Çağdaş Kıta Felsefesi

Esma Meryem

Düşünmenin yaşam için bir gereksinim olduğunu çoğu insan bilir, ama tutarlı ve sistemli düşünmenin ne olduğundan pek azı haberdardır. Felsefe bu tarz bir düşünmeyi içerir. Felsefe mantıklı düşünme biçimidir. Türkiye’de felsefeye olan ilgi Avrupa ve Amerika’ya göre daha azdır. Bunun birçok sebebi var elbette, ama en temelde Türkiye’de köklü bir felsefe geleneğinin olmayışı denebilir. Cumhuriyetin siyasal alanda olduğu gibi kültürel alanda da Osmanlı’dan kopma ve sıfırdan başlama düşüncesi, beraberinde felsefeye giriş metinlerini de sıfırdan başlattı. Geçmişin görmezden gelinerek yeni bir yola girilmesi bu geleneğin inşa sürecini erteledi. 1928- 2000 yılları arasında yazılmış, çevirilmiş felsefe kitaplarına bakınca dönemsel kopuşlar ve ideolojik bulanıklık görülür.[1] Yeni kültürel ve siyasi ortamın yarattığı kargaşa haliyle köklü felsefe gelenekleriyle olan irtibatı da zedeledi. 2000 yılı sonrası bu kargaşadan uzaklaşılmış olunsa da Türkiye’deki felsefe geleneği hala yeterli düzeyde değil. Peki, felsefenin daha sağlam bir biçimde gelişip yaygınlaşması için neler yapılmalı? Bu süreçte iyi bir felsefe eğitiminin gerekliliğinin yanında dünya felsefe literatürünü yakalayan giriş niteliğinde kitapların önemi büyük. Felsefe tarihi boyunca, neler tartışılmış, kimler tartışmış, ne zaman tartışmış, neden tartışmış gibi soruları bir bütün içinde ele alıp yanıtlayacak giriş kitaplarına olan ihtiyaç giderilmeli. Bu sayede felsefe sahnesi parça parça değil, bir bütün olarak görebilir ve dahası bu sahne dikkatli izlenince aktörler ve olaylar daha açık seçilebilir.

Zeynep Direk’in Fol  Yayınlarından çıkan “Çağdaş Kıta Felsefesi” kitabı iyi bir giriş kitabı olma niteliğine sahip. Yazar, kitabın önsözünde, bu kitabı, ders verdiği okullarda kullandığı notların basitleştirip giriş kitabı formatına uyarlayarak oluşturduğundan bahsetmiş. Zeynep Direk bu kitapta kullandığı materyalleri aynı zamanda Açık Öğretim Fakültesi Felsefe Bölümü için yazdığı “Çağdaş Felsefe 2” kitabında da kullanmış. AÖF versiyonunda Henri Bergson, Edmund Husserl, Martin Heidegger, Jean Paul Sartre, Emmanuel Levinas ve Jaques Derrida’yla altı düşünür yer alırken; Fol Yayınlarından çıkan kitabına Hannah Arent, Maurice Merleau Ponty, Simone de Beauvoir, Gilles Deleuze olmak üzere dört düşünür daha ekleyerek on düşünüre yer vermiş.


Çağdaş Kıta Felsefesi
Bergson’dan Derrida’ya
Zeynep Direk
Fol Kitap

“Çağdaş Kıta Felsefesi”nde yazar, 20. yüzyılda yaşamış önemli filozofların hayatlarını eserlerini ve düşüncelerini dönemin toplumsal ve düşünsel problemleriyle ilişkilendirerek anlatmış. Kronolojik olarak ele aldığı her düşünürü, en önemli kitaplarını temel alarak alt başlıklar halinde incelemiş. Öte yandan yalnızca düşünürün görüşünü değil, çelişkilerini, kendisine yöneltilen eleştirileri ve yazılan metnin tarihsel arka planını göz ardı etmeden anlatmış. Bu süreçte yazar, felsefenin en problematik yeri olan kavramları dipnotlar aracılığıyla düşünürün kullanımına göre tanımlamış. Kitapta yer alan düşünürlerin bugün karşı karşıya kaldığımız toplumsal ve siyasal meseleler karşısında ‘eğer bugün yaşasaydı nasıl bir tavır alacağını da kendi birikimine dayanarak, düşünürün gözüyle açıklamaya çalışmış. Her bölümün sonunda da kısaca nelerden bahsettiğini özetler nitelikte sonuç kısmına yer vermiş.

Yazar, konuya ilişkin Türkçe yazılmış ve Türkçeye çevrilmiş kitapları kullanmış, ayrıca bunları kaynakça ve ileri okuma kısmına da eklemiş. Felsefeyle az çok ilgilenen birinin kolayca anlayabileceği bir dil kullanmasının yanında çağdaş felsefeye dair genel bilgi sahibi olmak isteyenler de kitabı sıkılmadan okuyabilir. Felsefe metinleri yapısı gereği yoğun, esnek olmayan ve ağır bir dille yazılır. Çoğu felsefe metninin sıkıcı, anlaşılmaz bulunması da bu esnek olmayan dilin yoğunluğundan kaynaklanır. Kimi düşünürler kötü yazarlardır; onları okumak güç ve yüksek motivasyon ister. Öte yandan felsefe okumaları yalnızca filozofların metinlerinden ibaret değil. Edebiyat ve sanat, benzer düşünceleri daha etkileyici bir dille anlatarak bu metinlerle eş konumda yer alabilir. Bazen bir şiir, bazen bir roman düşünürün fikrini anlamak için birincil bir kaynak bile olabilir. Heidegger’in dediği gibi: “Bu dünyada varlık ve düşünce arasındaki bir söyleşi sayesinde mesken tutarız. Sanatçılar ve düşünürler ise bu söyleşiye girebilenlerdir.” Zeynep Direk’in kitapta her bölümün sonuna verdiği okuma metinlerinin bazılarını edebi metinlerden seçmesi okuyucunun farklı türde metinlerle etkileşim kurup metni daha iyi tanımasına ve kavramasına yardımcı olabilir.

 “Çağdaş Kıta Felsefesi”nde en çok tartışılan meseleler; fenomoloji, yönelimsellik, bilinç, ontoloji, öteki zihinler, etik, özgürlük, zaman, başka gibi kavramlardır. Descartes’ın 17. yüzyılda ortaya attığı kartezyen felsefe 20. yüzyılda da tartışılmaya devam eder. ‘Özne ile nesne arasında nasıl bir etkileşim vardır’ sorusu fenomolojik olarak tartışılmış, öznenin nesneyi nasıl bilebildiği ya da tanımladığı açıklanmaya çalışılır. Fenomenoloji tam olarak şunu tartışır: Şey’in görünümünün ardında kalan ve bizim bilemeyeceğimiz bir varlık ya da öz var mıdır?  Fenomenoloji, Ben’in nesneye ilişkin bilgisinin olanaklı olup olmadığı problemi üzerinde durur. Her şeyden önce fenomeni, yani özneye doğrudan verilmiş olanı betimlemeye çalışır. Bu betimlemede söz konusu olan, nesnenin öz’ünü bilmektir; fakat fenomenoloji öz’lerin bilimi değil, öz’ü görü halinde algıyalan bilincin bilimidir. 20. yüzyıl felsefesinde bu problemi ilk olarak tartışan Husserl “her şey bir şeyin bilincidir” der. Bu sav, bilinç dışında bir gerçekliğin olmadığını, dünyayı bilinçle kurduğumuzu açıkça belirtir. Bir diğer deyişle “fenomenlerin gerisinde kendini bilincin tecrübesine vermeyen kendinde şey yoktur. Öyleyse duyusal görü ve akli görü sayesinde biz bizzat şeylerin kendisini bilebiliriz.” Husserl’in ardından bu problem üzerine tartışan filozoflar, ondan etkilenip aynı problemi farklı düzlemlerde tartıştılar. Heidegger, Sartre, Levinas, Merleau Ponty, Derrida bunlardan bazılarıdır. Bu bağlamda Fenomenoloji 20. yüzyıl kıta felsefesinde ve dolayısıyla kitapta da en çok tartışılan meselelerdendir.  


[1] İshak Arslan, “Türk’ün Felsefe ile İmtihanı: Felsefe Giriş Kitapları Üzerine İnceleme”, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, Cilt: 9, Sayı: 17, İstanbul, 2011 

Devamını Oku...