Japon Gelenekselliği ve Doğaya Özlem: Isao Takahata

Gökhan Kuloğlu

Çocuk yaşta televizyon ekranlarında tanıştığımız, Alp dağlarında büyükbabası ile yaşayan küçük kız Heidi’nin çizgi filmini hatırlamayanınız yoktur. Bir döneme damga vuran bu kült animasyonun yanı sıra “Ateşböceklerinin Mezarı”, “PomPoko”, “Komşum Yamadalar”, “Prenses Kaguya Masalı” gibi anime filmlerle adını tüm dünyaya duyuran, Japonya’nın animasyondaki geçmişi ve geleneklerine bağlı kara kutusu IsaoTakahata geçtiğimiz günlerde aramızdan ayrıldı.

Takahata’nın, “Animasyon varsa ilginçlikler de vardır.” ilkesiyle başladığı çizgi dünyası yolculuğunun ilk durağı Toei Animasyon oldu. Burada en yakın arkadaşı ve rakibi olacak Hayao Miyazaki ile tanışarak 1985 yılında Japonya’nın Disney’ini yaratma düşüncesiyle Stüdyo Ghibli’yi kurmaya karar verdiler.

Ghibli’nin başarılı ikilisi arasında mücadele hiç eksik olmadı. Takahata, Hayao Miyazaki ile çıktığı yolda hep bir adım geride kalsa da, Japon geleneklerine selam duran animasyon filmleriyle kendine özgü bir izleyici kitlesi oluşturmayı başardı. Geleneksel çizimleri ve realist anlatımıyla Japon insanının yaşam haritasını filmleştiren Takahata, tarzıyla çevresindeki birçok yönetmene ilham kaynağı oldu. Hatta en yakın arkadaşı ve rakibi olan Miyazaki’nin bile Takahata’nın realist anlatımından etkilendiği düşüncesi ortak çalışma arkadaşlarınca birçok kez dile getirildi. Yasuo Otsuka, Miyazaki’nin filmlerindeki sosyal sorumluluk bilincinin Takahata’nın etkileri sonucu ortaya çıktığını söylemişti.

Günlük hayatın içindeki küçük olayları ve sıradan şeylerin insan üzerinde yarattığı etkiyi filmlerine aktaran Takahata, 1968 yılında yönetmen koltuğunda oturduğu “Güneşin Prensi Horus” ile kariyerinde çıkış yakaladı. Sonrasında “Lupin III”, “Conan” ve bir dönem Türk televizyonlarında da yayınlanan “Heidi” gibi animasyonları yönetti. İsviçre tarihinde Verdingkinder diye anılan çıplak ayaklı köle çocuklara gönderme yapan yönetmen, bu animasyon dizisiyle tüm dünyaya sesini duyurdu.

Takahata dediğimizde birçok animasyon severin aklına “Ateşböceklerinin Mezarı” (1988) filmi gelir. II. Dünya Savaşı’nın Japonya’da yarattığı yıkımı Seito ve Setsuko Kardeşler’in gözünden anlatan film, yaşanan bireysel acılar ile Japon milletinin ortak hafızasına vurgu yapmaktadır. Takahata’nın “sorumluluk” duygusunu her karesinde izleyiciye hissettirdiği “Ateşböceklerinin Mezarı”, güçlü alt metinleri ve “savaşın yarattığı yıkıma” yaptığı küresel sesleniş ile Japon sinemasının kült filmleri arasında yer almaktadır.

Konuşan rakun ve tilkiler ile doğaya özlemini dile getirdiği “PomPoko (1994)” filminde, Japon kültüründe yaşanan erozyona ve geleneksel yaşam alanlarının yerini betonlaşmaya bırakmasına tepki gösterdi. Eğlenceli anlatısıyla sıradan bir Japon ailesinin hayatına dair ayrıntıları ele aldığı “Komşum Yamadalar”ın (1999) ardından uzunca bir süre sessizliğe bürünen Takahata, 2010 yılında yaptığı “Çiftlik Kızı Anne” filmiyle tekrar sahalara döndü.

Güçlü hayal gücünden damıttığı hikâyelerini, Shinto inanışının doğaya saygı ve geleneklere olan hassasiyet ilkeleriyle bezeyen Takahata, aramızdan ayrılmadan önce çektiği “Prenses Kaguya Masalı” (2013) ile 12 ödül kazanıp 2015 yılında Oscar’a aday oldu. Japon kültürünün en çok bilinen masalı Bambu Kesicisi ya da diğer adıyla Prenses Kaguya’yı animasyon filmle tüm dünyaya duyurmayı başardı.

Her zaman gerçekliği aşırı gerçek olmadan ifade etmenin bir yolunu arayan Isao Takahata, animasyon filmleriyle dünyanın dört bir yanındaki insanların hayal dünyasına hitap etti. Geleneksel Japon sanatlarını, hikâyelerini ve efsanelerini izleyici ile buluşturdu. Takahata, Miyazaki ile Ghibli Stüdyosu’nun hikâyesini anlattıkları “Düşlerin ve Deliliğin Krallığı: Stüdyo Ghibli” (2013) belgeselinde oynamıştı.

Arka Kapak dergisi 32. sayı

Devamını Oku...