Kassandra’nın Laneti: Jagten

 Abdullah Rıdvan Can

Kassandra, kendisine geleceği görme, bir bakıma kehanet yeteneği, vaadinde bulunan Apollon tarafından ağzına tükürülerek sunulan o güzide yetisinden sonra daha fazla acı çekmiş olmalı. Çünkü yaklaşan bir şey varken ve siz çığlık çığlığa onu görüyorken başkalarının bu duruma aldırış etmemesi bir varlığı yıpratır elbette. Bu sebeple psikolojideki karşılığı ve tam kavramı; Kassandra Laneti, esasında mitolojik bir imgelemden ziyade modern zamanda karşılığı olan bir sorunsaldır. Yirminci yüzyılın en önemli romancılarından Alfred Döblin, faili durumunun çoğu zaman aynı olduğunu ve kesinlikle insanların onu anlamak için dinlemediklerini vurgular. Döblin bir kahin değildir elbette. Ancak lanet de sadece bir kehanet kavramını karşılayacak kadar dar değildir.Evet, Lucas da “rastgele bir yalan” ile karşı karşıya kaldığında, aslında bir bakıma içerisinde yaşadığı çocukça evrenden ve naif reaksiyonlarından dolayı Kassandra’nın Laneti’ne uğramıştır. Söyledikleri kimse tarafından dinlenmediği gibi bir de yalnız kalmıştır. Bir kahin olarak değil çocuksu bir ruha sahip olarak yaşadığı evren içerisinde, hiçbir sosyal çevre tarafından onaylanmayan ve dayak yiyerek alışveriş yaptığı marketten kovulacak kadar dışlanmaya maruz kalan bir hayat sürmeye mahkum olmaktadır.

Film genel olarak şu temeller üzerine inşa edilmiş durumdadır: 40 yaşındaki Lucas, geçirdiği zor boşanma döneminin ardından hayatını yeniden düzene koyabilmenin peşindedir. Kreşte bir iş bulur, yeni bir kız arkadaşı vardır ve ergenlik çağındaki oğluyla arasındaki sorunlu ilişkiyi onarmaya çalışmaktadır. Artık her şey yoluna girmek üzereyken işler ters gitmeye başlar. Sadece öylesine söylenmiş küçük bir yalan, içinde yaşadığı kasabaya bir virüs gibi yayılır ve Lucas kendini hayatı ve saygınlığı için savaşırken bulur.

Detaylı bir karakter analizine girdiğimizde karşımıza ilk çıkacak mesele, karakterin hangi dünya içerisinde resmedildiğini anlamak olacaktır. Karakter çocuklara ait bir evrende ve kendi öz oğluna hasret bir duygu-durum değişikliği içerisine oturtulmuştur. Bu durum, karakterin ve hikâyenin nereye doğru evirilip nasıl bir dönüşüme uğrayacağının da zeminini oluşturmaktadır açıkçası. Bu yüzeysel bir okumadır. Derin bir okuma yapıldığı taktirde çocukların maruz kaldıkları cinsel istismar vakalarına farklı bir açıdan bakarak olayın her yönüyle irdelenmesi gerektiğini savunan bir film olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Belki teknik bir detay verirsek filmin hikâyesinde seyircinin, çok net bir şekilde, Lucas’ın, küçük kıza cinsel istismarda bulunmadığını, hatta onun bazı duygularına kayıtsız kalarak kızı düzeltmeye çalıştığını çok net resmetmiş durumdaydı. Bir de aynı kreşten bir kadınla birlikte aşk yaşamaları da eklenince seyirci ikna olmuş oluyordu. Ancak yönetmen seyirciyi bu kadar ikna etmişken açık bir kapı bırakmayı da ihmal etmiyordu. Lucas henüz yeni boşanmış bir adamdı. Bu ise ister istemez hikâyeye hizmet eden ve seyircinin bile bir anlık da olsa “Acaba?” fısıltılarına maruz kalan acınası durumuydu. Ancak izleyici, net bir şekilde Lucas’ın bu tavrını öğrenince bu sefer de ciddi bir lanet süreci başladı. Psikolog, çocuğun utandığı zamanlarda gerçeği inkar edebileceğini söylüyor mesela. Ancak bir seyirci olarak ilk kez kızın orada doğru söylediğini ve hikâyenin çözüleceğini düşünüyoruz. Ancak hikâye öyle güçlü ki Kassandra’nın sesinin duyulmaması için reflekslerimizi evren içerisine yaklaştırmıyor. Ve artık Lucas, “onur savaşında” yalnız başına kalıyor.

Filmin adı, The Hunt; orjinal ismiyle Jagten; bizdeki kavramsal karşılığıyla ise Cadı Avı. Bu farklı kavramlar ve isimlerden de anlaşılacağı üzere film, kültürel bir kodla başlayıp evrensele doğru uzanabilme başarısını elde etmiş durumda. Filmin finalinde ise görmediğimiz biri tarafından açılan bir ateşle, az kalsın gerçekten avlanıyordu. Ciddi bir önyargı ve gerçek manada bir “cadı avı” sürecini başarıyla anlatan film, Festen filmiyle büyük bir sükse yaratan genç yönetmen Thomas Vinterberg’in son filmidir. Onur Savaşı, Cannes Film Festivali’nde büyük ses getirmişti. Film Altın Palmiye’ye aday gösterilip farklı kategorilerde üç ödüle layık görülürken son dönemin parlayan yıldızı Mads Mikkelsen En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kucaklamıştı. 

Arka Kapak dergisi 21. sayı

Devamını Oku...