Bu gezegenden Küçük Prens geçti

 Alper Beşe

2015’in gelmesiyle yayın dünyasında bir Küçük Prens [Le Petit Prince] patlaması yaşandığı dikkatli okurun gözünden kaçmamıştır. Kitabın yazarı Antoine de Saint-Exupéry‘nin öldüğü 1944’ün üstünden 70 yıl geçmesiyle kitabın yayın hakları kamuya ait oldu. Türkiye’de ve dünyada birçok yayınevi farklı çevirilerle, kimileri standart hale gelmiş özgün kapak tasarımına yeni bir soluk getirerek kitabı yeniden yayımladı. Can Çocuk‘tan çıkan nüsha ise Türkçe okuyanları sevindirecek, binlerce insanın özlemini dindirecek bir özelliğe sahip: Çeviri, dilimizin iki ustasının, Cemal Süreya ve Tomris Uyar‘ın imzasını taşıyor. İlk kez 1965 yılında okuyucu karşısına çıkan bu çeviri, yıllar sonra tekrar kütüphanelerdeki yerini alıyor.

1943 yılında yayımlanan Küçük Prens, bugün dünyanın dört bir yanında yaklaşık 250 dil ve lehçede okunan bir modern klasik. Bir çocuk kitabı, bir novella olmanın ötesinde, maketlerden mutfak eşyasına, kırtasiye malzemelerinden perdelere uzanan yüzlerce ürüne ilham veren bir figür; pullara ve paralara basılan bir simge, adına müzeler kurulan bir kültür nesnesi Küçük Prens. Hatta, onun gezegeni olan B-612‘nin adını gerçek bir astreoide verdirecek kadar evrensel. Geçen 70 yıl içinde sinemaya, tiyatroya, operaya ve televizyona uyarlanan yapıtın animasyon filmi de 2015 yılında gösterime girecek.

Yazar, romanı çok sevdiği bir dostuna, Leon Wérth’e, adamak istemişse de çocuklara geniş bir ufuk açarken, büyüklerin dünyasından da çocukluklarına ufak bir pencere aralamak için “Çocukluk günlerindeki Leon Wérth için” ithafıyla başlamış yazmaya. Çocukluğunda çizdiği resimler, büyüklere birkaç numara büyük gelince resim çizmekten vazgeçip pilotluğu seçmiş olan bir adamın, Sahra’da uçağının arızalanması sonucu hayatımıza giriyor çocuk gözüyle kocaman dünyamızı, dünyamızın içindeki çeşit çeşit kişi ve olguyu naifçe irdeleyen Küçük Prens. Pilota sorular soruyor, çocukça sorular. Böylece başlıyorlar geçtiğimiz yüzyılın dünyasında yaşanan ve en önemli nedeni ‘büyüdüğümüzü sanmak’ olan sorunların ortaya döküldüğü sohbetlerine. Üstelik Pilot da çizdiklerini anlayabilen bir yol arkadaşına kavuşuyor.

Yazarın, kitabın hemen başında çizdiği çerçeve, büyükler ile çocukların anlayış farkını ortaya koyar: Çocuklar düş gücüyle gerçeklikten uzakta gibi görünürler belki ama büyükler, karşılarında biri hakikati dile getirirken, onun ne dediğini dinlemek yerine kılığına kıyafetine bakacak denli dar görüşlüdür. Çünkü onlar, 20. yüzyılın önemli filozoflarından, Exupéry’nin yurttaşı Jacques Ranciére’in Cahil Hoca kitabında altını kalınca çizdiği gibi kendi zekâları üzerinde toplumun ve devletin tahakküm kurmasına izin verirler, gizilgüçlerini harekete geçirmek için yapmaları gereken tek şeyi, dolaysız soru sormayı unuturlar.

Küçük Prens, her bireyin aslında ayrı birer gezegen olduğunu gösteriyor bize. Bir yandan da bu gezegenlere ev sahipliği yapan, hepsinden daha büyük bir galaksi olduğunu söylüyor. Kendi gezegenine gömülüp, onu galaksinin merkezi veya bizzat kendisi sananlara inat, diğer gezegenleri görme ve onları keşfetme cesareti buluyor kendinde.

Önce kendi gezenindeki güzelliklerin ve çirkinliklerin dökümünü yaptıktan sonra başlıyor ötekileri ziyaret etmeye. Gül’den ve baobaplardan söz ediyor kendi gezegenini anlatırken. Bir tek gülü, bütün güllerden ayırmanın önemini, dikene karşın gülü sevebilmeyi öne çıkartıyor. Baobapların ise tohum halindeyken gülden ayırt edilemeyeceğini, ancak filizlenir filizlenmez baobap olduğu anlaşılamazsa, kök salıp büyüyeceğini ve başa çıkılamaz hâle geleceğini anlatıyor. Baobaplarla kaplı bir çağda yaşayan bizler için ne kadar büyük bir adım henüz filizlenmemiş baobapları temizlemek.

Uğradığı gezegenlerde, günümüz insanına hiç de yabancı gelmeyecek ilginç tiplerle karşılaşıyor Küçük Prens: I) Uyruğu olmayan, olmuş bitmiş şeyler üstüne buyruk verip, olanları kendisinin yönlendirdiğini sanan bir kral. II) Yalnızca övgülere açık bir çift kulağa sahip, tek kişilik bir dünyada ‘herkes’in kendisine hayran olduğunu sanan bir adam. III) Utandığını unutmak için içki içen, içtiği için utanan bir kısır döngü timsali. IV) Yıldızları satın almak için deli gibi, aralıksız çalışan ve o yıldızlarla hiçbir şey yapmayıp, sadece sahiplik duygusuyla övünen bir iş adamı. V) Dönüş hızı git gide artan, bu yüzden gece-gündüz arasındaki zaman farkının azalmış olduğu bir gezegenin fener yakıcısı. Önceden mâkul aralıklarla yakılması gereken fener, artık dakikada bir yakılmak zorunda. Çünkü bir gün bir dakika sürüyor ve fener yakma yönetmeliği hâlâ yazıldığı günün koşullarına göre işliyor. VI) Masasının başından kalkmayan, mesleğini icra etmek için kaşiflerin ayağına gelmesini bekleyen bir coğrafyacı.

Küçük Prens yedinci gezegen olarak Dünya’ya gelir. Dünya, onun gördüğü gezegenler içinde en büyük olandır. Kendi gezegeninde görmeye alışık olduğu nesnelerin daha büyükleri ve daha fazlası vardır burada. Bu hayret verici durum Küçük Prens’e karşılaştırma olanağı sunar. Artık çokluk içinden seçilecek bir tane nesnenin özel olduğunun farkına varır.

Küçük Prens’in dünyada karşılaştığı ilk canlı yılandır. Çöldedir. Yazarın, kahramanını dünyada çöle indirmesi ve onu yılanla karşılaştırması, Sami dinlerinin yaradılış görüşüne bir gönderme gibidir. Küçük Prens, ilk insandır bir bakıma. Adem ile Havva’yı cennetten kovduracak yılanın bile öldürmeye kıyamayacağı kadar temiz, ‘ilk günah’a bulaşmamış yepyeni bir ilk insan!

İkinci olarak tilkiyle tanışır Küçük Prens. Tilki tekdüzelikten yakınmaktadır ve bunun çözümü olarak “evcilleştirme”yi görmektedir. Bu, çokluk içinden bir taneyi ayırabilmenin ta kendisidir. Tren yolundaki makasçıyla karşılaşır sonra, insanların bu kadar hızla neye yetiştiğine anlam veremeyerek. Susuzluğu gideren ve insanın bir haftada su içmek harcadığı zaman olan elli üç dakikayı insana bahşeden bir hap satan satıcı ile yolları kesişir ardından. Keyfimce harcanacak elli üç dakikam olsaydı” der Küçük Prens, “ağır ağır bir çeşmeye doğru yürürdüm”. Hesaplayan büyüklere karşı Don Quijote tavrıyla karşı durur; güzelliklerin hesap kitap dinlemeyeceğini bilir. Karşısına pilot çıktığındaysa şunu söyler: “Bir yerde bir kuyunun saklı oluşudur çöle güzellik veren”.

Exupéry’nin özgün çizimleriyle yayımlanan kitap umut üzerine odaklansa da yazarın umudunun büyüklerde olmadığı, hangi yaşta olursa olsun umudun taşıyıcısının çocuklar olduğunu çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor.

Bu ürüne babil.com‘dan ulaşabilirsiniz.

Küçük Prens – Antoine de Saint-Exupery (Çeviri: Tomris Uyar – Cemal Süreya)
Can Çocuk Yayınları

Devamını Oku...