Çevirmenin Zihninin Parmak İzidir Çeviri!

Esin Esen

Çevirinin başladığı ve şekillendiği yer, çevirmenin zihni. Çevirmen, çok hızlı zihinsel bir süreçte kaynak metni alıyor, dil, algı, kültür imbiğinden geçirerek, hedef kültürde yeniden yaratıyor. Bu süreci ağır çekim izleme şansımız olsaydı hayran kalırdık. Ortaya çıkan çeviri eserse çevirmenin zihninin parmak izi gibi. Üzerinde çalışılmış, emek harcanmış her bir çeviri bu nedenle eşsiz ve taklit edilemez. Yine bu nedenle çevirmenin “görünür” olması önemli.

Japonca, İspanyolca, İngilizce… yaklaşık otuz yıldır çeviri, hayatımın merkezinde. Yazılı ve sözlü çeviriler yapıyorum, Boğaziçi ve Galatasaray Üniversiteleri’nde bu dillerde uygulamalı ve teorik çeviri dersleri verme şansım oldu. Doktora sonrasında akademik çalışmalarımda Japoncadan çeviri üzerine yoğunlaştım. Bugün sizleri benim çeviri yolculuğuma eşlik etmeye davet ediyorum.

Japoncadan Türkçeye doğrudan yapılan edebi kitap çevirileri 2003 gibi çok geç bir tarihte başladı. Ben de, bu alanda, Japonca anadilden çeviri yapan ilk çevirmenlerden ve klasik Japoncadan çeviri yapan az sayıda çevirmenden biriyim. Murasaki Shikibu’nun Günlüğü’nü yaklaşık 1000 yıl öncesinin Japoncasından çevirdim, Japon edebiyatının en önemli kadın yazarlarından birinin eseri. Şu anda Japonca anadilde yazılmış en eski kaynak olan Man’yōshū şiir antolojisi üzerine bir çalışma sürdürüyorum. 1300 yıl kadar önce yazılmış şiirlerin çevirisi de bu çalışmanın bir parçası. Beni büyüleyen şeyse o kadim geçmişte yazılmış bu şiirlerin bir duyguyu, yaşanan bir anı, o kadar canlı, o kadar gerçek bugüne kadar ulaştırabilen gücü. Bir akademisyen ve bir çevirmen olarak tüm bunları Türkçeye aktarabilmek ise muhteşem. Umarım yakın zamanda okuyucusuna ulaşır bu çalışmam da.

Çalışmalarımın özünde Japon algısının Türk algısında yeniden nasıl yaratılacağı düşüncesi var. Çeviride, kaynak dili, kültürü, algıyı bilmek kadar hedef dile, kültüre, algıya hakimiyet de çok önemli. Bence çevirmenin sahip olması gereken özelliklerin başında bu geliyor. Ben de buradan yola çıkarak Japon dilinin temel özelliği “okuyucu sorumluluğu”, bilişsel poetika kuramı ve bağıntı kuramlarından yararlanarak bir yöntem önerisi ortaya koydum. Çevirinin “sezgisel” olarak tanımlanan yönünü daha somut bir düzleme yerleştiriyor bu bakış açısı.

Çevirmenin, çeviriye mutlaka dâhil etmesi gereken bir diğer şey ise çeviri amaçlı metin çözümlemesi. Japon dilinin özelliği “dinleyici sorumluluğu” elbette burada da devreye giriyor. Bu çözümlemenin en önemli noktası ise doğru soruları sorabilmek. Sorduğumuz bu soruların peşinde, çevirmeye başlamadan önce de, çeviri sırasında da, sonrasındaki tekrar okumalarda da çok araştırmak, -günümüzde şanslıyız ki- teknolojinin sağladığı olanaklardan yararlanmak…

Yine bu nedenle çevirmenin teknolojik açıdan da donanımlı olması, internet çağında okuyucunun da teknolojiyi kullanma şeklini göz önünde bulundurabilmesi çevirisine önemli katkı sağlıyor.

Japoncadan çeviri örneğinde iki ülkenin coğrafi, kültürel, tarihi ve elbette algı gibi pek çok açıdan mesafesini kapatma görevini üstlenen çevirmen için burada bahsettiğimiz başlıklar olmazsa olmazlardan.

Son olarak sizlere alandaki güzel bir gelişmenin müjdesini vererek bitireyim. Kotodama İstanbul Academia, Türkçe – Japonca çeviri üzerine akademik kitaplar dizisi. Editörlüğünü Japon Türkolog Ryō Miyashita ile birlikte üstlendiğimiz üç kitaplık bu projede, Türkiye, Japonya, Çin ve Amerika’dan akademisyenlerin çeviribilim, edebiyat, dil, eğitim, tarih, hukuk, sanat tarihi, felsefe gibi pek çok farklı alanı çeviri üzerinden ele alan yazıları olacak. Her iki ülkede de alan için önemli bir başlangıç. 2019 yılı başında yayımlanması planlanıyor.

Japoncadan Türkçeye çevirmenlik ve çeviri görece yeni bir alan. Sadece çevirmenler değil yayıncısı, editörü, akademisyeniyle, her birimiz alanın şekillenmesine kendi küçük adımlarımızla katkıda bulunuyoruz. Yaptığım işte bana en çok heyecan veren de bu âna şahitlik edebilmek, bunun bir parçası olabilmek. 

Arka Kapak dergisi 32. sayı

Devamını Oku...