Atlar, Bozkır ve Hırs

Şerife Yılmaz

Yaşlılığı kabullenemeyen hırslı bir şampiyon baba ile bir türlü babasının gözüne giremeyen mutsuz ve hırslı bir oğulun yaşadığı bir iç savaş romanı… Kessel’in Atlılar’ı tadından yenmez bir Behice Boran çevirisiyle yayımlandığı günden bu yana dinlenip dinlenip yeniden okunası kitaplar arasında yer alıyor.

Kitabın en başından okuyucuyu Afganistan’ın sarı-sıcak, sert ve içli atmosferine sokan Kessel, romanda insanların iç seslerine dair yaptığı tanımlamalarla ruhlara merhem oluyor. Afgan topraklarının ünlü Buzkaşi oyunu çerçevesinde akan romanda hem bölge coğrafyası hem de insanların hayata bakışı, çok çarpıcı örneklerle yer alıyor. Kitabın kısaca hikâyesine göz atacak olursak; Buzkaşi meydanlarında yıllarca şampiyonluğu kazanmış, omuzlarda gezmenin hazzını yaşamış usta binici, yaşlılığında at bakıcılığı yaptığı çiftlikte hiçbir neden yokken, sırf gülümsemenin zevki için gülümseyen iyi yürekli yardımcısını oğlunun hizmetine vakfeder. Yıllarca özenle yetiştirilen güçlü at Çılgın, Kral Buzkaşisi’ni kazanır ancak ona binme gururu teslim edilen babasının gözüne girme şansını ele geçiren oğul Uraz ise bacağı kırılarak oyun dışı kalır ve kaybeder. Babasını gurulandıran kendisi değil, Cahil isimli at olmuştur.

Romanda atların sahipleriyle yaşadığı ruh birliğinin güzelliği ve tam tersi durumdaki acımasızlığı okuyucuya naif dille aktarılıyor. Oğul Uraz’ın kendisini yok sayan babasının ilgi gösterdiği, sevdiği her şeye olan nefreti bir yana, babasından en küçük bir beğeni kazanmak için giriştiği canla başla mücadelesinde başarısız olmasının bedelini kim ödeyecekti peki? Kırık bacağı mı? Babasının sevdiği insanlara kötülük mü? Kaybettiği onuru mu? Açlığın, uykusuzluğun, can acısının bile hissedilmediği gurur kırıklığı duygusunu dibine kadar yaşayan Uraz’ın yaralarına bir avuç baba sevgisi merhem olacaktı oysa…

Romanda kimseye eyvallahı olmayan güçlü ve özgür kadınlar olduğu gibi, ömrünü baskın Afgan geleneklerine boyun eğmekle geçiren ve bunu alınyazısı olarak gören teslim olmuş kadınlara da yer veriliyor. Gençliğindeki şatafatlı günlerini özleyen yaşlı Tursen’in Buzkaşi oyununa susamış ruhu, bindiği atı çatlatarak öldürmesine sebep olan kazanma hırsını nereye koyacaktık bilemedim. Kıskançlığın öcünü ölümüne emrine itaat eden attan almak ne büyük bir hırs!

“Baba, baba, senin için ne yapabilirim?” diye gözünün içine bakan bir çocuğu kıskanmak. Roman arka fonda hiç eksilmeyen Müslüman inancının toplumdaki adet ve törelerdeki baskın saygılı olma vurgusunu sık sık okuyucuya hissettiriyor. Efsane seyis yardımcı Muhki, gözünden bile kıskanarak yetiştirdiği atı Cahil’i oğul Uraz’dan kıskanırken Uraz’ın da babası Tursen’le aynı genleri paylaştığına şahit oluyoruz.

“Hesap yok” diyerek para teklifini reddeden çayhane sahibinin onurunu duyumsarken, ücret ödemek için ısrar etmeyi aniden durduran Uraz’ın “Bir yoksula sahip olduğu biricik zenginliği bırak, alma” sözüne saygı duyarak susması bugün unutulan birçok inceliği hatırlatıyor okuyucuya. Baba-oğul arasında yaşanan yoğun ama sessiz savaşa, kadim bilge Gardi Geç’in yaptığı tavsiyeler ise daha uzun yıllarca insanlara yol göstermeye devam edecek. Gardi Geç’in Tursen’e en önemli tavsiyesi: Bir an önce yaşlanmaya bak. Kendi postu içinde yapayalnız boğulup ölmemek için herkesin, bir başkası için gerekli olduğunu duymaya ihtiyacı vardır.

Bu yazı Arka Kapak dergisinin 5.sayısında yayınlanmıştır.

Devamını Oku...