Kentsel Heterotopya

Murat Acar

Kentler; küresel dünya düzeninin kadim ve bir o kadar da yeni öğeleri. Giderek evimiz haline dönüşen devasa yaşam alanları. Dünya nüfusunun yaklaşık %60’ından fazlasını barındıran bu mekânlar haliyle yeni dünyanın vazgeçilmez fenomenlerinden birisini oluşturuyor. İnka Medeniyeti’nden Antik Yunan’a, Selçuklulardan Rönesans’a, Uzak Doğu’dan kıta Afrika’sına kadar yerkürenin tüm coğrafyalarında varolan bu mekânlar, medeniyet yürüyüşünün tüm safhalarında yer alarak kimi zaman dönüşen kimi zaman dönüştüren unsurlar olmuşlardır. Stavros Stavrides tarafından kaleme alınan ve Ali Karatay’ın çevirisiyle Sel Yayınları’ndan çıkan “Kentsel Heterotopya”; tam da bu noktadan hareketle kentin özgürleşme mekânı olarak eşikleri ve onun dönüştürücü etkilerini ele alan bir eser olarak karşımıza çıkıyor. Kentin ne olduğu sorusundan hareket ederek bugün içerisinde bulunduğumuz duruma ışık tutan ve “kentsel adacıklar”dan oluşan metropollerde kurgulanan yaşam biçimlerinin “öteki” olarak adlandırılan gruplarla kurulacak ilişkiler eliyle nasıl daha özgür hale gelebileceğine ve böylelikle kentsel mekanların nasıl dönüşebileceğine yönelik sorulara yanıtların arandığı bu kitap meselelere çok geniş bir perspektiften bakmamızı sağlıyor.


Kentsel Heterotopya
Özgürleşme Mekanı Olarak Eşikler Kentine Doğru
Çevirmen: Ali Karatay
Stavro Stavrides
Sel Yayıncılık

İnsanlık tarihinin en önemli dönüşümlerinden birisini oluşturan Sanayi Devrimi ile birlikte özellikle Batı toplumlarında başlayan ve tüm dünyada etkisini gösteren yoğun kentleşme hareketleri, beraberinde birçok problemi ortaya çıkarmıştır. Sağlıksız koşullarda, barınma ihtiyacının bile karşılanamadığı ve toplu ölümlerin baş gösterdiği Batı ülkelerinde; sınıfsal ayrımın en şiddetli şekilde kendisini gösterdiği kentsel mekânlar üretilmeye başlanmıştır. İşçilere ait mahallelere temiz su ve kanalizasyon hizmeti bile götürülemezken, üretim mekanizmalarını elinde tutan kesimin yaşam alanları ayrılarak bu mekânlara dönemin tüm olanakları seferber edilmiştir. Üretim mekanizmaları için insan hayatının ve kentsel mekânın feda edildiği dönemlerin yerini artık bugün yaşam alanlarının belirgin bir şekilde ayrıştığı dev metropoller almıştır.

Günümüz dünyasında milyonlarca insana ev sahipliği yapan, ölçeği dev boyutlara ulaşan tüketim ve üretim endüstrisinin gölgesinde yer alan kentlerin metropollere dönüştüğü bu mekânlar, ayrışmanın aynı oranda arttığı alanları ifade etmektedir. Sınıf temelli ayrımların yanı sıra sosyo-kültürel farklılıkların neden olduğu ayrımlar kentsel mekânda kendisini ötekilik adacıkları olarak ortaya koymaktadır. “Kendi”sinden farklı olanların yaşadığı kimi zaman fiziksel kimi zamansa psikolojik engellerle ayrılan, ötekilerden farklı kuralları olan ve sürekli bir kontrol mekanizmasını barındıran sınırlardan örülü kentsel adacıklar. Ve bu adacıklara atılacak adımların uç noktasında karşılaşmaların, karşılıklı anlaşmaların yapılabileceği değişim ve dönüşüm noktası olarak beliren eşikler. Foucault’un tanımladığı heteretopya kavramı üzerinden “öteki”lerle birlikte yaşamaya açılan geçit izlerinin kentsel mekanda arandığı “Kentsel Heterotopya”da ütopik olana değil mümkün olan kentsel örüntüye ışık tutulmaya çalışılmış. Kentsel mekânın birbirinden farklı onlarca “adacık”tan oluşmasına karşın tek bir anakıta üzerinde varolduğunun hatırlanmasıyla birlikte engel olarak görülen eşiklerin birer özgürleşme mekânına dönüşebileceği vurgulanmıştır. Ötekiliğin artık bir farklılığı değil bir tanışma ve bir arada olma fırsatını sunmaya başladığı kentsel mekân; böylelikle birlikte sahiplenilen ve kurumları birlikte tesis edilen bir “müşterekleşme” aracına dönüşür. Bu yeni ve ufuk açıcı kavramla birlikte kent, birlikteliğin potansiyel gücüyle değişen/dönüşen ve paylaşım pratikleriyle Lefebvre’nin ifade ettiği gibi “kolektif bir sanat eseri” haline gelir.

Kentsel mekânın kolektif bir ruhla yeniden kazanılması ve herkes için yaşanılabilir, savunulabilir ve değerler üzerinden birlikte hareket edilebilir bir hal alabilmesi için değişik ufuklar açan bu eser okunmayı ve üzerinde düşünülmeyi hak ediyor. 

Arka Kapak dergisi 13. sayı

Devamını Oku...