Şairin Sırrı

Açelya Betül Gönüllü

Tanıdığım pek çok genç gibi benim de ilk aldığım şiir kitabı, Orhan Veli’nin Bütün Şiirleri olmuştur. Müşfik Kenter’in benzersiz sesiyle can kattığı Bir Garip Orhan Veli şiir kaseti ise olmazsa olmazlardandır. Onun sesinde Veli’nin şiirlerinin yansıttığı duygu daha da katmerleşerek derinleşir. Orhan Veli’nin, şiirlerinde halleri, duyguları bu denli cezbedici yansıtma becerisinin sırrı nedir? Belki de tüm şairlerde ortak olabilecek bir özellik; “anımsama yeteneği”dir. Şair Stephen Spender, 1946 tarihli “Bir Şiirin Oluşumu” adlı makalesinin “Anımsama Yeteneği” başlıklı bölümünde şöyle yazar:

“Belli bir şekilde kullanılan anımsama yetisi de şiirsel dehanın doğal yeteneğidir. Şair her şeyden öte, yaşadığı duygusal izlenimleri asla unutmayan ve onları ilk yaşadığı andaki kadar taze bir şekilde yeniden pek çok kez yaşayabilen kişidir.”2

Garip üçlüsünün Melih Cevdet’i, Orhan Veli’nin hafızasının çok güçlü olduğundan bahseder:

“Hafızası çok ama çok kuvvetliydi. Arkadaşlarının mektep numaraları, telefon numaraları, yolculuk, tanışma, eğlence gibi irili ufaklı hâdiselerin tarihleri unutmadığı şeyler arasındaydı… Keyifli anlarında yakınlarını şaşırtıp güldürmek için 200-300 kadar baharat adı, 50-60 kadar balık adı sayardı.”3

Şair Rainer Maria Rilke de mısraların bir nevi anımsama sonucu yazıldığını söyler:

“Bazılarının sandığı gibi mısralar duyguların değil, yaşanmış deneylerin sonucudur.”4

Rilke, anı-msamanın, anı halinin nasıl şiirde yer aldığından bahseder:

“Çünkü mesele anılarda da değildir. Anılar ancak bizde kan haline geldikleri, bakış ve davranış oldukları, adlarını yitirdikleri, kendimizden ayırt edilmedikleri zaman, işte yalnız o zaman, pek seyrek bir anda, bir mısraın ilk kelimesi onların arasından doğuverir.”5

Orhan Veli, “Oaristys” adlı şiirinin hatıralardan yola çıkılarak yazıldığını, şiirin “in memoriam” alt başlığında apaçık işaret eder:

Ah! Birçok şeyler hatırlatan erik ağacı
Ve o ilk yolculukla başlayan hasret, 
zindan;
Atları çıngıraklı arabanın ardından
Beyaz, keten mendilimde sallanan ilk 
acı. (“Oaristys, in memoriam”)

İlk kıtalarında, çocukluğa ait imgelerle, hatıralarla başlayan şiir, son kıtalarda, çıkılan ilk yolculuğun verdiği ayrılık sızısıyla, bir nevi bu çocukluktan –çocuktan– da ayrılışı anlatır. Şiiri, şairin gerçek yaşamının verileri ile okursak, yaşam öyküsüyle bir paralellik içinde olduğunu fark ederiz. Şair, epey küçük bir yaşta, bu şiirdeki gibi gurbete çıkmıştır. Veli, ilkokul beşinci sınıfı okumak üzere annesiyle İstanbul’dan Ankara’ya gitmiş, son sınıfı Ankara Gazi İlkokulu’nda tamamladıktan sonra, ortaokul ve liseye Taş Mektep’te yatılı olarak devam etmiştir.6

Yosun kokusu
Ve sahile çekilmiş dalyan direkleri
Sahilde yaşayan çocuklara
Hiçbir şey hatırlatmaz. (“Deniz”)

“Deniz” adlı bu şiirinin ise hatırlanan bir imge üzerine yazıldığının ipucunu, 1950’de Yaprak dergisinde yayımlanan “Denize Doğru – Şairane Bir Yazı” başlıklı öyküsünde yakalarız. Bu öyküye göre; tıpkı şiirde olduğu gibi, sahilde yaşadığı halde yosun kokusunun anımsattıklarından yoksun olan çocuk kendisidir. Varlığın ancak yoklukla var olduğunu, bu öyküyle birlikte biz de bir kez daha hatırlarız.

Bir kara şehrinde, bir bahar sabahı, okula giderken duyduğum o koku sonra sonra, ne çeşitli hayallerle zenginleşti! Denizden uzak kaldıkça neler hatırlamadım denize ait! Hepsini de sevdim, hepsini de hasretle hatırladım. Hangisi kötü bu hatıraların? Güneşin, suların tavana vurup tavanda mekik dokuyan pırıltıları mı?7

Bu öykünün gerçek bir anıya dayandığını varsayarsak, bir kara şehri diye bahsettiği yerin, Ankara olduğunu söyleyebiliriz. Aynı öyküde “Güneşin, suların tavana vurup tavanda mekik dokuyan pırıltıları mı?” cümlesi, “Deniz” şiirinin ikinci kıtasıyla da benzeşir:

Deniz, benim eskiden yaptığım gibi, / Aynasını odamın tavanında/Dolaştırıp beni kızdırmaktan/ Hoşlanır. (“Deniz”)

1947 yılında Varlık dergisinde yayımlanan “İstanbul›u Dinliyorum” şiirinde yer alan imgelerin kaynaklandığı anıları da aynı öyküde görebiliriz:

“… Kayıkhanelerin içinde uğuldayan dalgalar mı? Deniz üstündeki odalarda, lodosun sabahlara kadar dinmeyen uğultusu mu?8

İstanbul›u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski âlemlerin sarhoşluğu,
Loş
 kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul›u dinliyorum
, gözlerim kapalı (“İstanbul›u Dinliyorum”)

Orhan Veli, belki de bu öykünün şiirleriyle olan imge ortaklıkları nedeniyle öyküsünün başlığına “Şairane Bir Yazı” eklemesini yapmayı uygun görmüştür. Orhan Veli’nin zihninde hangisi daha önce yazılmıştı? Bu ortak imgelerin şiiri mi, yoksa öyküler mi… Bilinmez ve aslında fark etmez. Çünkü tüm bu yaklaşımlar, sonuçta biz okurun sanılarından ibarettir. Orhan Veli, okurun aşırı yoruma varan kuruntularla bir sanının peşinden koşabileceğinin farkındadır. Bu nedenle, okurun gerçek bellediği sanıları“İş Olsun Diye adlı şiiriyle bir sanrıya dönüştürmesini de bilir:

Bütün güzel kadınlar zannettiler ki
Aşk üstüne yazdığım her şiir
Kendileri için 
yazılmıştır.
Bense daima üzüntüsünü çektim.
Onları iş olsun diye yazdığımı
Bilmenin. (“İş Olsun Diye”)

Şiirlerin mutlaka gerçek anıların imgelerinden yola çıkılarak yazıldığı iddia edilemez. Fakat sahte anıların imgesinin bile, birilerinin gerçek anılarının imgesi olabileceği düşünülebilir. Dostoyevski’nin İnsancıklar romanında dile getirdiği gibi:

“Size bir şey söyleyeyim mi anacığım, insan kendi halinde yaşayıp gidiyor da yanı başında duran kitapta kendi hayatının tıpatıp anlatıldığından haberi olmuyor.”9

Bu sanrılarla iddialar, hep şiirin bizde uyandırdığı ve inandırdığı gerçeklik duygusunu bir kanıta bağlayıp somutlaştırma arzusunun bencilce bir tezahürüdür. “Hayat, insanın yaşadığı değildir; aslolan, hatırladığı ve anlatmak için nasıl hatırladığıdır” diyen Gabriel Garcia Marquez de gerçekliğin önemine vurgu yapmıyordu; aksine, anımsamanın gerçeklikten bağımsız bir doğası olduğunu vurguluyordu.

Gerçek ya da değil, her ne olursa olsun, nihayetinde okuru ilgilendiren tek şey: Şairin, “şiirlerinin gerçekliğine” bizi inandırabilmesidir. Bunun da ötesi… Dedikleri gibi: Hayal edebildiğiniz her şey gerçektir. 

1.Bu makale, A. B. Gönüllü’nün “Orhan Veli Şiirlerinin İllüstrasyon Sanatı ile Yorumlanması” (2015) adlı sanatta yeterlik tezindeki “Şairin Sırrı” başlıklı bölümün Arka Kapak dergisi için yeniden düzenlenmiş halidir.

2.S. Spender, “Bir Şiirin Oluşumu” çev. B. Erol, 20. Yüzyıl Edebiyat Sanatı, der. H. Salihoğlu, 1.Basım. Ankara: İmge, 1995, s. 179.

3.A. V. Kanık, Orhan Veli İçin, İstanbul: Yeditepe, 1953, s. 65.

4.R. M. Rilke, “Şiir Nasıl Doğar?” çev. S. K. Yetkin, http://www.siirpenceresi.com/dunya_edebiyati_poetik/rilke.htm

5.R. M. Rilke, a.g.e.

6.A. V. Kanık, a.g.e., s. 9.

7.O. Veli, Hoşgör Köftecisi, 5. Basım, İstanbul: Yapı Kredi, 2014, s.41-42.

8.O. Veli, a.g.e., s.42.

9.F.M. Dostoyevski, İnsancıklar, çev. E. Altay, 16. Basım, İstanbul: İletişim, 2013, s.81.

Arka Kapak dergisi 36. sayı

Devamını Oku...