Futbolun Ciddiyetinin Farkında Olan Bir Mizah Kitabı: Çizgilerle Dünya Futbol Tarihi

Hakan Güngör

Dünya Kupası’nın sona ermesinin ardından doğan ve dayanmanın pek güç olduğu o korkunç boşluğu doldurmaya yarayacak bir kitap var: The Guardian’daki çizimleriyle tanınan David Squires’ın yazdığı (ve çizdiği) Çizgilerle Dünya Futbol Tarihi. Bir aylık uzun bir süreçte hayatımızda yer etmiş kupa heyecanı; futbolcular, performanslar, sistemler, yıldızlar, formalar, taraftarlar ve nicesiyle hayatımızdan çıkarken bu geçişi kolaylaştıracak ve tüm bu saydıklarımı (üstelik sol ve sağ açık olarak tarih ve mizahı da yanına alıp) yepyeni bir kadro oluşturmak suretiyle önümüze koyan Squires’in kitabı İthaki Yayınları tarafından yayımlandı. Futbolseverler kadar, mizaha, tarihe, çizgi romana ilgi duyan okurların da dikkatini çekecek bu çalışmada Squires’ın haftalık olarak The Guardian’a yaptığı çizimlerin yanı sıra futbol tarihinin saha çizgilerinin içinden dünyaya yayılan tuhaf, komik, trajikomik hikâyelerin izdüşümleri var.


Çizgilerle Dünya Futbol Tarihi
David Squires
Çevirmen: Barış Karacasu
İthaki Yayınları

Squires’ın çalışması bir tür “tarih atlası”. “Yeni Dünyalar”, kara parçaları, akıntılar, dalgalar, çalkantılar ve aktörler var bu atlasta. Skorların, taktiklerin, mantalitelerin lejant olarak kendine yer bulduğu bir atlas bu. Atlas’ın bölüm başlıkları ise hayli ilgi çekici: “Uyluk Kemiklerinden Kale Direkleri”, “Bacağı Ele Verenler”, “Totaliter Futbol”, “Total Mankafalar”, “Topun Altına En Seksi Giriş”, “Cunta’nın Dünya Kupası”, “Harika Yedekler”, “Paslaşmanın İcadı” ve nicesi…

David Squires 1974 doğumlu bir İngiliz. Mizah, çizim ve futbol hayatının çok erken dönemlerinde kariyerini şekillendirmeye başlamış. İskoç futbolcu Duncan Shearer’ın Swindon Town’dan ayrılarak Blackburn Rovers’a gidişini anlattığı “The 69’er”, Swindon Town dergisinde yayımlanmış ve kariyerinin ilk adımı olmuş. Ardından futbolla kurduğu profesyonel ilişki sürüp gitmiş. Swindon Town ve West Ham United’ın maskotlarının tasarımını yapan David Squires, kitapta da belirtildiği üzere, “yolları uzun zamandır birbirlerinden ayrılmış olan” futbol ve çizgi romanı yeniden buluşturuyor.

Spor yorumcusu Mert Aydın kitap için yazdığı önsözde, “Bu kitabı okurken en çok içime dokunan çizimler Squires ile aynı duyguyu paylaştığımızı düşündüğüm anlar. O anların dünyanın dört bir yanında yüz milyonlarca kişi tarafından aynı duyguyla izlenmiş olması tarif edemediğim Tanrı parçacığı kıvamı ‘şey’in sonucu” diyor. Bu renkli futbol atlasında herkesin etkilendiği, futbolun yarattığı büyü farklı anlara işaret edebilir. İstanbul’daki Şampiyonlar Ligi finali ve Liverpool’un unutulmaz zaferinin, İtalya-Fransa finali ve yaşanan gerilimin ya da 7-1’lik Almanya-Brezilya maçının (ve maç içinde maça dair olmayan birtakım şeylerin) bıraktığı etki hepimiz için “aynı” değilse bile “aynı yoğunlukta” olsa gerek. İzlemiş olanlar için Maradona’nın ya da Hollanda’nın total futbolunun da dünyanın her yerinde yoğun etkiler bıraktığı da inkâr edilemez bir gerçek…

Squires ise şöyle anlatıyor kitabını: “Kahramanların hikâyelerini okuyacaksınız ya da hainlerin, zaferlerin ya da bozgunların, stadyumların, formaların, kazanılan unvanların ya da çalınan kupaların, Jules Rimet gibi öngörülü ya da ondan sonra gelen hemen her biri kirli futbol idarecilerinin…”

Squires futbolu bilen, aynı zamanda futbol vasıtasıyla hükmedilen büyük para ve iktidar olanaklarının nasıl yönetildiğine dair fikirleri olan bir yazar ve çizer. Endüstriyel futbolun oyunun özüne yönelik tahribatı hemen hemen her karikatüründe hedef tahtasında. Futbolun özünü seven ve savunan Squires, oyunun “borsada değil arsada”ki karşılığını arayanlardan. Dolayısıyla merakı doğrudan futbola yönelik olmayanların da göz atmasında fayda olacak bir kitaptan söz ediyorum. Zira futbolun birleştiren, siyasete, ekonomiye, tarihe ve sporun ta kendisine dair aslında başka pek çok materyali barındıran yapısından bir ölçek almak; tamamına dair daha yoğun bir merak ve gözlem alanı sağlıyor. Evet, Salazar, “Ülkeyi 3 F ile yönettim,” deyip futbolu da diktasına dahil ettiğini belirtiyordu, ama Mert Aydın’ın önsözde hatırlattığı gibi, “Birçok ülkede, örneğin Portekiz’in komşusu İspanya’da futbol seven kitlelerin isyanıdır demokrasiyi yeniden inşa eden.”

Futbol izlemesi de oynaması kadar keyifli bir oyun ve muktedirlerin hâkimiyet kurmak, hegemonya yaratmak istediği bir alan. Dolayısıyla ekonomik manipülasyonların, siyasi aksiyonların ve dahi ırkçılığın, ayrımcılığın zerk edilmeye çalışıldığı bir organizasyon. Squires futbolun görünen yüzüyle ilgili “tatlı şakalar” yaparak geçiştirmiyor konuyu. Bahsettiğim endüstriyel futbolun kurmaya çalıştığı kirli düzenine yöneltiyor mizah gücünü.

Bir “öz hakiki çayır eğlencesinin” nasıl uluslararası bir şölene dönüştüğü Squires’ın temel meselelerinden biri örneğin. Ya da Arjantin-Uruguay maçındaki “anne” etkisi, Nottingham Forest’a başarı yolunu açan baltanın, Maradona elle golü bulurken o an hakemin neyle ilgilendiğinin Squires kadar diğer futbolseverleri de ilgilendiriyor olma ihtimali yüksek.

“Malum olduğu üzere 1863 yılında Londra’da bir pub’da futbolun kaideleri ilk defa kâğıda geçirildiği gün, insan evladı gündelik hayatında sinirleri alınmış löp ete döndü,” diyerek çıkılan yolda Squires, futbolun ortaya çıkış sürecini, yaygınlaşmasında işgalciliğin etkilerinin, FIFA ile diktatörlerin kurduğu “yakın” ilişkinin izleğinde bir perspektif sunuyor.

Tüm bu perspektifte Barış Karacasu çevirmen olarak bir tercihte bulunmuş ve Squires’in yazdıklarını Türkçeye taşımakla yetinmemiş, mizahının da “denkliğini” taşımış. Özellikle belirtiyorum, zira ikisi aynı şey olmayabiliyor. Bazen bir espriyi diller arası yolculuğa çıkarırken yolda çok şey kaybolur. Ama Karacasu esprileri çevirirken, Türkiye’deki “denkliğini” de göz önünde tutmuş. Sözgelimi FIFA, 1934 Dünya Kupası’nı hangi ülkenin düzenleyeceği sorusuna yanıt ararken iki aday ön plana çıkıyordu. Bunlar İtalya ve İsveç’ti. Squires “Dünya Kupası’nı kendi acımasız reklamı için kullanacak kafayı yemiş bir diktatör tarafından yönetilen İtalya”nın afişini gösterirken top ve postal görselini ön plana çıkarıyor. Diğer seçenek ise, “makul ve ilerici İsveç” ve onun afişinde “Gelin canlar bir olalım” yazıyor… Pek çok detayı kitaba bırakmak yerinde olacak kuşkusuz, ancak Nietzsche’ye “Terbiyesiz herif, görürsün nasıl patlar beyninde!” dedirtip bir 32. Gün göndermesi yapmak da, futbolun absürt bir yanını anlatıp “It is the football, that is the football” demek de işte bu “denkliklerin” ürünü…

Futbola sert, hodbin, “şiddetli” yaklaşımlar onu “şakaya gelmez” hale getirse de buna karşı olan futbolun estetik ve sempatik yanlarına odaklanmayı bilen biri. Saha içinde, yedek kulübesinde, soyunma odasında, yönetim katında, şeref tribününde, kale arkasında olup bitenlere kulak kabartmış bir futbolseverin bize anlatacak ve gösterecek çok şeyi oluyor haliyle…

Çizgilerle Dünya Futbol Tarihi kitabının içerdiği Maradona’nın (pardon Tanrı’nın) eli, Zidane’ın kafası, Dudek’in bacakları, bedensel futbolun ortaya çıkışı, Dünya Kupası’nın, Şampiyonlar Ligi’nin düzenlenişi gibi tarihsel, Mussolini’nin kupası, Nazi selamı veren Alman futbolcular ya da savaşın kokusu sinmiş uluslararası maçlar gibi siyasal konular göz önüne alındığında futbola dair bir konunun, yalnızca futbola dair bir konu olmadığı gerçeği bir kez daha karşımıza çıkmış oluyor. Squires’ın kitabı size tam da bunu vaat ediyor. Ortada gülünmesi gereken çok ciddi meseleler var! 

Arka Kapak dergisi 35. sayı

Devamını Oku...