Kimine Bilmece, Kimine Hikâye

 Erkan Şimşek

Gökdemir İhsan’ın ilk kitabı Katakofti “ilk”lerin düştüğü tuzaklardan kaçabilmiş, merakla edebiyatı bir araya getirebilmiş bir eser. Detektiflere meyyal okurun özellikle ilgisini çekecek.

İlk kitaplar tekinsizdir. İlk romanlar biyografiktir. Bunlar benim kitaplara dair sayısız ve sefil önyargılarımdan sadece ikisi. Haliyle hiçbir kıymet-i harbiyeleri yok.

Tekinsizler çünkü… İçlerinden ne çıkacağı belli değil. Misal Puslu Kıtalar Atlası bir ilk roman. Cevdet Bey ve Oğulları da. Kötü örnekleri sayması ise zahmetli ve kalp kırıcı. Birincisi için tembel, ikincisi için yufka yürekliyim. Unutmadan, bir de “mütevazı”. Bir de laf salatası olur bunların kötüsü. “İlk romanımda modern kent insanının yalnızlığını anlattım; başka bir biçimsellik içinde” diye imlenen sayısız roman vardır; Rus klasiklerine öykünen. 80. sayfaya gelmişizdir hâlâ kahramanımız park ettiği otomobilinden inememiştir. Aynı süre içinde Tolstoy iki savaş, bir mütareke üç de yasak aşk anlatır.

Biyografi kısmına hiç girmiyorum. Attila İlhan “ilk” romanı Sokaktaki Adam’ı yayınlamadan önce on roman yazmış ve bunları yayınlamamıştı. Bunu da şöyle açıklamıştı: “Birçok roman yazdım daha önceden. Ama neden yayınlamadım? Çok akıllıca bir sebebi vardı. Çünkü biliyorum ki yazarlar ilk romanlarında kendilerini anlatırlar. O da romancılık değildir. Günlük tutmaktır.”

Bu beyhude girizgâhın sebebi de bir ilk kitap. Ve nazar değmesin bütün bu mevzulardan vareste. Eserimizin adı Katakofti ve alt başlığında “Sekizli Muamma Hikâye” yazıyor.

Kendisi için kısaca bilmece kitabı da diyebilirdim ama bu bir yanıyla iltifat bir yanıyla haksızlık olurdu. Ya da şöyle diyeyim, bugün okuyunca bilmece, yarın okuyunca hikâye. Ben okuyunca roman, sen okuyunca puzzle.

İşte Katakofti’nin bizi şaşırtan tarafı bu. Özetle, dedektif meşrepli okurlara, sürprizlerle dolu bir hikâye kitabı… Katakofti, farklı kişilerin ağzından anlatılan ve birbirini bütünleyen sekiz hikâyeden oluşuyor. Bölümlerin ismi de Sâminen, Sâbian, Sâdisen, Hâmisen, Râbian, Sâlisen, Sâniyen, Evvelâ. Yani sekiz, yedi, altı….. bir. Bu da demek oluyor ki son bölüm aslında ilk bölüm. Belki de kitabı tersten okumak gerekiyor. Bilmiyorum, ben denemedim. Onu da meraklı okurlara havale edeyim.

Katakofti, bir mahkûmun esrarengiz şekilde ortadan kayboluşu çevresinde gelişen olaylar, bir dizi bilmecenin okura takdimi şeklinde cereyan ediyor. Gökdemir İhsan, son derece özenli üslubuyla, birbirinden uzak dünyaları bu küçük kitapta yan yana getirmiş.

İngiliz klasiklerinin, halk türkülerinin, kadim kıssaların, devrim marşlarının tatları bu “humour” yüklü mistik polisiyede buluşuyor. Hikâyeden bir tek unsuru çıkarınca olayların seyri ne derece değişir? Katakofti, bu kışkırtıcı soruyu cevaplıyor. Gökdemir İhsan, edebiyatı “Hakikati araştırmanın münasip bir yolu” olarak kullanırken, hikâyeyi de okur ile kahraman arasında fırsat eşitliğine dayalı bir oyun olarak kurgulamış.

Kaybolma, ipucu bırakma, iz sürme gibi konularla ilgiliyseniz ve serde bir nebze olsun dedektiflik varsa, Katakofti size kârlı bir okuma vaat ediyor. Ressam Ahmet Gürlen’in desenleri, hikâyenin kapılarını açan birer anahtar olarak sayfalara yerleştirilmiş. Her kapıyı açtığınızda “Bu ne güzel sürpriz!” diyeceksiniz.

babilcomdanalabilirsiniz

Katakofti (Sekizli Muamma Hikaye) – Gökdemir İhsan
Dergah Yayınları

Devamını Oku...
Bir cevap yazın