Menekşeli Vadi’den Vesikalı Yarim’e: Bir Klasiğin Hikayesi

Barış Saydam

Türk sinemasının yıllara meydan okuyan klasiklerinden Vesikalı Yarim filminin kendisi gibi çekim süreci de ilgi çekicidir. Sait Faik’in Menekşeli Vadi öyküsü ve Orhan Veli’nin Tahattur isimli şiiri filmin hareket noktası olsa da, diğer bir deyişle filme ilham verse de filmin senaryosu ve diyalogları Safa Önal’a aittir. Önal, filmin senaryo süreciyle ilgili şunları söyler: “(Lütfi Akad) Ben bir film yapacağım, seni istiyorum, dedi. İyi. Türkan Şoray ve İzzet Günay’la çalışacağım, dedi. Evet, dedim. Nasıl bir şey istiyorsunuz? Bir Marlon Brando filmi gördüm, dedi. Atını çaldılar Marlon’un, gitti, aradı, taradı, atını buldu, getirdi dedi. Yazılıdır. Evet dedim ben. Bu dedi. Efendim? Bu. Ne kadar zamanda bir şey hazırlarsın? Ben laf edemedim. Ne kadar zamanda, atını çaldılar, Türkan Şoray aradı, buldu, geri döndü… Omuzları biraz inmiş bir Safa Önal çıktı oradan.(…) Ertesi gün okumaya başladım yeniden. Elime Sait Faik’in ‘Menekşeli Vadi’ adlı hikâyesi geçti. Zırnık almamışımdır. Bir bostan lafı vardır orada. Bostancıdır herif. Sonra çünkü TRT çekti. Sait Faik’i hortlattılar. Ben buradan yola çıksam, bu adam manav olsa, bir de bunun bostanı olsa… İki üç gün sonra toparlandım, bir sinopsis yazdım. Lütfi ağabey sinopsisi okumadı. Benim yazdığım tretmandır doğrudan doğruya, sinopsis değil. Filmin yapımcısı Şeref Gür ile birlikte Türkan Hanım’dan randevu almışlar. Türkan Hanım’ın evine gittik. Oturduk, orada da okuduk. Henüz otuz üçüncü sahnedeydim. Türkan Hanım ağlaya ağlaya kalktı. Alt kattaki tuvalete gitti. Sonra geldi. Ben bu işte varım, dedi. Ertesi gün senaryoyu yazmaya başladım. Bitirmem bir ay sürmedi.”1

Filmin başrol oyuncularından Türkan Şoray bu durumu daha sonra şöyle aktarır: “Filmin senaryosunu sevgili Safa Önal yazdı. Safa Bey senaryoyu okumak için eve geldi ve senaryoyu okumaya başladı. İnanın son sayfalara kadar zor dayandım. Hıçkırıklar boğazıma kadar düğümlendi. İmkânsız aşk bu kadar mı güzel anlatılır. İnanılmaz bir senaryo yazmış.”2

Sait Faik’in öyküsü Lütfi Akad’ın da sevdiği öykülerden biridir. Akad öyküyle ilişkisini şu şekilde yorumlar: “Sait Faik’in ‘Menekşeli Vadi’ öyküsünü değişik bakımlardan seviyorum. Önce dilinin yalınlığını, anlatımındaki sesini seviyorum, sonra öyküdeki yerleri… Bildiğim, görüp gezdiğim için… Menekşeli Vadi’de aslında bu dünyayı yaşamak istiyordum, ama oradan hareketle varılacak bir filmin yapısına, daha başındayken kuşkuyla bakıyorum. Şeref Gür de öyküyü beğeniyor, o zaman Safa Önal’ı buluyorum, kitabı veriyorum. ‘Bak, bundan bana güzel bir film yapısı çıkar,’ diyorum. Kitabın işaretli sayfasını açıp bakınca gözleri parlıyor, ‘Ağabey, sana senaryoların en güzelini vereceğim,’ diyor bu sefer gözleri sevinçten yaşlı. (…) Getirdiği senaryoyu seviyorum. Verdiğim öykü Safa Önal’a başlangıç için bir esin kaynağı olmuş ancak. Şimdi elimde sevmesini, yaşamı ve ölümü bilen insanların yaşadığı, sinema tarihçisi A. Şerif Onaran’ın ‘Biraz da Kamelyalı Kadın’ı anımsatıyor,’ dediği bir senaryo var. Adını Vesikalı Yarim koyuyoruz.”3

Ancak Vesikalı Yarim son hâlini almadan önce fikir anlamında, daha eskilere dayanır. Sezer Sezin henüz sinemayı bırakmadan önce, Lütfi Akad’la “Tahattur” şiirinden yola çıkılarak Sezin’in “O Yolun Yolcusu” isimli hikâyesi üzerinde fikir alışverişinde bulunur. Bu hikâyeden ve “Tahattur”dan bir film çekme fikri doğar. Bu projeyi somutlaştırmak, hikâyeyi kâğıda dökmek için ikilinin yakın arkadaşları olan Burhan Arpad devreye girer. Arpad hikâye üzerinde çalışır, ancak sonraki süreçte Sezin kızının doğumundan ve sektördeki kırgınlıklarından dolayı sinemayı bırakır. Lütfi Akad başka film projelerini gerçekleştirir. Sinemaya uyarlanamayan hikâyeyi daha sonra Burhan Arpad Alnımdaki Bıçak Yarası ismiyle bir roman olarak yayınlar. Filmle aynı yıl çıkan kitapta, Vesikalı Yarim’e benzer unsurlar yer alsa da roman ile film birbirinden çok farklıdır. Arpad’ın romanından daha sonra Şahin Gök 1987 yılında aynı isimle bir uyarlama yapar. Vesikalı Yarim klasik bir filme dönüşünce, Sait Faik’in ilham verici hikâyesi de 1995 yılında televizyona uyarlanır.

Orhan Ünser yapılan uyarlamaları şu şekilde karşılaştırır: “Menekşeli Vadi’nin Bayram’ı, Vesikalı Yârim’in Halil’i, hemen hemen aynı işi yaparlar, Bayramların bahçeleri vardır, orada ürettiklerini satar, manavlık yaparlar, Halil de (babası ile birlikte) manavdır. Alnımdaki Bıçak Yarası’nın Kâzım’ı (Arpad) akrabasının kahvesinde çalışır ama Halil (Gök) balıkçılık yapar. Bir gece arkadaşları ile pavyona giderler. Bayram ile Halil (manav) evlidirler, çocukları bile vardır. Kâzım ve Halil (balıkçı) bekârdır. Öyküler arasında bu durakta bir farklılaşma görüyoruz. Bu, olayların gelişmesini, dramatik yapıyı (Sabiha ve kader arkadaşları yönünden önemli) etkileyecektir.”4

Ünser’in de belirttiği gibi Sait Faik’in hikâyesi çerçevesinde öncelikle birebir bir uyarlama, sonrasındaysa Burhan Arpad’ın romanı merkezinde yeni bir uyarlama vardır. Ama Safa Önal’ın senaryosu ikisinden de farklı özgün bir metindir. Filmin popülerliğinden sonra yapılan iki uyarlamaya bir de Vesikalı Yarim’in kopyaları eklenir ve hikâyeler iç içe geçer. Lütfi Akad ve Safa Önal birlikteliğinden çıkan film ise yıllara meydan okumaya devam eder.

Filmin ilk olarak basına ve davetlilere özel bir gösterimi yapılır. Emek Sineması’nda düzenlenen ilk özel gösterimde, içinde Ertem Eğilmez’in de bulunduğu pek çok sinemacı filmi coşkuyla karşılar. Sinemacılar tarafından övgüye boğulan eser, mart ayının başında başta Pangaltı İnci Sineması olmak üzere, Beyoğlu’ndaki Lüks, Aksaray’daki Bulvar, Kocamustafapaşa’daki Can, Beşiktaş’taki Suatpark ve Kadıköy’deki Feza başta olmak üzere İstanbul genelinde on sekiz salonda birden gösterime girer. Şeref Film’in en çok iş yapan filmlerinin başında gelir. 

Arka Kapak dergisi 20. sayı

Devamını Oku...