Körlük: Zorunluluklar Mucizeler Yaratır mı?

Yunus Emre Tozal

Bir adamın birdenbire kör oluşundan, bunun bir salgın halinde toplumda yayılmasıyla tüm bir uygarlığın tuzla buz haline gelişine uzanan öyküsü Körlük, Jose Saramago’ya dünya çapında ününü kazandıran eseri. Saramago körlüğü, gözün ışıktan yoksunluğu olarak değil, ruhun bizzat karanlık tarafından istilası olarak görüyor. Saramago’nun Körlük’teki başarısı, insan doğasının, gücü eline alanın vahşileşmesi tezini sosyal uyum, itaat, sosyal bulaşma gibi bilimum sosyal psikoloji kavramlarıyla birlikte işleyebilmesinde elbette… Kimi zaman yanlış öğretiler, yanlış yönlendirmeler ve yanlış izlenimler sonucu kişi/toplumu felaketlere sürükleyebilen gerçekleri görememe hali olarak Körlük, bu yönüyle bir toplumsal ve politik hiciv romanı olarak okunabilir. Saramago Körlük romanı için bir röportajında “Bu kitapla anlatmak istediğim hepimizin körleşmeye başladığı değildi. Bence körleşmiyoruz. Hepimiz körüz. Körüz ama bakıyoruz. Bakabilen ama görmeyen kör insanlar.” diyor.

Saramago, dehşetle karşı karşıya kalan insanın özündeki vahşete dönüşünü anlattığı Körlük ile sağlam bir sistem eleştirisi yapıyor. Saramago’nun okuyucuyu şöyle bir tutup silkeleme amacı gütmesi, epey rahatsız edici bir realite etrafında kurgulanmış. Bütün herkesin bir anda kör oluşuyla insanların hayatta kalabilmek adına kurdukları düzeni, buna mukabil yaşadıkları rezillikleri nasıl sahiplenip bunlara nasıl adapte olduklarını okuduğumuz Körlük kitabındaki metaforlarla Saramago, okuyucuya tam bir anarşi halinde geleneksel ahlak, örf adet ve edep kurallarından neleri değiştirebileceğini, neleri muhafaza edebileceğini sorgulatıyor. Kitapta tüm bu sorgulamalar; körlük halinin bir zorunluluk çerçevesinde yaptıklarını, gerçek anlamda görmeye başlamak için ödemeleri gereken bedelleri ve bilinçlerini nasıl terbiye etmeleri gerektiği de tartışılıyor. İnsanın vahşileşmeye ne derece meyilli, bencil bir yaratık olduğunu zekice bir metaforla anlatan Saramago, tıpkı William Golding’in “Sineklerin Tanrısı” romanında olduğu gibi “İnsansan şiddet vardır içinde, yaşın önemi yoktur.” düşüncesiyle hareket ediyor. Sineklerin Tanrısı’nda bir araya gelen çocuklar kendi aralarından bir lider seçerler, Körlük’te de bir lider vardır; her iki eser de pek çok farklı açıdan incelenebilir, tarihi, psikolojik, sosyolojik ve dini metaforlar, geleneğin tüm birikimiyle çarpışırlar ve yeniden derinlemesine yorumlanır, tartışılırlar.

Körlük, büyülü gerçekçilik akımının da en önemli örneklerinden… Saramago, kitaplarında noktalama işaretleri kullanmaz, noktalama işaretlerine karşı düz bir tutuma sahip olması ilk başta sıkıntı verecek gibi dursa da bir süre sonra anlatımdaki sadeliği, romandaki akıcılığı, konunun ilginçliği ve konuya alışılmışın ötesindeki bakış açısı okuyucuyu etki alanına alıyor Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık’ı gibi… Büyülü gerçekçilik alanındaki kitapların heyecanla satır satır okunmasını sağlayan, okuru kâh koşturup kâh dinlendirerek kurgunun içine alan yapısı, okuyucuyu öncelikle kendine bağlamayı hedefler. Bu hedefine de insanların düşünüp unuttuğu ya da düşünüp söyleyemediklerini tahmin ederek -konuyu tahminlerle başlatarak- okuyucunun karakterlerle özdeşleşmesini başardıktan sonra onları kendi sübjektifiyle etkileyerek ilerler. Bu yönüyle baktığımızda Saramago, yeni şeyler söylemek için yeni biçimler peşindedir. Ne söylediği aynı biçim kadar önemli olduğu için, metin biçimiyle oynar. Oysa söz konusu diğer yazarların ise ne söylediğinden ziyade, onu nasıl söyledikleri önem kazanır, ön plana çıkar.

Jose Saramago keskin bir zekâya, hayal ve gözlem gücüne sahip. Okuru sorgulatan; sorgulatırken de okurun yanıtının içten olup olmadığını kontrol eden bir yazar. Öyle ki “Zamana zaman tanıyın her şeyi çözümlesin.’’ gibi çözümlemeleri de bu kontrol içerisinde veriyor. İlk defa başlayacak olanlar muhakkak “Körlük” ile başlasınlar. 

Arka Kapak dergisi 12. sayı

Devamını Oku...