Dişlerimin Ya da Satılabilecek Her Şeyin Hikayesi

Neslihan Karabacak

İyi bir hikâye her zaman satar. Gustavo Sanchez Sanchez yahut herkesin bildiği adıyla “Otoban” sadece böyle düşünmüyor, bunun böyle olduğunu göstererek satılabilecek her şeyi iyi bir hikâyeyle satıyor. Dişlerimin Hikâyesi, küçük yaşlardan beri koleksiyoncu olan ancak kırk iki yaşından sonra gerçek mesleğini bulup müzayedeciliğe başlayan Otoban’ın hayatını anlatıyor. Tüm hikâyeler gibi Otoban’ın dişlerinin hikâyesi de giriş, gelişme ve bir sonuçtan oluşuyor. Gerisi ise Otoban’ın bir arkadaşının dediği gibi “safi edebiyat!”


Dişlerimin Hikayesi
Valeria Luiselli
Çevirmen: Seda Ersavcı
Siren Yayınları

Dişlerimin Hikâyesi, “Birinci Kitap, Hikâye (Giriş-Gelişme-Sonuç)” ile başlıyor. Bu bölüm Otoban’ın dört dişle dünyaya gelişinden başlayıp, bir müzayedede Marilyn Monroe’nun dişlerini alıp kendine taktırmasıyla ve günün birinde birisi tarafından dişlerinin otobiyografisinin (!) yazılacağını umut etmesiyle bitiyor. “Birinci Kitap”ta tüm hikâye anlatılıyor, ardından gelen bölümler ise kurmacanın büyüsü ile bir edebiyat şölenine dönüşüyor. “İkinci Kitap, Hiperbolik”, “Üçüncü Kitap, Parabolik”, “Dördüncü Kitap, Çembersel”, “Beşinci Kitap, Alegorik”, “Altıncı Kitap, Ekliptik” başlıklarını taşıyor. Bu başlıklar aynı zamanda müzayede yöntemleri. Alegorik yöntem ise Otoban’ın kendi buluşu. Otoban bu yöntemle nesneleri değil hikâyeleri satıyor. Öykülerin etkileyiciliği ile nesnelerin fiyatını belirliyor. Sıradan bir dişi kimse almazken bu diş Borges’in melankolik sancılı dişiyse her şey değişiyor. Sadece nesneleri değil, isimleri bile bu şekilde satabiliyor.

Nesneler, isimler, hikâyeler derken dişleri sattığı bir müzayedenin sonunda Otoban’ın elinde başka diş kalmadığını ve dehşet verici bir kararla kendini açık arttırmaya çıkardığını görüyoruz. “Ben Gustavo Sanchez Sanchez. Emsalsiz Otoban’ım ben!” Fazla mübalağaya kalkışmaz ve sorar: “Açılışı kim yapacak?” Oğlu Siddhartha, Otoban’ı açılış meblağından satın alır. Dişlerimin Hikâyesi, kitabın sonuna doğru bir baba oğul hikâyesine yani insan-nesne ilişkisinden insan-insan ilişkisine dönmeye başlıyor.

Valeria Luiselli, kitap boyunca hikâyenin değeri ve gerekliliği üzerine karakterleri ve okurlarıyla birlikte düşündürüyor. Hikâyedeki karakterlerin önemli bir kısmının bildiğimiz isimler olması (Borges, Woolf, Cortazar, Montaigne, Proust) hikâyeyi farklı bağlamlara taşıyor. Bildiğim bir yazar olan Cortazar’ın hikâyede bir karakter olması ya da öyküsü anlatılan dişin Borges’e ait olması hikâyeye bakışımı değiştiriyor ve bir okur olarak kitabı farklı bir bağlam içinde okumaya başlıyorum. Fakat çağdaş yazarlardan Ruben Dario’yu bilmediğim için, hikâyede Ruben Dario’nun bir karakter olması kurguya bakışımı değiştirmiyor. Yazar, isimler ve isimlerin bizdeki anlamlarını fark etmemizi sağlıyor ve bu anlamların kullanıldıkları bağlamı nasıl değiştirebileceğini ustalıkla gösteriyor. Hatta sayfalar ilerledikçe, aşina olunan isimlerin bizdeki anlamları ve değerleri üzerine kurgudaki yerlerinden bağımsız olarak düşünmeye başlıyoruz.

Dişlerimin Hikâyesi, gerçeklik ve kurmacanın tam ortasında, retorik sanatının büyüleyiciliğiyle kendisini okutuyor. Kurmaca ve gerçekliğin bulanıklaştığı sınırda ise “Sonsöz” başlığıyla yeni bir bölüm karşımıza çıkıyor. Valeria Luiselli bu bölümde kitabı nasıl yazdığını anlatıyor. Dişlerimin Hikâyesi, meyve suyu işçilerinin sesli okuması için tefrika olarak yazılmaya başlanmış. Metinler işçiler tarafından yüksek sesle okunup tartışılmış ve bu okuma seanslarındaki konuşmalar kaydedilip her hafta yazara gönderilmiş. Yapılan yorumlar doğrultusunda yazar bir hafta sonra teslim edeceği yeni bölümü kaleme almış ve kitap bu süreç içinde tamamlanmış. Valeria Luiselli, kitabın yazımına dair, “Şayet bir formül verecek olsaydım, şöyle bir şey olurdu herhalde: Dickens + MP3 + Balzac + LPEG.” diyor. Yazar kitabın formülünü vermekle kalmayıp kitap boyunca kendi okumalarını da gözler önüne seriyor. “Sonsöz”den sonra, “Yedinci Kitap, Doğru mu? Yanlış mı?” başlığıyla gerçeklik ve kurgu arasında kalmış okura kaynakça olarak yazılmış. Ama kaynakçanın da kurgunun bir parçası olmadığını kim söyleyebilir?

Arka Kapak dergisi 31. sayı

Devamını Oku...