Küçük Prens Fırtınası

Ümit Yaşar Özkan

Küçük Prens fırtınası sürüyor. Neredeyse ayda bir yeni bir çeviriyle karşılaşıyoruz. Bu toz duman arasında hikâyeyi anlamaya ve konuşmaya çalışanlar yok değil ama bu anlama ve konuşma gayretinin arka planda kalması ister istemez şunu sorduruyor: ‘Küçük Prens eleştirdiği ‘Niceliğin egemenliği’ne kurban mı gidiyor?’

Farklı çevirilerin faydası var elbette, mesela Tilki’nin kullandığı ‘evcil’ kelimesinin aslında ‘alışmak’ olarak da çevrilebileceğini görüyoruz. Exupery’nin Küçük Prens’ini farklı şekillerde okumak mümkün: Çocukluğun yeniden keşfiyle iç içe geçmiş bir büyüme hikâyesi, modern insanın yalnızlığını ve açmazlarını anlatan bir masal, insanoğlunun anlam arayışı üzerine evrensel bir kıssa…

‘Bir insanı al onu çöz çöz çocuk olsun’ der Sezai Karakoç Köpük şiirinde. Exupéry’nin hikâyesi yetişkin insanın katı kabuğunun altına gizlenen özü gösterir bize. Yazar yetişkinlere şefkatle yaklaşır, dili yalındır, okurunu zorlamaz, ona hakikati dayatmaz. Daha ithaf kısmından itibaren hikâye adeta kendine şerh düşerek çözüle çözüle ilerler. Bu çözülme Karakoç’un şiirinde söylediği gibi çocuğa, öze, sahici olana varma çabasını gösterir.

Üsküdar’da sürdürdüğümüz çocuk edebiyatı atölyesinde Küçük Prens’i bir arınma, azalarak öze dönme/ dokunma hikâyesi olarak okumayı denedik. İnsanın fazlalıklarından arınarak kendi hakikatine varması hikâyenin konusu ve felsefesini oluşturuyor ama aynı zamanda metnin dili hatta yazarın çizimleriyle metin arasında oluşturulan çelişkiler-gerilimlerde de bunun somutlaştığını görüyoruz.

İlk Küçük Prens çizimi 13. sayfada karşımıza çıkar, anlatıcının bu çizime eşlik eden yorumu şudur:

‘Kuşkusuz bizim resim sevimlilik yönünden modelinden kat kat aşağıdadır.’ Yazar resme dair tereddütlerini kitabın başında bahsettiği vazgeçilmiş ressamlık macerasından kaynaklanan cesaretsizliğine bağlar. Peki, biz bu ifadeyi resmin okurun tahayyülünü engelleyebileceğine dair bir endişe olarak okuyamaz mıyız? Bütün hikâye kesrete boğulmuş; niceliğe ve surete takılarak aldanmış insanın hakikatten uzak düşmüş olmasına bir ağıt değil midir? İnsanın ‘Gerçeği yüreğiyle görebilmesi’ için kendisini düşünmekten, hissetmekten, hayal kurmaktan alıkoyan çokluğu azaltması gerekmektedir. Aslında anlatıcının yaptığı kendi Küçük Prens’inin suretini çıkartmaktır (ki aslı bundan daha güzeldir) okur da kendi Küçük Prens’ini hayal etmelidir tıpkı Küçük Prens’in sandığın içindeki koyunu hayal ettiği gibi. Aslında Küçük Prens de anlatıcıya hikâyesini baştan sona anlatmaz, hikâyenin kahramanı olan pilot sorularını ipucu olarak kullanarak onun hikâyesini bütünler. Biz okurlar da anlatıcının verdiği ipuçlarıyla resmin tamamını görmeye çalışırız.

Kitaptaki bütün hikâyecikleri bu çokluk/tekliksuret/ öz tezadı üzerinden okumak mümkündür: Surete takılıp kalmanın hakikati nasıl perdelediğine Türk gökbilimcinin hikâyesinde de şahit oluruz. Maalesef şimdiye kadar çevrilirken uğradığı sansür bahsiyle gündeme gelen bu kısım aslında suretin, imajın ötesine geçemeyen yetişkinlerin hasarlı bakış açısına dair dokunaklı bir eleştiridir.

Küçük Prens’in akıbetini öğrendiğimiz sayfalarda hayatı ve dili sadeleştirme macerası uç noktaya varır. ‘Usulca bir ağaç gibi yıkıldı.’ yazısına eşlik eden resimde kahramanımızı son kez görürüz. Sonraki resimde ise basit iki çizgiyle betimlenmiş çöl ve gökyüzünde ışıldayan tek bir yıldızdan başka bir şey yoktur. ‘Bu benim için dünyanın en güzel ve hüzünlü resmidir.’ der anlatıcı. Zen felsefesindeki anlamıyla tefekküre sevk eden bir boşluktur burada söz konusu olan, bu sayfada artık herkes kendi ‘Küçük Prens’ini tahayyül etme özgürlüğüne sahiptir.

‘Koyun çiçeği yedi mi yemedi mi?’ Anlatıcı için bu soru önemlidir ‘Ve hiçbir büyük, bunun ne denli önemli olduğunu anlamayacaktır.’ Küçük Prens’ten hatıra kalan bu soru bana başka birini hatırlatıyor, J.D. Salinger’in Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabının çocuk ergen kahramanı Holden Caulfield. O da Central Park’taki yapay göl donup buz tuttuğunda ördeklerin nereye gittiğini merak ediyordu. Yetişkinlerin rakamlara boğulmuş dünyasında bu soruların ve bu tür ‘acayip’ merakların yeri yoktur.

Ebedi çocukluğu temsil eden Küçük Prens çölleşen hayatın kalabalığı içinde unuttuğumuz hayret, merak, sevgi gibi duyguları hatırlatacaktır bize, her okuyuşumuzda yeniden.

Küçük Prens
Antonie de Saint-Exupery
Çev: Cemal Süreya & Tomris Uyar
Can Çocuk

Bu yazı Arka Kapak dergisinin 1.sayısında yayınlanmıştır.

Devamını Oku...