Hitchcockyen Bir Gerilim

 Barış Saydam

Hayalet Yazar’ın (The Ghost Writerhikayesinin ve güncel politik göndermelerinin Tony Blair’ı hatırlatması (halihazırda Blair’in hatıralarını yazdığı bir kitabı da çıkmışken), filmdeki İngiltere Başbakanı Adam Lang’le Tony Blair arasında bir yakınlık kurulmasını da kolaylaştırır. Üstelik Irak Savaşı’nda İngiltere’nin rolü, terörle mücadelede devletin kullandığı yöntemler ve savaş esirlerine yapılan işkenceler düşünüldüğünde, filmin güncel politik metnine de Blair-Lang eşleşmesi uygun düşer. Fakat bu noktada, filmin bu politik figürle ve metinle ne kadar ilgilendiği sorusu da önümüzde belirir. Gerçekten de Hayalet Yazar’ın yadsınamayacak derecede güncel politikayla bir bağı vardır; ancak film, bu bağı daha çok Hitchcockyen bir gerilime malzeme olarak kullanmayı tercih eder.

İngiltere Başbakanı Adam Lang’ın hayat hikayesini yazacak olan gölge yazarın bu iş için nasıl seçildiği, bize bu konuda ilk ipuçlarını verir. Lang’in “tarihsel bir figür” olmasını sağlayan politik kimliği yerine onun insani yanını ön plana çıkarmak için seçilen gölge yazar; bir yandan da apolitik, dünyada olup bitenlerle çok ilgilenmeyen, kendi halinde sıradan biri olması sebebiyle de seyircinin özdeşleşmesi için ideal bir karakter görünümündedir. Gölge yazarın her şeyden bihaber olması, olan biteni anlamaya çalışan seyircinin de onunla birlikte bir bilinçlenme süreci içine çekilmesini kolaylaştırır. Bu şekilde seyirci de başkarakterle özdeşleşerek, hikayenin içine kolayca dahil olur. Başkarakterin bakış açısıyla seyirciler de yaşananları ilk elden deneyimleyerek, gerçekliğe yönelik algısını sınamak durumunda kalır. Alfred Hitchcock’un sıklıkla yaptığı bir şey olan “gerilimi hissettirme” durumunu yine Hitchcock sineması üzerinden açıklamakta fayda var. Hitchcock Sineması kitabının yazarı Robin Wood’dan alıntılayacak olursak; “Hitchcock konusunun o anda gereksinim duyduğu metafizik baş dönmesi duygusunu, bir belirsizlikler bataklığına ya da dipsiz bir kuyuya düşme duygusunu bize kesin olarak aktarır. Bunu, bizi olayların oluşuyla ilişki içinde belirli bir konuma yerleştirerek ve oyuncuların hareketleriyle ilişki içinde hareketlerimizi kontrol ederek yapar.” Roman Polanski de Hayalet Yazar’da karakterinin yaşadıklarını seyircisinde yaşatmak için Hitchcock’un izlediği yolu izler. Film, baştan sona gölge yazarın bakış açısına göre şekillenir. Film boyunca seyirci de gölge yazarla birlikte yol alır. Başkarakterin bakış açısıyla görüşü ve algısı sınırlanan seyircinin bu durumda yapacağı tek şey kalır: Kendisini başkarakterle özdeşleştirmek ve onun yolculuğuna ortak olmak…

Hitchcock filmlerinin hemen hepsinde, yönetmen, seyirciye bir deneyim yaşatmak ister. Seyirciyle film arasındaki perdeyi kaldırmaya çalışır. Böylece seyircisini yarattığı atmosfer içine hapseden yönetmen, bununla birlikte filmin anlam dünyasında da önemli bir farklılık yaratır. Seyirci, metaya hükmeden etkin konumdan, etkinliği metayla sınırlanan edilgen konuma geçer. Bu da doğal olarak anlamın ancak seyircinin metayla bütünleşmesi sonucu çıkarılacağı gerçeğini doğurur. Bunun nedeni de, Hitchcock’un bu şekilde seyircilerde farklı bir bilinç yaratma çabasından kaynaklanır. Hitchcock, filmlerinde seyircinin gerçek hayatta yaşananlara karşı geliştirdiği refleksleri kendi kurmaca evreninde ustalıkla manipüle eder. Seyircinin kurmaca bir evrende olayları farklı şekillerde yaşayarak, olaylar hakkında yeni bir bilinç geliştirmesine imkan sağlar.

Gölge yazar hazırlamakta olduğu kitap sayesinde, hiç alakası olmadığı halde güncel politika hakkında kısa zamanda pek çok önemli bilgiye ulaşırken; onunla aynı durumdaki seyircinin de onun yolculuğuyla benzer bir bilinçlenme yaşadığı aşikardır. Bu yüzden, dışarıdan bakan bir göz olarak filmin metnini yorumladığımızda, filmin güncel politik meselelerle “yeterince” ilgilenmediğine dair bir yargının oluşması olasıdır. Oysa, yönetmen Roman Polanski filmin başından sonuna kadar özenli bir atmosfer yaratarak, filmini bir tür deneyime dönüştürme çabası içine girer. Yaratılan Kafkaesk ada, karanlık ve puslu gökyüzü, gölge yazarın çevresindeki insanların tekinsiz bakışları, kitabın sürekli bir gizlilik içinde korunması, Başbakan ve eşinin film süresince kavga ederek bir tür gerilim yaratması gibi faktörler filmin atmosferinde belirleyici rol oynar. Özellikle filmin finalinde elden ele dolaşan notta olduğu gibi, bütün bu parçaların yarattığı atmosfer aslında bu parçaların kendilerinden daha önemlidir. Bu anlamda, belki de Polanski McGuffin’i sadece yazılan kitap olarak değil, filmin bütünü olarak görür. Filmde olan bitenlerden ve filmin ne anlattığından çok, filmin ne hissettirdiğiyle ilgilenir. Çünkü Hitchcockyen bir gerilim filmi ancak bir deneyime dönüştüğünde, seyirciyle meta bütünleştiğinde bir anlam kazanır.

Yönetmen: Roman Polanski
Senaryo: Roman Polanski, Robert Harris
Yapım yılı, 2010, Fransa, Almanya Birleşik Krallık

Devamını Oku...
Bir cevap yazın