Cingöz Recai’nin Sinema Maceraları

Tuba Deniz

Peyami Safa, 1924-1960 yılları arasında Server Bedi mahlasıyla yazar Cingöz Recai serisini. Türk edebiyatının en meşhur polisiye dizilerinden biri olan Cingöz Recai’yi yazma sebeplerinin başında ekonomik kaygılar vardır ve bu nedenle kendi ismi yerine annesinin adından esinlendiği Server Bedi’yi kullandığı söylenir. Yazdığı bu yazılar sebebiyle başta Nazım Hikmet olmak üzere pek çok yazar arkadaşı tarafından eleştirilir. Fakat tüm karşı çıkışlara rağmen Arsen Lüpen’den mülhem, Sherlock Holmes’ten pek çok izler taşıyan kahramanının ömrü uzun sürecektir. Kırk yıl gibi ciddi bir zaman diliminde yazılan bu yazılarda, Cingöz Recai’nin karakteri ve yaşadığı olaylar çerçevesinde Türkiye’nin geçirdiği dönüşüme dair önemli ipuçları elde etmek mümkündür. Eserin etkisi dönemiyle sınırlı kalmayacak ve ilk olarak Metin Erksan’ın, daha sonra Safa Önal’ın ve son olarak da Onur Ünlü’nün yönetmenliğinde üç defa filme çekilecektir.

Cingöz Recai, zengin bir ailenin mensubu olarak dünyaya gelmiştir, iyi bir eğitim alır ve uzun süre Amerika’da kaldıktan sonra ülkesine döner. Parayı sever Cingöz Recai, ihtiyacı olmamasına rağmen büyük soygunlar yapmaktan kendini alıkoyamaz. Fakat prensip sahibidir. Çaldığı insanlar ya uyuşturucu taciridir ya da kaçakçı. Onlardan kendi zekice yöntemleriyle aldığı paraları bağış kurumlarına aktarır, yardıma ihitiyacı olanlara ulaştırır, tabii ciddi bir yekûnu de kendi hakkıdır. Bir nevi Robin Hood’dur bu sevimli hırsız, zenginden alır, fakirlere verir. Kadın Cinayeti (1925) adlı öyküde kendisini şu cümlelerle anlatır: “Ben alelade hırsızlıklardan hoşlanmam. Parasını alacağım adam bir hain olmalıdır. Namuslu insanların malına elimi sürmem.” Bir tarafıyla dolandırıcı diğer tarafıyla “ahlak namzeti” olan Cingöz Recai ile baş düşmanı komiser Mehmet Rıza’nın bu sebeple ikircikli bir ilişkisi vardır. Mehmet Rıza hem saygı duyar, içten içe hayranlık besler ona hem de yakalamak için can atar onu.

Türk sinemasında polisiye filmler ilk örneklerinden itibaren hep edebiyat ile kol kola ilerlerler. Geçiş Dönemi yönetmenlerinden Faruk Kenç’in çektiği, Türk sinemasının ilk polisiye filmi Yılmaz Ali (1940), dönemin tanınmış gazetecisi ve yazarı Vâlâ Nurettin, nam-ı diğer Vâ-Nû’nun 1930’lu yıllarda çok sayıda macerasını kaleme aldığı, İstanbul Emniyet Örgütü’nde görevli bir dedektif olan Yılmaz Ali’nin maceralarını konu eder. Sinemamızın ikinci polisiye filmi ise Aka Gündüz’ün eserinden uyarlanan, yönetmenliğini Semih Evin’in yaptığı Allah Kerim’dir (1950). 1951’de çekilen polisiye Ankara Casusu Çiçero (Mehmet Muhtar), 1952 tarihli Ankara Ekspresi (Aydın Arakon) ve İngiliz Kemal Lawrens’e Karşı (Lütfi Ö. Akad) filmleri de hep edebiyat uyarlamasıdır.

Metin Erksan’ın yönetmenliğini yaptığı Cingöz Recai (1954), Peyami Safa’nın aynı yıl kaleme aldığı Cingöz Recai’nin bir macerası Beyaz Cehennem’in uyarlamasıdır. Serinin bu kitabı Aydabir Yayınları’ndan çıkar ve Fransızcaya da çevirisi yapılır. Acar Film’in yapımcılığında çekilen filmde, bir eroin şebekesinin Türkiye temsilcisi armatör Hüseyin Faik’in esrarengiz ölümünün ardından kaybolan paraların peşindedir Cingöz Recai. Turan Seyfioğlu’nun canlandırdığı karaktere şöhret basamaklarını henüz tırmanan Neriman Köksal (nişanlısı Jale) ve Rum asıllı güzel oyuncu Pola Morelli (çete elemanlarından İranlı Persia) eşlik eder. Cingöz Recai’nin hayranlık uyandıran zekasına, eserde olduğu gibi ilk filmde ve sonra çekilecek iki filmde de vurgu vardır. Çevresindeki kadınlar, baş düşmanı komiser Mehmet Rıza ve karşısına çıkan hemen her kişi bu hayranlığı bir şekilde dile getirir. Filmin ilk sahnelerinde gerçekleşen cinayetin sırrını çözmek için Mehmet Rıza harekete geçer fakat uzun süredir ortalıklarda görünmeyen Cingöz Recai ondan çok daha önce davranacaktır. Kılıktan kılığa girer, maktulun ardında bıraktığı sırlı “Hem bende hem bende değil” cümlesini çözer ve bir şekilde paraların yerini bulur. Katili bulmak gibi bir derdi yoktur esasında fakat Mehmet Rıza’nın kendisini katil zannetmesi ve bunu dile getirmesi ağırına gider. Zira Cingöz Recai hırsızlık yapar ama asla katil değildir!

Erksan’dan on beş yıl sonra bu defa Safa Önal Cingöz Recai (1969) çekmek üzere yönetmen koltuğuna oturur. Ayhan Işık’ın canlandırdığı hırsız karakterine bu filmde Sema Özcan ve Piraye Uzun eşlik eder. Cingöz Recai hapisten yeni çıkmıştır ve yeni bir soygun için kolları sıvar. Tüccar Selim Bey’in evindeki ressam Hamdi ve Şevki Bey’e ait tablolarda ne zamandır gözü vardır. Tabloları, Isfahan halıları ile birlikte kamyonete yükleyip Kabataş İskelesi’ne götürmesini ve kendi adamlarına teslim etmesini ister tüccar Selim Bey’den. Kendine has hırsızlık yöntemleri olan Cingöz Recai bu taleplerini yazdığı mektupta uyarır: “Eğer sözümü dinlemezseniz, polise haber verirseniz affetmem, yarın gelir hepsini kendim alırım.” Bu mektubu okuyunca celallenen Selim Bey, ilk iş komiser Mehmet Rıza’yı arar. Cingöz bunu duyduğunda yazdıklarını bire bir uygular ve kendine has yöntemleri ile Selim Bey’in evini bir çırpıda soyar. Bu filmde de bittabi Selim Bey masum değildir, sürekli münakaşa ettiği kızının gizemli hali ve güzelliği ise Cingöz Recai’nin dikkatinden kaçmayacaktır. Burada da Erksan’ın filminde olduğu gibi sır bir cümlede gizlidir, dolayısıyla paralar da: “Elma ağacının dibi karanlıktır. Korkma yürü! Sonunda Allah’a ulaşırsın.”

Erksan’ın filminde Cingöz Recai ile Mehmet Rıza neredeyse iki düşman gibi konumlanır, Safa Önal’ın filminde kısmen bu durum kırılmaya uğramıştır. Senelerce Ayhan Işık’ı filmlerde seslendiren Abdurrahman Palay bu filmde Mehmet Rıza rolündedir. Safa Önal’ın komiser karakteri Cingöz Recai’ye karşı daha iyimserdir. Cingöz Recai’nin filmin bir sahnesinde uzaklara bakarak söylediği sözler, bu karşılıklı muhabbetin bir emaresidir : “Mehmet Rıza olmak güzel ve namuslu bir şey.”

Fakat bu kırılma asıl Onur Ünlü’nün Ekim ayında vizyona giren filmi Cingöz Recai: Bir Efsanenin Dönüşü’nde belirginleşir. Haluk Bilginer’in canlandırdığı Mehmet Rıza, Kenan İmirzalıoğlu’nun oynadığı Cingöz Recai karakterinin atacağı her adımı bilecek kadar onu iyi tanımaktadır. Her an ensesinde olduğu bu hırsızın tüm adımlarını tahmin edebilmesine rağmen bir türlü onu yakalayamaz. Filmde Cingöz Recai’nin karakterine daha fazla sokulmayı dener Ünlü. Babasının seneler önce gözünün önünde öldürülmesi ve intikam duygusu senaryoya dahil edilir. Burada Mehmet Rıza ile Cingöz Recai arasında ise neredeyse bir baba oğul yakınlığı hissedilir. Mehmet Rıza’nın bu filmde de en büyük isteği Cingöz Recai’yi yakalamaktır fakat ona karşı daha baskın duygusu merhametidir. Onur Ünlü’nün filmi de daha önceki iki örnek gibi klasik Holywood polisiye filmlerinin ezberlerinin dışına çıkmaz. Yönetmen her ne kadar filmin bir repliğinde Cingöz Recai’ye “Bond gibi değil, yerli işi yapıcaz.” dedirtse de, ilk iki filmin mütevazı bütçesine oranla çok daha ciddi imkânlarla çekilen film gösterişli yüzeyinin gerisinde izleyiciye özgün bir yorum sunamaz. Filmde Peyami adı verilen lal papağanın varlığında tecessüm ettiği üzere edebiyat susar, hatta sinema susar ve daha çok efektler konuşur.

Arka Kapak dergisi 27. sayı

Devamını Oku...