Edebiyat ve Sosyoloji

Selami Mete Akbaba

Edebiyat ve sosyoloji… Sınırları sürekli değişen, meraklılarına önce okur, sonra kâşif rütbesi bahşeden iki alan.

Edebiyat, klasik dönemde yazıya ve konuşmaya dair her şeyi kapsıyordu. Bu şemsiye olmadan ne tarihten ne tanrıdan bahsedilebilirdi. Günümüzdeyse edebiyat, bir fakülteye adını vermesiyle çağlar öncesindeki görünümünü anımsatıyor. Kendisiyle aynı adı taşıyan fakültede bir disiplin olmasının yanında, onu disipline edenleri kendisinin tarihçiliğini yapmakla suçlayacak kadar kendi içinde çatışma halinde. Başka bir deyişle, eyleyenleriyle inceleyenleri arasında açık bir ayrım bulunmakta. Eyleyenlerin disiplinden dışlanırken inceleme konusu olması, yazar-eser arasında modernliğe özgü bir ayrımı da peşinden getiriyor ve bu durum onun modern bir disiplin olarak ele alınabilmesine imkân tanıyor. Daha geniş perspektiften bakarsak, klasik döneme ait kapsayıcılık iddiası modernitenin ürünü üniversitelerde kabul görebilme adına geçerliliğini artık korumuyor.

Sosyoloji, bir bilim olarak “toplum”u doğuran on dokuzuncu yüzyılın armağanı. Diğer bilimlerin açıklamakta yetersiz kaldığı, daha doğrusu indirgeyerek çözüm sunduğu “toplumsal” konuları araştırma nesnesi olarak seçti ve onları anladığını öne sürdü. Bu örtük iddiasının temelinde toplumu değiştirme ve bu uğurda diğer alanların onun kanunlarına göre çalışması gerektiği iddiası yatıyordu. Böylece siyasetten spora birçok alanla kendini nitelendirebildi. İlk bakışta mütevazı görünen bu nitelendirme girişimi, genellikle soyut ve anlaşılamaz kabul edilen alanları da sosyolojinin konusu ilan etti. Örneğin müzik sosyolojisi, sanat çevrelerinin özcü müzik anlayışını doğrudan hedef alarak, beğenilerin müziğin kalitesiyle alakalı olmadığını dile getirdi. Din sosyolojisi, dindarlığın din dışı bir unsur olabileceğini, sosyalleşmenin bir ürünü olduğunu söyledi. Bilim ve bilgi sosyolojileri, bilginin toplumsallığını öne çıkararak bilimsel gelişmelerin bir idealin sonucu olmadığı gerçeğine vardı. Kolayca tahmin edebileceğimiz gibi, bu durum diğer alanların tepkisini çekti ve çekmeye devam ediyor. Tekrar geniş perspektiften bakarsak, edebiyatın modern-öncesi kapsayıcılığı, oldukça tartışmalı bir iddia olsa dahi, bugün sosyolojinin elinde.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü, yukarıda kabaca işaret ettiğimiz tarihsel dönüşümün bilincinde, bir dizi seminer düzenledi. Bu seminerler Alfa Yayınları işbirliğiyle, Edebiyat ve Sosyoloji başlığıyla raflardaki yerini aldı. Bu seminerleri değerli kılan hususların başında eyleyen-inceleyen ayrımı yapmadan edebiyatçıları bir araya getirmesi ve onların sosyoloji üzerine düşüncelerini anlamaya çalışması bulunuyor. Örneğin, edebiyatın bahsettiğimiz iki farklı cephesinin önemli isimlerinden Handan İnci ve Ayfer Tunç edebiyattaki toplumsalın rolü üzerine birbirini tamamlayan oldukça değerli yorumlarda bulunuyorlar. “Yalnızca kurmacada olur” diyerek geçtiğimiz olayların toplumsaldan nasıl çıktığını ve metne dönüştüğünü, daha sonra bu metnin kurmaca olarak tekrar nasıl yorumlandığını gözden kaçırmamamız gerektiğini öğreniyoruz. M. Kayahan Özgül’ün sosyolojinin imkânlarına dair tespitleri hem birçok sosyoloğun gözden kaçırdığı nüansları gözler önüne seriyor hem de sosyolojinin varlık nedeninin dışarıdan nasıl sorgulandığının yetkin bir örneğiyle tanışma imkânı sunuyor. Aydın sosyolojisinin önemli isimlerinden Kurtuluş Kayalı’nın literatür eleştirisi binlerce sayfaya açılan kapılara ve dikkat edilmesi gerekli eşiklere işaret ediyor. Bu seminerin yazıya dökülmesi konuşma esnasında muhtemelen kaçırılacak referansları not etme adına okura ayrıca bir şans tanıyor. Köksal Alver’in bir sosyolog olarak edebiyatçı olma girişimini sergilediği konuşması ise bu yoldan gitmek isteyenler için yararlı bir örnek. Ayşen Şatıroğlu’nun sistematik yaklaşımı sosyoloji cephesinden edebiyatın nasıl kavrandığını duru bir dille bize aktarıyor.

Edebiyat ve Sosyoloji’nin merkezinde, tarihsel düzlemde aynı rolü paylaşan iki alanın birbirini anlamaya çalışması bulunuyor ve bu yaklaşımıyla disiplinci duvarların yıkılabileceğine dair ümitlerimizi yeşertiyor.

Devamını Oku...