Çağının tanığı bir mutsuz: Madame Bovary

 Sercan Zorbozan

Tarihe yön veren her büyük olay ardından büyük sanat eserleri, romanlar bırakır. Fransız Devrimi belki de sanat-edebiyat dünyasına etkisi itibarıyla, bu olaylar içerisinde sonuçları en büyük çaplı olanıdır. Hugo’nun 93 Devrimi, Flaubert’in Madame Bovary’si, Devrim’in ruhunu taşır diyemeyiz, her iki romancı da politik atılganlık konusunda pek gönüllü sayılmazlar ancak aydın sorumluluğundan da kaçmazlar:

Romanlarında 1789’un dini, sosyal, politik, ekonomik, her türlü sonucu ve devam etmekte olan uygulamaları göze çarpar.

Madame Bovary’nin, Flaubert’in ve dünya edebiyatının en büyük romanlarından birisi olmasını, yazarının yeteneğiyle birlikte bu “dönem şahitliği”ne borçludur diyebiliriz sanırım. Romanın geçtiği tarihler, 1800’lü yılların hemen başıdır, Devrim’in indirdiği giyotinlerin ve yücelttiği demokratik kavramların sayısı aşağı yukarı eşittir. Kan ile yazılan bir özgürlük mücadelesi, insanların ruhlarında onulmaz yaralar açmaktadır.

Charles Bovary’nin eşi ve romana adını veren Emma Bovary işte bu sıkıntılı dönemin tanığı ve sonucudur: Babası çiftlik sahibi bir toprak zenginidir, küçük yaşta Emma’yı rahibe okuluna göndermiştir. Ancak Fransız Devrimi’nin en büyük hesaplaşması monarşi ve din ile olduğu için Flaubert, Emma’yı rahibe okulunda sıkılan, daralan, bir an önce çiftliğine dönmek arzusunda olan bir tip olarak kağıda döker.

Flaubert bu romanı yazdığında henüz otuz beş yaşındadır. Tamamının yayımlanması için mahkeme huzuruna çıktığında, yargıçın, “Kimdir bu ahlak celladı Madame Bovary?” sorusuna, “Madame Bovary benim!” diye cevap verir. Emma gibi o da burjuva tarzı rahat bir yaşam sürmeye çalışmaktadır, kadınlarla arası çok iyidir, gece hayatının en çok konuşulan isimlerindendir. Bekar, genç, yetenekli ve ahlaki olan her konuyla ince bir üslupla hesaplaşmaya girişmiş bir Flaubert…

Devrim’in burjuva ile bir problemi yoktu, kitabın tamamı o yüzden yayımlandı…

*

Romandaki karakterler zamanın ruhunu büyük ölçüde yansıtırlar. Gözü yükseklerde hukuk öğrencisi Leon, (Fransız Devrimi’nin karizmatik figürleri hukukçudur, Robespierre, Danton…) papazların ve halkın tanrısına değil, Voltaire’nin, Bacon’un yani bilimin tanrısına inanan pozitivist Eczacı, manevi olan her şeye savaş açıp maddiyatı kutsayan Devrim ruhuna karşılık içine kapanan, yalnızlaşan –modern hayatın içindeki yalnız tipi, edebiyatta belki de ilk defa bu romanda yazıldı.- Emma Bovary… Ve Emma’nın kocası, doktor Charles Bovary: İşten yorgun argın eve gelip soba yanında uyuyakalan ev babası. O günden bu güne hiç değişmeyen bir tip. Charles romandaki en hisli karakterlerden biridir, her ne kadar bunu açıkça dile getiremese de:

Yatağına girdiğinde, içten içe büyük bir tutku ve aşk ile bağlandığı ve henüz evlenmediği Emma’yı düşünür, yüzünü Emma’nın babasının çiftliğinin olduğu yöne çevirerek uykuya dalar.

*

Madame Bovary, aradan geçen uzun zamana rağmen halen insana ve insani ilişkilere dair en güncel romanlardan biri olarak önümüzü aydınlatıyor. Büyük romanların kaderi de bu değil midir zaten?

Bu ürüne babil.com‘dan ulaşabilirsiniz.

Madam Bovary  – Gustave Flaubert
İletişim Yayınları

Devamını Oku...