“Samimiyetle Çizerseniz, Bilgiyle Çizerseniz, Duyguyla Çizerseniz O Özel Bir Şey Olur.”

Röportaj: Gökçe Özder

Çocuk kitabı illüstratörlüğü dendiğinde akla ilk gelen isimlerden biri Mustafa Delioğlu. Mesleğe grafik tasarımı, tabela, kapak tasarımı gibi işler yaparak başlayan Delioğlu 1974’te Truman Capote’nin Para Dolu Damacana kitabının resimlerini yaparak çocuk kitabı çizeri olma yolundaki ilk adımın attı. Ondan sonraki 50 senede de hiç durmadı. O zamandan bu zamana kendi atölyesinde binlerce kitaba on binlerce illüstrasyon yaptı. Halen de yapmaya devam ediyor. 

2000 senesinde Hans Christian Andersen Ödülü’ne aday gösterilen ilk Türk çizer olan deneyimli illüstratör Mustafa Delioğlu ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. 

Şu an çizdiğiniz bir resme baktığımda “Mustafa Delioğlu çizimi bu,” diyebiliyorum rahatlıkla. Tarzınız diğerlerinden hemen öne çıkan, rahat fark edilir ve ayrıksı. Bu tarz nasıl oluştu? 

Benim özel bir tarzım olsun diye hiç uğraşmadım. Zaten uğraştığınız zaman bu sağlıklı olmaz, zorlama olur. Ben klasik yoldan gittim. Mağara devri çizimlerinden itibaren inceledim. O zamandan bu zamana nasıl yapılmış bu iş, nasıl çizilirse daha etkili, kaliteli olur, ben buna baktım sadece. Hesap ederek yapmadım hiç. Sadece daha nasıl güzel olur diye düşünüp geliştirdim tarzımı. Tek kaygım “şunun çizgisine benzemesin” oldu.

Çok farklı teknikler kullanıyorum aslında. Bir yaptığım kitap diğerine benzemez. Ama hepsine Mustafa Delioğlu çizimi diyebilirsiniz rahatlıkla. Ben mesleğe yeni başlamışım gibi, bugün halen o amatör duyguyla yapıyorum resimlerimi. Tecrübeyle samimiyet birleşince farklı malzeme de kullansan teknik de uygulasan Mustafa Delioğlu işi çıkıyor ortaya. Samimiyetle çizerseniz, bilgiyle çizerseniz, duyguyla çizerseniz o özel bir şey olur. 

Siz hem çocuk kitapları çiziyorsunuz hem de “yetişkinler için” serbest resimler yapıyorsunuz. Çocuklar için çizmekle yetişkinler için çizmek arasında motivasyon, işleyiş, hassasiyet gibi konularda farklılık gözetiyor musunuz?

Hiç hesap etmiyorum onu. zaten ilüstrasyonlarımda da resim tadı vardır, resimseldir. 

Okullu olmadığımdan dolayı böyle sanırım. Her resme yeni baştan, yeni bir teknikle başlıyorum. Başlarken “Şöyle yapayım böyle yapayım,” diye planlıyorum ama yaparken bambaşka bir yere gidiyor. Bu durum beni yoruyor zaman zaman elbette ama bu da güzel. Serüven yaşıyorum her resimde. Resmin kendisi beni istediği yere götürüyor.

Önünüze metni hazır bir kitap geldiğinde, bunun ilüstasyonlarını yapmanız gerektiği zaman nasıl bir yol belirliyorsunuz peki?

Metinde “Bunu şöyle yaparsam şu da şu olabilir, daha zenginleşebilir,” diyeceğim sahneleri yakalıyorum. Bazen olmuyor, başka bir sahneyi deniyorum. Ama bunu yine resimsel tavırla yapıyorum. Örneğin metinde deniz geçiyordur, denizi göstermek şart değil, bir zıplayan balık yaptığın zaman çocuğun hayalinde o deniz oluşur zaten. İlla metnin içindeki her şeyi vermek gerekli değil. Buna çok dikkat ediyorum.

Resme olan ilginizi anlatırken hep kitap okumaya vurgu yapıyorsunuz. Sanırım sizde resim çizmek kitap okuma sevgisiyle atbaşı ilerlemiş. Ama bir yandan da çizer metinden anlamaz gibi de bir algı var. Kitap okuma sevgisi çizerliğinize ne kattı? Metinlerle olan ilişkiniz çizimlerinizi besliyor mu?

Çok kitap okumak önünüze gelen metni kolay kavramak demektir. Bu da onun içine daha rahat girebilmenizi sağlar. 

Ben resim eğitimi almadım, hiç hocam olmadı. Sadece ilkokulda bir Recep öğretmenim vardı, o resme çok meraklıydı. Bir tek o beni çok etkilemişti çocukluğumda. Ders kitaplarındaki çizimler beni müthiş etkilerdi, kopya etmeye çalışırdım, olmazdı üzülürdüm. 

Her gördüğüm şeyi okumak gibi bir merakım vardı. Babamın eski yazı, Kısas-ı Enbiya gibi kitapları vardı. Onları okumak ister okuyamazdım. Babam menkıbeleri, Kerem ile Aslıları, cenk hikâyelerini, kahramanlık hikâyelerini bize kış gecelerinde anlatırdı. Böyle fantastik hikâyeler. Çocuksun ve bunlar müthiş etkiliyor seni tabii. 

Köyde kitap okuma meraklıları çok olduğu için köye kitap gelirdi. Okulumuzda bir küçük kitap dolabı vardı, orada hikâye kitapları olurdu. Mesela Pinokyo beni çok etkilemişti. Bir yıl boyunca Pinokyo’yla beraber yaşadım. Canlı kanlı yanımda dolaştı. Böylesine etkiliyordu beni kitaplar. 

İstanbul’a geldim sonra, nerede bulsam yine kitap alıp okuyordum. Bir yandan tabii ki resim yapıyordum sürekli, ilgiliyim, gözüm açık. Hayalim hep kitap kapağı yapmaktı. Reklam şirketinde çalışırken bir ayağım hep Cağaoğlu’ndaydı bu yüzden. 

En başta çocuk kitapları çizeri olacağım diye yola çıkmadınız yani. 

Hayır hayır, Cağaoğlu’nda atölye açtığımda grafik işleri yapıyordum. Çocuk kitapları çok azdı o dönem. Sadece ilüstrasyon yaparak geçinip geçinemeyeceğimden emin olamadım. 

50 senedir çocuk kitaplarının içindesiniz. Yeni başladığınız dönemde Türkiye’de bir çocuk kitabı sektöründen bahsetmek mümkün değildi. Şimdiyse farklı yaş gruplarına yönelik yılda binlerce telif ve çeviri eserin yayımlandığı büyük bir sektör çocuk kitapları yayıncılığı. Siz Türkiye’de bu süreçte gelişen ilüstratörlük üzerine hakkında neler söyleyebilirsiniz?

İllüstratörleri çok iyi görüyorum. O günden bugüne baktığım zaman muhteşem bir gelişme var. Ama Batı’yla Amerika’yla Çin’le filan kıyasladığın zaman daha çok kat edilmesi gereken yol var diye düşünüyorum. Çünkü onlar çok başka türlü şeyler yapıyorlar. Bu inkâr edilemez. Tabii imkânlarla da ilgili bir şey. Zorluklar da var burada.

Bundan 40 yıl önce bana gerçekçi, klasik tarzda çizim isteğiyle gelindiği zaman “Ben bunu yapamam, uğraşırsam yaparım ama benim tarzım bu, böyle yapacağım,” diye ısrarcı olmuştum. Yayıncı ikna oldu, “Peki yap,” dedi. 40-50 kitap yaptıktan sonra diğerlerinin önüne geçti hemen, fark yarattı. Ben burada yayıncıyı dinleseydim böyle olmazdı. Kendi dediğimi yaptığımı için de ben bugün ayaktayım. Doğrusu da bu. Herkesin yaptığı gibi yapmak, “piyasaya” uymak şart değil. Böyle olduğu için, yeni bir şeyler sunulduğu zaman sanat gelişiyor. 

O dönem illüstratör sayısı az olduğu için yayıncılar kendi istedikleri tarza sizi uydurmaya çalışmış. Şimdi ise çok fazla farklı tarzda çizen illüstratör bulmak mümkün. Böyle olunca da yayıncılar kendi istedikleri tarzda illüstratörler bularak onlarla anlaşıyor. İllüstratörü kendi tarzlarına uydurmak zorunda kalmıyorlar. 

Evet, doğrusu da budur. Bütün dünyada böyle çalışılır. Okullarda ilüstrasyon bölümleri yoktu eskiden. Şimdi gençler çok iyi şeyler yapıyor görüyorum. 

Son bir buçuk, iki senedir dijital ortamda çizim yapıyorsunuz. Öncesinde uzun senelerce elle çizdiniz. İkisini de deneyimlemiş biri olarak dijital çalışmanın avantajları veya dezavantajları hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Elektronik ortamda çizmekle kâğıda çizmek arasında bir fark yok. Tek fark şu, ilk başlarda tabii ki kâğıdın yumuşaklığını arıyorsunuz, buza çiziyormuş gibi hissediyorsunuz. Ama tabii zamanla alışıyor insan. Şöyle bir handikabı var bunun, elinizde orijinali yok. İsterseniz bastırmanız gerekiyor. Ama illüstrasyonda illa orijinalinin olması gerekmiyor. Önemli olan baskıya gittiği zaman işin kaliteli basılabilmesi. Bu da dijital ortamda çalıştığınız zaman baskının daha kaliteli olmasını sağlıyor. 

Dijitalin avantajları saymakla bitmez. İmkânlar çok fazla. Dilediğiniz uçları kullanabilirsiniz. Kurşun kalem, kesik uç vb. Oldukça çok uca sahipsiniz. Bir de tabii ben özel, kendi hazırladığım dokuları da kullanıyorum daha özgün olsun diye. 

Çizerken beğenmediğiniz bir şey olduğu zaman dijitalde geri almak çok kolay. Ama kâğıtta bu imkân söz konusu olmuyor. Doğrudan çizimi çöpe atmanız gerekebiliyor. 

Sanırım elden dijitale geçmek sizin için de bir keşif oldu. 

Evet, artık tamamen dijitalde çiziyorum. Önceleri dijitale karşıydım. Yapamam beceremem korkusuna sahiptim. Başlarda bilgisayarı açmasını bile bilmiyordum. Ama hayatım boyunca her şeyin en iyisini yapmasını düşündüğüm için bilgisayarın imkânlarından etkilendim. Bunu öğrenmem lazım diye düşündüm. Bir yandan da gençler dijitalle çok farklı şeyler yapıyor, bundan da etkilendim çok. 

Bir arkadaşımdan yardım istedim. O bana “Sana şunu şunu öğreteceğim, kalanını sen aklını kullanarak keşfedeceksin,” dedi. Bu nasıl olur diye düşünürken gerçekten de genel şeyleri kavradıktan sonra keşfetmeye başladım. Halen de keşfediyorum. Pandemi döneminde neredeyse 30 tane kitap resimledim. Bunu klasik usullü yapmış olsaydım 10 kitap bile olmayabilirdi. Ve son derece kaliteli çizimler oldu. 

Elle çizmenin duygusunu dijitalde bulabildiniz mi?

Boyada fiziksel birtakım olaylar oluyor tabii. Klasik oyun tavrı var bunda. Boyayı hissediyorsunuz. Ama geri dönmek istediğinizde, beğenmediğinizde yırtıp atıyorsunuz. Emekleriniz zayi oluyor. Ben gene kâğıda yaparım ama o keyfî olur. Fakat üretim söz konusu olduğunda, sanatla para kazanmak kolay değil. Ben hayatım boyunca bundan para kazandım. 

Tekniği reddetmemek lazım. Boya işleri elbette biricik. Bu onu daha değerli kılıyor. 

Ama dijitalin olanakları sonsuz. Hem zaman bakımından hem de daha temiz olması bakımından dijital çok avantajlı. Daha önceki fikirlerim elbette dijitali bilmediğim içindi. Buna başladığım zaman bu kadar iyi şeyler çıkacağını bilmiyordum. Ama işin içine girince bu işin sonsuz olduğunu fark ettim. Bunu reddetmenin bir anlamı yok. İyi bir şey geldi mi elinize, bunu nasıl yaparsan yap.  

Peki dijitale geçmeniz üslubunuzda değişiklik yarattı mı?

Hayır, bilgisayarda çizdiğimi anlamazsınız bile. Önemli olan onu gene o aşkla yapmak, o istekle, bilgi dağarcığını doldurarak yapmak. Öyle olduğu zaman iş yerine oturuyor. 

Resimlediğiniz metin “komik” olmasa bile siz çizimlerinize komik, abartı, absürt, eğlenceli ögeler katarak onu komikleştirmekten hoşlanıyorsunuz. Gülmenin nasıl bir işlevi var sizin sanatınızda? Temel amaçlarınızdan biri güldürmek diyebilir miyiz?

Çocuklar çok seviyor böyle şeyleri ama büyükler bunu göremiyor. 

Hayatı tatlandırmak gerek. Bu da küçük şakalarla, oyunlarla onla bunla oluyor. Bir yerde hiç dikkati çekmeyem bir şey vardır. Ama ona bir tuhaflık katarsınız. Normal hayatta gördüğünüzde keyif vermez belki ama ilüstrasyonun içinde verdiğinizde bu keyif verir. 

Çalışırken bir şaka yapayım diyorum, aklıma geliyor ve yapıyorum, özel bir çaba harcamıyorum bunun için.  


Aşure
Ayla Çınaroğlu
Mustafa Delioğlu
Doğan Egmont Yayıncılık

Resimle olduğu kadar yazıyla da sağlam bir ilişkiniz var. Öyle ki uzun zamandır üstünde çalıştığınız bir resimli roman projeniz olduğunu biliyorum. Yakın zamanda okuyabilecek miyiz?

Çok güzel olacak, harika olacak da bir türlü kapağını yapıp yayınevine gönderemiyorum Yoğun bir döneme girdim. Duruyor ama, gece gündüz aklımda. 

Bunun dışında yazıp resimleyeyim dediğiniz çocuk kitapları var mı?

Çok istiyorum ama hep başlayıp yarım kalıyor. Hatta “İlk Aşkım” diye bir hikâye yazmıştım, onu kitap haline getirmek istiyorum. Başladım, 3-4 sayfa çizdim ama duruyor o da kenarda. Güzel bir kitap olacak, çocuksu, hem de köyümün coğrafyasını da yansıtıyor. 

Zaman da daralıyor tabii, artık 75 yaşımdayım. Çok iyi olur yazsam ama resim aşkı beni çok cezbediyor. Her şeyi yapamıyorsunuz aslında. İnsanın standart yaşamı var, belli bir paraya ihtiyacı var. Öyle olunca bazı şeyler kalıyor. 

Çok teşekkürler bu keyifli muhabbet için Mustafa Bey. 

Ben teşekkür ederim. 

Devamını Oku...