayı “biz” diyen insanların kurtarabileceğine dair olan inancımız yoksa fazla mı romantik acaba? Ali Ural’ın sorduğu şu sorunun bir cevabı var mı sahiden: “Adalet, doğruluk, dayanışma, paylaşma, muhabbet, kul hakkı, ihtiram… Hangi fabrika üretebilir sizi!”

“Sevgiyle birbirimize bakmadıkça belki de hiçbir şey anlayamayacağız.” diyen yazar haklı. İnsan olmanın yolu sevgiden, anlayıştan, saygıdan geçiyor. Metinlerin tamamında bu bakış açısı hâkim. En başa dönelim: İşte “buruk mutluluk” dediğim burada. Yolun nereden geçtiğini biliyor olmamıza rağmen bir türlü o yola girmiyor oluşumuz bir tür modern çağ hastalığı değil de nedir? Bunun üzerinde mutlaka durmalı, tekrar tekrar düşünmeliyiz. Ali Ural’ın yaptığı da bu: Hayatın bizatihi kendisini bize hatırlatarak nerede durduğumuzu, nasıl düştüğümüz ve niçin kalkmamız gerektiğini bize hatırlatmak. Zaman geçiyor, kum saatinin taneleri tek tek aşağıya düşüyor. Hatırlamamız gereken en önemli şey insan olduğumuz. Bisiklet Dersleri bize insan olduğumuzu ve insanca yaşamanın vurgusunu yeniden anlatıyor. Anlamak isteyen okur mutlaka Bisiklet Dersleri’ne girmeli. Bütünlemeye kalacağını bilse bile…

Arka Kapak dergisi 29. sayı

Devamını Oku...