Locke Lamora’yla ve yalanlarıyla tanışın

 Volkan Alıcı

Kayıp, terk edilmiş, öksüz ve yetim çocuklardan oluşan bir kalabalığa hükmeden Hırsızbaşı’nın Gölgeler Tepesi’ndeki evine (eski bir mezarlıktır bu) Locke Lamora adında, beş-altı yaşlarında, sessiz sakin bir çocuk katılır. Hırsızbaşı, Camorr şehrinin bu genç hırsızlar ordusuna mesleğin inceliklerini öğretir, sokaklara salar ve gün sonunda elde ettikleri ganimete göre korur kollar onları. Öyle bir düzen vardır ki bu kentte, “şehirden ekmeğini çıkartacak cesaretten ve yetenekten yoksun” çocukların kaderi, boyunlarına urgan bağlanıp Sabır Sarayı’nın önündeki Siyah Köprü’den sallandırılmaktır.

Küçük kahramanımızın ise nerden geldiği bilinmeyen bir hırsızlık yeteneği vardır; hatta bu yetenek ve “tutku” öyle gelişkindir ki, “Nasıl ki deniz balık sidiğiyle doluysa, hırsızlık da onun içinde var” der Hırsızbaşı, Lamora için: “Boğazında kanayan bir kesik olsa ve bir hekim o kesiği dikmeye çalışsa Lamora iğneyle ipliği çalar ve kahkahalar atarak geberip gider.” Bu özelliğine yaşına göre şeytani zekâsı da eklenince, yanında kaldığı iki yıl boyunca Hırsızbaşı’nın başına olmadık belalar açar. O da Perelandro Tapınağı’na, Peder Zincir’in yanına bırakır Lamora’yı; küçük hırsızı Camorr’un Belası yapacak yeni bir hayat böylece başlar. Çünkü burası da başka türlü bir ‘hırsızlık eğitim merkezi’dir. “Yöntemimiz aldatma ve yanıltmadır” diye açıklar bunu Peder Zincir, Lamora’ya: “Tanrıların bir havuca bahşettikleri kadar bile sağduyun olmamasına rağmen seni satın almamın sebebi de zaten bu, çocuğum. Yalan söylemek kanında var. Bir akrobatın omurgasından bile daha çarpıksın.”

Romanda Locke Lamora’nın tapınaktaki yeni hayatına adım atmasından sonra asıl konuya geliriz: Aradan yirmi yıl geçmiştir ve Lamora’nın başında olduğu Centilmen Piçler çetesi, Perelandro Tapınağı’ndaki karargâhlarında yaptıkları planı uygulamaya hazırlanıyorlardır. Zekice hazırlanmış, her ayrıntısı düşünülmüş planın nihai amacı, kentin en zenginlerinden biri olan Don Salvara’yı dolandırmak, servetine el koymaktır. İşte bu, yazılı olmayan bir yasayı çiğnemek de demektir aynı zamanda.

Romanın önemli düğüm noktalarından biri de burasıdır…

Fantastik romanda ekonomi-politik
Burada duralım. Romanın bizim ilgimizi çeken tarafına, onu “eğlenceli bir fantastik serüven” yapan özelliklerinin yanında göz dolduran diğer ayırt edici özelliklerine bakalım. Evet, Locke Lamora’nın Yalanları esprili karakterleri, olay örgüsünün zekice kurgulanışı, başarılı geriye dönüşlerle hikâyenin parçalarını birleştiren biçimsel yapısı ve düşmeyen temposuyla hiç sıkılmadan okunacak bir yapıt. Ama aynı zamanda hikâyenin geçtiği kentin ekonomik-sosyal hayatını, iktidar ilişkilerini de ortaya koyup bunu sorgulayan da bir yapıt. Hatta romanın olay örgüsü özellikle bu ilişkilere yaslanıyor. Şöyle ki; yukarıda sözünü ettiğimiz “yazılı olmayan yasa”, küçük hırsızların sıradan halkın dışında zenginleri, tüccarları ve kudretli kent yöneticileri ile kolluk gücünü (ve kentin büyük çete reisi Capa Barsavi’yi, yani tüm hırsızların ve diğer küçük çetelerin tabi olduğu büyük şefi) soymasını yasaklıyor; bu yasayı tanımayan kim olursa yok ediliyor. Oysa Centilmen Piçler bu yasayı bile isteye çiğniyorlar.

Lamora, bir yerde şöyle diyor: “Bazen bütün bu şehrin sırf tanrılar suça bayılıyorlar diye yaratıldığını düşünüyorum. Yankesiciler sıradan halkı, tüccarlar kandırabildikleri herkesi, Capa Barsavi hem soyguncuları hem de sıradan halkı, küçük soylular da neredeyse herkesi soyuyor. Dük Nicovante ise arada bir ordusunu yanına alıp Tal Verrar’ı veya Jerem’i soyup soğana çeviriyor. Kendi soylularına ve sıradan halkına ne yaptığından bahsetmiyorum bile.” Lamora yaptıkları işi de şöyle tanımlıyor: “Yaptığımız işi, ah, gereğinden çok paraya sahip soylulardan alınan gizli bir vergi gibi düşün.”

Fantastik romanlarda böylesi bir ekonomi-politik yaklaşım var mı, bilmiyorum; “buraların yabancısıyım”. Ama Game of Thrones serisinin yazarı George R. R. Martin’in, bir söyleşisinde Yüzüklerin Efendisi’nin yazarı Tolkien’i eleştiren sözlerine rastladım. Diyordu ki, “Yüzüklerin Efendisi, Ortaçağ felsefesine sahip: Eğer kral iyiyse toprak da verimli olur. Gerçek tarihe baktığımızdaysa durumun böyle olmadığını görüyoruz. (…) Tolkien şu soruları sormaz: Aragorn’un vergi politikası neydi? Güçlü bir ordu kurabildi mi? Tufan ve salgın zamanlarında ne yaptı?”

Kendisi romanında bunu ne kadar yapıyor, ayrı konu; ama Scott Lynch, Locke Lamora’nın Yalanları’nda tam da bunu yapıyor. Bugünün diliyle söylersek, sermaye sınıfı-devlet ilişkilerini dikkate alıyor.

Lynch, kentteki ticaret ve sermaye döngüsünü şöyle anlatıyor: “Hiçbir resmi zabıtta yer almayan fısıltılı konuşmalar ve hiçbir hesap defterine kaydedilmeksizin el değiştiren paralar da vardır. Su­ikastçılar, kara simyacılar, çetelerle yapılan gizli anlaşmalar da vardır. Tefecilik, dolandırıcılık, şirket içi spekülasyon da vardır. Henüz yaygın bir isimleri bulunmayacak kadar akıllıca ve gi­zemli yüzlerce finansal uygulama da vardır. Para ve kâğıt üstün­de öyle oynamalar yapılır ki Bağlıbüyücüler bile onların şeytani kurnazlığına şapka çıkarırlar. (…) Ticaret bunların hepsidir ve Camorr’da biri adil ya da hileli iş uygulamalarından ya da en büyük ölçekte ticaretten bahsetti­ğinde akla hepsinden önce tek bir isim gelir: Meraggio.”

Meraggio, -hadi yine bugünün terimleriyle söyleyelim- Camorr’un finans sermayesinin kudretli temsilcisidir. Böylece “Therin şe­hir devletlerinin bilfiil kanı ve damarları haline gelmiş, asırlık bir finansal ağın merkezine oturmuştur. Onun bir imzası, cenk meydanlarındaki bir ordu veya denizdeki bir savaş gemisi filosu kadar ağırlık taşıyabilmektedir. (…) İşte bu yüzden ara sıra Camorr’un iki Dükü olduğunun söy­lemesi boşuna değildir: Camın Dükü Nicovante ve Ak Demir’in Dükü Meraggio.”

‘Centilmen Piç’ serisi sürecek
Locke Lamora’nın Yalanları ABD’li yazar Scott Lynch’in Centilmen Piç serisinin ilk kitabı. Serinin ilk kitabıyla henüz tanışmış olmamıza karşın yurtdışında şimdiye dek diziden yedi kitap yayımlandı ve yalnızca ABD’de değil dünyanın birçok ülkesinde büyük ilgi gördü. Türkçede Kralkatili Güncesi kitaplarıyla (özellikle de Rüzgârın Adı) tanınan Patrick Rothfuss da romana bir önsöz yazdı. Kitabın çevirisiyle ilgili de bir şeyler söylememiz gerekiyor: Cihan Karamancı belli ki işinin ehli; yazarın mizahi üslubunu ve yer yer kullandığı argoyu Türkçeleştirirken çevirinin hakkını vermiş. Yabancı dilde yazılan nitelikli bir yapıtı “rezil de vezir de” eden unsurlarından birisinin çeviri olduğunu düşündüğümüzde, bu romanı sevmemizin nedenlerinden birisinin de Cihan Karamancı’nın çevirisi olduğunu söylemeliyiz.

Sonuçta, fantastik romanlara bugüne dek uzak kalmış, bu türe önyargıyla bakan [hatta, ayıplanacağım belki ama, Yüzüklerin Efendisi’ni bile (!) okumamış benim gibi] okurları da pişman etmeyecek bir seçim olacak Locke Lamora’nın Yalanları.

Bu ürüne babil.com‘dan ulaşabilirsiniz.

Locke Lamora’nın Yalanları – Scott Lynch
İthaki Yayınları, 2014.

Devamını Oku...