Zeynep Delav

Zihnin işleyişini ortaya koyarak doğasını izah eden zihin felsefesi, dil felsefesiyle paralel bir işleyişe sahiptir. Zihnin kendi kendini keşfedebileceğini söyler. Bu sayede, zihin gücümüzü multidisipliner bir şuura davet eder. Edebiyat, siyaset, sinema ve estetik. Jacques Ranciere denilince, akıllara bu dört ana başlığın yanı sıra, estetik ile siyaseti aynı alana çeken farklı bir felsefi anlayış ortaya koyuşu geliyor. Cezayir doğumlu Fransız filozof Ranciere, bu alanlarda düşünen, düşünmenin yanı sıra ezber bozmaya çalışan nadir filozoflar arasındadır.

İşçi sınıfının varlık sorunlarına, kapitalizmin dayattığı formlardan bireysel ya da kolektif olarak nasıl alanın dışına çıkılmasına kadar, siyasete, demokrasiyi estetiğe, toplum yöneticileriyle sanat üzerinden toplumu tartışırken buluruz kendisini. Bütün bu edimsel gibi görünen dertlere kolektif strateji üretmek için kolları sıvamıştır. Kendi deyimiyle; “bir hareketin en yenilikçi tarafını tutamazsanız kaybedersiniz” diyerek işçi haklarının geleceğine yöntem bulmayı görev bilmiştir. Paradoksal hiyerarşiyi, genellemelere ve radikallerine göre didik didik etmiş diyebiliriz.

Siyasete sanat üzerinden bile bakabilen birisi, düşünürlere de bakmış mıdır diye aklımızdan geçince karşımıza hemen Cahil Hoca çıkıyor. 1800’lü yıllarda Belçika’nın Leuven kentinde Fransız edebiyatı okutmanı olan Joseph Jacotot’un hocalık yaptığı sırada başından geçenleri zihin felsefesi yöntemiyle açıklıyor. Nasıl mı? Bilinen, yani bir hocadan beklenen olası değerlere farklı katmanlardan bakıyor.

Hoca, anlaşılabilir ya da anlaşılabilecek basitliği öne çıkaracak şekile getirebilir. Daha sonra bu basitliği, zora doğru götürebilir diyerek, bunu da bilindik ezberleri bozarak, tıpkı ucu kaybolmuş iplik yumağını ele alır gibi, ucunu bulmaya çalışıyor. Eğitim sistemini, yine bu yöntemle-bu alanda da paradoksal bir hiyerarşi var-o bilindik ışıklı yolu önce karartıyor daha sonra da onların ışık değil sanrı olduğunu söylüyor. Birinci madde; girift hale gelen “öğrenme” ile “anlamayı” birbirinden ayrıştırıyor.

Öğrenmeye tıpkı yeni doğan çocuğun kendi kendine öğrendiği anadili gözünden bakıyor. Sözün yazıya, işitmenin görmeye karşı aslında kendiliğinden olan doğru bilinen yanlışlarına dikkat çekiyor. Pedagojinin elindeki mitleri çekip alarak işe başlıyor. Öğrenme edimini, zihin işleyişi sürecine göre düzeltip, yeniden tasvir edip pedagojiye teslim etmek gerektiğini söylüyor. Bir aşağı zeka, bir üstün zeka var diyen pedagoji mitleri bu durumdan epeyce sarsılacağa benziyor. Jacotot, böylelikle öğrencilerinin gümrah ormanın içinde kaybolmaktan kurtarmış, yeni keşifleri kendilerinin bulmasını sağlamıştır. Öğrencilerine, zekalarını kitabın zekasıyla savaşabileceğini salık vermiştir.

Jacotot, bu es kaza edindiği tecrübeyi orada bırakmadı elbet. Bilerek tekrar etti bu durumu. Çünkü özgürleşmek anca böyle olurdu. Peki Jacotot aslında ne yaptı? Ulysses’in oğlunun serüvenlerinin el kitabını oluşturduğu, Kalipso’nun da aslında ilk kelimesi olduğu Telemak’ı öğrencilerinin eline verdi. (Fransızca dil kitabı) sayesinde Telemak birçok dile çevrildi. Fransız dil kitabı olmaktan çıkıp, öğreti kitabı haline geldi. Kalipso, Yunan dilinde; “gizli veya saklanmış olan” anlamına gelmesi de oldukça ironik!

Kişi ne öğrenmek isterse istesin eline Telemak verilir. Öğrendiklerinden ne düşündüğü, ne yaptığı sorulur. Çünkü, kitapta her şeyin bir maddi karşılığı vardır ve bunu göstermek zorundadır. Zihinsel kapasitenin hiyerarşisinin olmadığını söyleyen Jacotot, aslında ortaya yepyeni bir yöntem çıkarmıştır. Jacotot Yöntemi. Bu iyi öğrenmek ya da eksik öğrenmek değil, öğrenme serüvenine atlamaya cesaret etmektir. İyi hocaların sırrı; zekaya gizlice yol göstermek! Sorularıyla asla özgürleştirmediğini sadece bilgiye giden yolu gösterdiği için, bu işe kafa yoran Sokrates’e attığı taş oldukça büyüktür: “Açıklayan her hocanın içinde Sokrates vardır” diyerek Sokratesçiliğin kusursuz aptallaştırma olduğunu ileri sürüyor.

Günümüzde pedagojik verilerin dışına çıkmayan toplumun Jacotot’un yöntemini hiç sevmediği aşikâr! Çünkü buna olur vermek diğer yandan hocanın hiçbir yerde eşitsizliğinin olduğuna inanmaması demek. Ast-üst meselesi oldukça derinlerde… Toplum bu kadar pedagojikleştirilmişken, özellikle cumhuriyetçilerin ilkesi haline gelen halkın egemenliği ne yazık ki özgürleşme ile çatışma halindedir. Aydınlanmışların görevinin karartmacıları aydınlatmak olmadığını anlatan Cahil Hoca, zeka eşitsizliği diye bir şeyin olmadığı düşüncesini yüksek sesle söylüyor. Ranciere, “eski yöntem, zihinsel düzende yetişmenin başlıca düsturudur” der.

Bilmediklerini bilginlerden öğrenmek değil, bilmediklerini başka cahillere öğretmek olduğunu söyleyen Ranciere, zihni önce darmadağın ederek ardından dağılan parçalardan yepyeni bir kavram oluşturmuştur. Rastlantı sonucu böyle zihinsel bir fırtınayı insanoğlunun lehine çeviren Jacotot’a ardından Jacgues Ranciere’a teşekkür edelim ve eski yöntemi bizde düşünelim.

Bu ürüne babil.com‘dan ulaşabilirsiniz.

Cahil Hoca – Zihinsel Özgürleşme Üzerine Beş Ders / Jacques Ranciere
Metis Yayınları