Sanatçının Bir Yalnız Adam Olarak Portresi

Medeni Yılmaz

Gerek deneme, fıkra ve makaleleri, gerekse de romanlarıyla Peyami Safa, Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden biridir. Özellikle psikolojik tahliller yüklü ve çeşitli modern tekniklerin denendiği romanlarıyla, edebiyatımızda öncü ve yenilikçi bir romancı olarak kendisini kabul ettirmiştir. Aslında kendisi daha ziyade Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ve Matmazel Noraliya’nın Koltuğu isimli yapıtlarıyla bilinir; ancak son romanı Yalnızız da biçim ve içerik açısından oldukça nitelikli bir yapıttır. Yalnızız romanını “nitelikli” yapan unsurlara ileride değineceğiz; ama öncelikle Peyami Safa’yı Türk edebiyatında müstesna bir yere koyan aşamalara, dolayısıyla onun hayatına odaklanmamız gerekecek.

Döneminin meşhur şairi İsmail Safa’nın oğlu olan Peyami Safa, babasını henüz iki yaşındayken kaybetmiştir. Babasının erken ölümü nedeniyle düzenli bir öğrenim hayatı görmediği halde kendisini o kadar iyi geliştirir ki, yıllar sonra Fransızca gramer kitabı yazacak seviyeye gelerek başta Nazım Hikmet olmak üzere, birçok Türk aydınını şaşırtacaktır. Ancak Peyami Safa’nın tek mahareti kendi başına Fransızca öğrenmesi değildir. Yarım yamalak eğitim hayatı olmasına rağmen öğretmenlik, gazetecilik ve matbaacılık gibi meslekler de yapar. Tüm bu iş deneyimleri ve okuduğu kitaplar, onun fikri açıdan olgunlaşmasına katkıda bulunur. Böylece giderek edebiyata daha çok yaklaşır ve fıkra, deneme, eleştiri gibi metinler kaleme almaya başlar. Bu alandaki yetkinliği de kısa sürede fark edilir. Hatta Aziz Nesin, Nazım Hikmet ve Nurullah Ataç gibi döneminin ünlü yazarlarıyla polemiklere girer. Edebiyata ilk atıldığı yıllarda sol kültüre yakınlık duyar. Bu yakınlık derecesini şöyle örneklendirelim: en önemli romanlarından biri olan Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nu Nazım Hikmet’e ithaf eder! Ancak zamanla sağ siyasete doğru yönelir ve ömrünün sonuna kadar da o çizgide kalır. 1961 yılında askerde olan oğlunun ölümüyle büyük bir yıkım yaşayan Safa, beyin sarsıntısı geçirir ve sadece birkaç ay sonra hayata gözlerini yumar.

Peyami Safa’nın romancılığı dışında kalan tüm yönlerinden az çok bahsettik ama onu edebiyatımızda özel bir yere konumlandıran romanlarına henüz pek değinmedik.

Romancı Yönüyle Peyami Safa:

Her ne kadar deneme, eleştiri ve fıkra türlerinde eserleri bulunsa da Peyami Safa, romanlarıyla modernleşme sürecindeki Türk romanının gelişimine büyük katkıda bulunmuştur. Özellikle “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu”, “Matmazel Noraliya’nın Koltuğu”, “Fatih-i Harbiye” ve son olarak “Yalnızız” romanları onun külliyatında öne çıkan yapıtlarıdır. Bu romanların ortak noktası hiç şüphesiz ki insan psikolojisinin derinlemesine incelendiği yapıtlar olmalarıdır. Olaylardan ziyade kahramanların düşüncelerine önem veren Peyami Safa, bildiğinden hiçbir zaman şaşmamış, yapıtlarının estetik boyutunu ihmal etmemiş, öte yandan kahramanlarının iç dünyasının dehlizlerinde gezintiye çıkmaktan da asla vazgeçmemiştir. İnsanoğlunun içine düştüğü açmazları, medeniyet karşısındaki bunalımlarını, maddeciliğe tapınmalarını, doğu – batı arası gelgitlerini ve geçici hazlara teslim olmalarını romanlarında seçtiği bir karakterin ağzından okurlara aktararak, yapıtlarında düşünce boyutunu ön plana çıkarmıştır.

Edebi olmayan romanlarını da Server Bedi takma adıyla yayımlayan Safa’nın bu türdeki en ünlü yapıtı ise Cingöz Recai adlı kısa romanıdır.

Yalnızız Romanı Üstüne

Peyami Safa’nın kendi fikri dünyasını bir kahraman üzerinden okuruna yansıttığı etkileyici bir romandır Yalnızız. Romanın belki de en önemli karakteri olan Samim, aynı zamanda yazarın da sözcüsü konumundadır. Samim aracılığıyla Peyami Safa, “yalan” kavramı ve ruh-beden çatışması hakkında görüşlerini açıklar. Bu bakımdan Yalnızız romanı için, “fikir romanı” dememizde bir sakınca olmadığı kanaatindeyim.

Yalnızız romanının öne çıkan yanlarından ilki, tıpkı diğer Peyami Safa romanlarında olduğu gibi, yine psikolojik çözümlemelerin gücüdür. Özellikle Samim ve Meral karakterleri öylesine derinlikli çizilmiş ve öylesine akıcı bir anlatımla okura sunulmuştur ki, bu karakterlerin yaşadığı gerilim ve çatışmaları okurun da hissetmemesine pek olanak yok. Meral’in ikilemleri ve onu intihar fikrine sürükleyecek sürecin işlenişi, adeta inci gibi kusursuza yakındır; hatta romanın da edebi açıdan en tepe noktasıdır diyebiliriz. Öte yandan iki kardeş Samim ve Besim arasındaki zıtlığın romana katkısı da yadsınamaz. Samim, ruha ve düşüncelere önem vermesiyle Doğuyu, Besim ise materyalizme ve dünyevi hazlara olan tutkusuyla Batıyı temsil eder. Bu da edebiyatta ikilik kavramının bir başka yorumu sayılabilir. Eğer bir karakterin karşısına, tam zıttı yapıda bir başka karakter çıkarırsanız, çatışma kaçınılmaz demektir. Çatışmanın olduğu yerde ise tempo vardır.

Romandaki bir başka iyi husus da Peyami Safa’nın Proustvari ayrıntı verme yeteneğidir. Safa’nın öylesi keskin gözlem yeteneği var ki, hayata ve insana dair en ince detayları bile yakalayabiliyor. Romandan alıntıladığım “yalanı yakalama” odaklı bu parça da bunun göstergesi olabilir:

“Ben yalan arayan zekânın gözlere verdiği ağır hareketi bilirim. Çok az yanılmışımdır. Bakış evvelâ sağa ve sola doğru kayar. Arama başlamıştır. Sonra gözbebeği yukarıya doğru bir kavis çizip aksi istikamete iner. Sonra da tam karşı tarafa bakar. Donuktur. Bulamamıştır. İki üç defa kırpılır. Korku çırpınışı. Yalan aradığının sezilmesi ve aranan yalanın bulunmaması korkusu. Nihayet bütün yüzde, gergin çizgileri gevşeten bir kurtuluş hareketi. Yalan bulunmuştur. Gizlenen sevinç, dudakların ucunda belli belirsiz bir gülümseyiştir.” 

Yukarıda alıntıladığım parçadan hareketle, Safa’nın “Yalnızız” romanında iyi olduğu bir başka nokta daha gözümüze çarpar: Kısa ve etkili cümleler…Peyami Safa kısa cümleleri peş peşe sıralayarak bir yandan öykünün akışını kolaylaştırırken, öte yandan fiil kullanımının sıklığından kaynaklı benzer seslerin tekrarı neticesinde metninde şiirsellik elde etmiş oluyor.

Ama Peyami Safa’nın Yalnızız adlı yapıtının asıl gücü, romanda kullanılan çeşitli tekniklerde saklıdır. Romanda kullanılan zengin anlatım biçimleri, onu teknik açıdan üst mertebe Türk romanları sınıfına sokmaya kafi derecededir. Özellikle modernist anlatılarda sıklıkla rastladığımız bakış açısı kaydırma, flashback, montaj ve iç monolog yöntemleriyle Yalnızız, teknik açıdan da gayet başarılı bir romandır. Hatta bu özelliklerin büyük bir kısmı Türk edebiyatında ilk kez bu romanda kullanılmıştır. Örneğin Meral’in intihar fikrini sorguladığı gece flashback yöntemi gayet başarılı kullanılarak zamanda ileri geri sıçramalar yapılmış ve böylece Meral’in kararsızlığı biçime de yansıtılmıştır. diğer yandan, romandan alıntıladığım bu kısa parça ise iç monolog yönteminin başarılı kullanımına örnek gösterilebilir:

“Sonra bu münakaşa hayalinde, onu kendi nefsine karşı küçülten ve her sevginin insandan ikide bir istediği değer kontrolü ihtiyacına benzeyen karanlık bir duyguya doğru kayıyordu. Neydi bu? Unutmaya da benziyor. Galiba … Dur …. Evet … Gururda bir isyan hazırlığı. Hesap istiyor. İzzeti nefis. Ve şimdi onun sufle ettiklerini kendi kendine söylüyor: …”

Yalansız Bir Dünya: Simeranya

Yazarın romandaki gölgesi olan Samim’in bir kaçış ve yalnızlığına sığınış limanı olarak tasavvur ettiği Simeranya, gerçekte var olmayan ütopik bir yerdir. Burada insanlar asla yalan söylemezler. Yalan kavramı bile bilinmez. İnsanlar gölgelerdir, konuşmadan anlaşırlar. Birbirlerinden hiçbir şey saklamazlar. Simeranya’nın eğitim ve öğretim metodlarına dair Samim, “Simeranya’da her seviyeye göre okuma salonları, laboratuarlar, atölyeler, müzik, tiyatro, sinema ve spor evleri vardır. “Her yaşta insanlar bunlara devam ederler. Her merak ettikleri mevzuu kendileri etüt eder ve öğrenirler. Çocuklar ve gençler için, araştırma metotları gösteren kılavuz öğretmenler vardır. Bunların vazifeleri öğretmek değil, öğrenmenin yolunu öğretmektir. Çünkü Simeranya pedagojisi, insanın bütün hayatında öğrendiği şeyleri ancak kendi istediği zaman ve kendi araştırmaları neticesinde öğrendiğini bilir. Eski dünya, Simeranya’ya göre bugünkü dünyamızdaki okullarda çocuklara ve gençlere öğretilen şeylerin, muayyen istidat ve ihtiyaçları karşılamadıkça, hayatta hiçbir işe yaramadığı anlaşılmış ve klasik mektepten eser kalmamıştır: sınıf, kürsü, ders programı, nutuk söyler gibi ders veren öğretmen ve profesör yoktur. Diploma yoktur” , diyerek hem çağının eğitim anlayışını eleştirir, hem de olması gereken eğitim-öğretim modelini sunar.

Netice itibariyle Yalnızız romanı, hem başarılı kotarılmış roman teknikleri, hem üslubu, hem de savunduğu fikirler açısından Türk edebiyatının önde gelen romanlarındandır. Dolayısıyla o eşsiz Simeranya’ya her iyi okurun misafir olması elzemdir!

Arka Kapak dergisi 13. sayı

Devamını Oku...