Nedir bu gürültü?

 Gülben Şaş

Kitabı çoktan bitirmişti. Ama bugünlerde Yapamam ve Yapmayacağım’ın aynı sayfasını sık sık açıp yeniden okuyor:

“Çarşamba sabahları erken saatte hep bir gürültü var yolda. Beni uyandırıyor ve hep merak ediyorum, nedir diye. Çöp kamyonu bu, çöpleri topluyor hep. Kamyon her Çarşamba erkenden geliyor. Beni hep uyandırıyor. Hep merak ediyorum, nedir diye.”

Son cümleyi okuduktan sonra yüzünde hep aynı ifade oluşuyor.

Beklediği çarşambaya iki gün kaldı. Hayatının dört yılını çöpe çeviren adamı merak edip arayalı beş gün oldu. Üç günü geçti bile. Çarşamba sabahı erkenden buluşacaklar. O muhtemelen kahve içecek, çöp adam çok koyu bir çay…

Çayını hala aynı şekilde mi içiyordur?

Bu duygunun adı özlem mi?

Hafızamızdaki tecrübeler olayları muhtemel sonuçlarla eşleştirmede neden bu kadar zayıf, ya da kalp bu kadar güçlü kararlar alacak cesareti nereden buluyor?

Onu yeniden görmek istemem sadece merak mı? Kediyi öldüren de merak değil mi?

Aklından çöp kamyonunun etrafında dolaşan bir kedi geçiyor.

Aslında ilk kez arabasını kolayca park edebilmesini saymazsak o gün de her zamanki gibi başlamıştı. Arkadaşının onunla karşılaştığını anlatması da sıradan bir telefon konuşmasıydı:

– Seni sordu bana.
– Beni mi sordu?
– Evet, neler yapıyormuşsun falan… İlgilendi, dinledi ne dediysem.
– Tam nasıl sordu ama? Hande neler yapıyor, diye mi sordu?
– Seni sordu işte, öyle bir şeydi herhalde, ne bileyim.

Çöp adam onu sormuştu. Açıp açıp okuduğu sayfa gibi bu cümleye de takılıp kaldı. Hande neler yapıyordu? Çöp adam geri dönmüştü. Çöpleri almak için mi, ortalığı dağıtmak için mi bilinmez. Perdesini aralayıp dışarı bakıyor. Kimse yok, ortalık çok sessiz.

– Telefon numaran değişmemiş, şaşırdım.
– Evet, Türkiye’deyken hep bu hattı kullanıyorum.
– Görüşelim buradayken, bir kahve içer miyiz diye sormak istedim.
– Elbette, ben de çok isterim.

İşte yeni bir cümle daha. O da görüşmeyi çok istiyordu. Hande neler yapıyordu, merak ediyordu.

Kalbinin çarpıntısı bir süre geçmiyor. Telefon hala elinde… Keşke o kitabın yazarı Lydia Davis’in telefon numarasını biliyor olsaydı. Hemen onu arardı, o da muhtemelen şöyle cevap verirdi:

“Döngüsel hikayelerden uzak dur, tatlım.”

Telefon numarasına sahip olduğu kişi onunla ilk karşılaşan arkadaşı olduğu için onu arıyor. Arkadaşı Lydia Davis olmadığı için döngüsel hikaye gibi sözcükler kullanmıyor:

– Aynı hatayı yapmaya yine gönüllüysen, buyur valla. Ağlamak istersen ben buralardayım.

Peki bu cümle kafasında yazdığı kısa öykünün neresinde durmalı? Girişi çöp adam yaptı, gelişmeyi onu arayarak kendi hazırladı, sonucu da arkadaşı öngörmüş olabilir mi?

Uzun zamandır açmadığı defterini kucağına alıyor. Şimdi ne olduğunu hatırlamadığı birkaç sözcük görüyor, kötü bir kuş çizimi, birkaç telefon numarası… Sonra yepyeni bir sayfa açıyor. Tertemiz. Yazmaya başlıyor:

“Bugünlerde hep bir gürültü var kalbimde. Beni uyutmuyor ve hep merak ediyorum, nedir diye. Çöp adam bu, çöplerin yanında duruyor hep. Çöp adam aniden geliyor. Beni hiç uyutmuyor. Hep merak ediyorum, biriken tüm çöpleri alıp gider mi diye.”

Sonra küçük bir kalp çiziyor.

Altına da bir kedi…

Birazdan uyuyacak. Çarşamba’ya bir gün kalacak.

Bu ürüne babil.com‘dan ulaşabilirsiniz.

Yapamam ve Yapmayacağım – Lydia Davis
Encore Yayınları

Devamını Oku...