“Bunu ben de yaparım!” demeden önce…

 Kültigin Kağan Akbulut

“Bunu ben de yaparım!” modern ve çağdaş sanat eserleriyle karşılaşan birçok kişinin ilk kurduğu cümlelerden. Türkiye’nin toplumsal hafızasına da yerleşmiş olan bu cümleyi son yıllarda çağdaş sanatın görünürlüğü arttığı için daha sık duyar olduk. Tabi ki bu sadece Türkiye’ye ait bir fenomen değil, modern ve çağdaş sanatla ilk karşılaşmaların yaşandığı birçok yerde ve zamanda telaffuz edilmiş bir cümle bu. Alman sanat yazarları Christian Saehrendt ve Sten T. Kittl da bu fenomenden yola çıkarak yazdıkları “Bunu Ben de Yaparım! Modern Sanat Kullanma Kılavuzu” adlı kitaplarında çağdaş sanatın dehlizlerini mizahi dilleriyle talan ediyor.

“Gazeteler ve medya sansasyonel müzayedelerin tumturaklı haberleriyle, yıldızı parlayan sanatçıların gündelik hayatını anlatan röportajlarla dolu. Gazete ve dergilerin kopardığı bu yaygaraya kanarak çok methedilen bir sergiye gittiğinde büyük bir hayal kırıklığına uğramayan var mı? Sergide ne görmüştür peki? Alelade resimler ve objeler ya da kışkırtıcı olmaya çalışan yüzeysel işler, basitçe iğrenç denebilecek şeyler.” diyerek konuya sert bir giriş yapan yazarlar kitap boyunca sanat dünyasını tüm boyutlarıyla irdeliyor.

İstanbul’da şu an 150’den fazla (büyüklü küçüklü) galeri, sergi salonu vs. var. Yani herhangi bir insanın normal şartlar altında takip etmesi mümkün değil. Yazarlar bu sergi, eser bolluğu karşısında kitabın en başında “Az olsun, öz olsun. Kötü sanattan ve manasız popüler etkinliklerden vicdan azabı duymadan uzak durmayı öğrenin, çünkü bunları görmek zorunda değilsiniz,” diyerek sıkı bir sanat diyeti tavsiyesi veriyor.

Kitabın birinci bölümünde, çağdaş sanatın doğuşundan kavramsal sanat gibi sanatın estetik boyutundan çıkıp bilinçsel boyuta evrilmesi ve video, performans, fotoğraf gibi farklı formlara bürünmesi ele alınıyor. İkinci bölüm ise koleksiyonerlerden galericilere, müzayede evlerinden müzelere kadar sanatı bir endüstri haline getiren aktörlerin iç işleyişleri anlatılıyor, daha doğru bir deyimle ipliği pazara çıkarılıyor. Üçüncü bölümde “cool ve biçare” sanat izleyicisinin hal ve tavırları mercek altına alınıyor, sergi gezmenin incelikleri sıralanıyor. Dördüncü bölümde sanat eleştirisi ve sanat eserleri hakkında konuşma derdi ele alınıyor. Bu bölümü başarıyla geçenlere ise “sanat jargonunu otuz ikiden vurmuş ve boş laf diplomasını layığıyla hak etmiş bulunuyorsunuz,” diye sesleniyor yazarlar. Beşinci ve son bölüm ise kötü sanat ile iyi sanatın ayrımı ele alınıyor.

Kitap boyunca yazarlar güncel sanatı çevreleyen birçok meseleye ironik ve sorgulayıcı bir bakışla yaklaşıyor, çağdaş sanat izleyicisi için bir nevi kullanma kılavuzu hazırlıyorlar. Ancak yazarların sarkastik diline övgüler yağdırırken dikkate almamız gereken bir nokta var. O da, yazarların bu konuda sahip oldukları mükemmel birikim. Kitapta bir cümleye kahkaha atarak başlayıp, cümlenin sonunda yazarların sanat tarihi konusundaki bilgisine ve değerlendirme güçlerine hayran kalarak bitirebilirsiniz. Bu nedenle Türkiye’de özellikle bienal vakitlerinde maruz kaldığımız altı pek de doldurulamayan “çağdaş sanatla dalga geçme mizahı” ile bu kitaptaki eleştiri biçimi arasındaki farkı görmek gerek.

Her ne kadar yazarlar sanat diyeti tavsiyesiyle kitaba başlasalar da farklı bir öneriyle kitabı bitiriyor: “Zira çağdaş sanatla zamandaş olmamızda, özel, geçici bir şeyler var. Bu nedenle çağdaş sanatın tek şansı, bizim ona karşı cömert olmamız. Şimdi görmeyeceksek ne zaman göreceğiz bu sanatı?” Çağdaş sanatın, güncel eserlerin güzelliği de burada değil mi zaten? Yaşadığımız zaman içinde üretilip önümüze gelmesi… Bizim yaşadığımız sıkıntıları yaşayan, bizim okuduğumuz gazeteleri okuyan sanatçılar tarafından yapılması… Tevekkeli değil güzelliği tescil edilmiş klasik filmleri izlemek yerine “bu sene dünyada ve memlekette ne filmler çekilmiş” diyerek festivale koşmamız. Genç bir sanatçının büyümesini, eserleriyle olgunlaşmasını izlemek ufuk açıcı bir deneyimdir. Günün dertlerini anlatan bir eserle karşılaşmak bizim kendi dertlerimizi tekrar sorgulamamıza yardımcı olur. O nedenle bütün o medya, PR, piyasa tantanası arasında kendi yolumuzu bulup güncel sanata bir şans verelim.

babilcomdanalabilirsiniz

Bunu Ben De Yaparım! – Christian Saehrendt, Steen T. Kittl
Ayrıntı Yayınları

Devamını Oku...
Bir cevap yazın