Son Sözü Kim Söyleyecek?

Sevengül Sönmez

Uzun zamandır yayıncılık koşullarının edebiyata etkisi üzerine düşünüyorum. Görünen o ki, okurun istekleri, yayıncının olanakları, hız, değişim, popülerlik, görünürlük ve daha pek çok şey, nitelikli okurları kızdıracak derecede hızla edebiyatın parçası haline geliyor. Margaret Atwood’un da dahil olduğu Shakespeare’in eserlerini yeniden yazma projesi gibi yeniden yazma projeleri, yetişkin yazarlarının çocuklar için yazması, başarı öyküleri ve (oto)biyografik anlatılar piyasa şartlarının değişikliğiyle birlikte edebiyat ürünlerinin yeniden şekillenmesinin sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Okurun beklentisini yönlendiren editörlerin etkisi de bu sürecin önemli parçası artık. Yayıncılık dünyasında “Commissioning (Development/Sponsoring / Acquiring)” olarak anılan ve Türkçeye “ürün (kitap) geliştiren” editörlük olarak çevirebileceğimiz editörlük anlayışından daha çok söz ediliyor ve editörler yazarlar üzerinde daha etkin bir rol üstleniyor.

Yakın zamanlarda Türkiye’de de izlenme olanağı bulan “The Affair” dizisindeki editörün yazarla yaptığı konuşmada olduğu gibi, hangi eserin nasıl yazılması gerektiğini, bunun ne zaman yayımlanmasının doğru olacağını belirleyen editörlerin sayısı tüm dünyada artıyor. Yazarlarla yapılan anlaşmalar, bu anlaşmaların şartları ve yayıncının yazardan beklentilerinin çokluğu da cabası… Bunlara ayak uydur(a)mayan, bu dünyanın dışında kalmak isteyen yazarları kolayca sistemin dışına itme eğilimi taşıyan bu yayıncılık anlayışının olumsuzlukları kadar olumlu yanlarını da tartışmaya değer buluyorum. Bunu başka bir yazıda tartışmak üzere konuya bir virgül koyup Hanif Kureishi’nin yeni kitabı ’e getirmek istiyorum sözü.

Kureishi’nin yeni romanı unutulmaya yüz tutmuş, şöhretini yitirmiş yaşlı bir yazarı edebiyat tarihine gömülmekten kurtarmaya çalışan yayıncısının ortaya attığı “biyografi” fikrine odaklanırken, bu biyografiyi onaylayacak aile üyeleriyle birlikte çalışarak, yazması gereken genç yazar Harry Johnson ile İngiltere’nin saygı duyulan yaşlı ve ünlü yazarı Mamoon Azam’ın gerilimli ilişkisini anlatıyor.


Son Söz
Hanif Kureishi
Çevirmen: Ahmet Ergenç
Everest Yayınları

Kureishi’nin bir söyleşisinde dile getirdiği gibi “yazmak” hakkında bir roman. Yazının kaynağı, esini, hayat ve yazı arasındaki ilişki, gerçek ve kurmaca, özgünlük ve yorumlama arasında gidip gelen konuşmalarla, günlük yaşamın sıradanlığı (kötülüğü, karmaşası) arasına sıkışan olaylar içinde ortaya çıkarılması gereken bir yaşamöyküsünün izini sürmek zorunda kalan genç yazarın “nesne”sinin etkisine kapılmadan yapması gerekenler ve yayıncının ondan bekledikleri satır aralarına sıkışıyor.

Genç yazar Harry, eserine konu olacak yaşlı ve ünlü yazar Mamoon’un hayatını yakından tanımak üzere onun İngiliz taşrasındaki kır evine yerleşirken, kendisini bekleyen şeylerden habersiz olsa da, gerçekle karşılaşması uzun sürmeyecektir. Mamoon, bencil, huysuz, çevresindeki herkesi kendi rahatı için seferber eden, geçmişindeki kabahatleri örtbas etmek için başkalarını suçlamaktan kaçınmayan bir adamdır. Genç karısı Liana ise, ona hayran olmakla birlikte, feda ettiği hayatın karşılığını –artık– almak isteyen, bunun için de yayıncıyla birlikte Mamoon’u bu biyografinin yazılmasına –kendi kontrolü ve onayı dahilinde– ikna eden kişidir. Ve bu taşra evinin her yerinde her an öfke kıvılcımları çakmakta, bu kıvılcımlar kısa zamanda büyük kavgalara dönüşmektedir.

Büyük yazarın alaycılığından kaçamayan, onun tarafından sürekli hor görülen Harry, araştırmalarını sürdürürken bir yandan da kendi hayatının zorluklarına ve tuhaflıklarına katlanmak zorunda kalır. Kendi geçmişiyle, özellikle de annesiyle yaşadığı sorunlu ilişkiyle yüzleşir. Mamoon’un baskın tavırları ona babasıyla ilişkisini hatırlatırken, annesinin eksikliğine duyduğu özlem ve kızgınlığın kendisinde açtığı yaraları da görmesini sağlar.

Bu kır evindeki yaşama gereğinden fazla dahil olan, ama asıl istediklerine ulaşamayan Harry’in kurtarıcısı ve olayların çözülmesini sağlayan ise kız arkadaşı Alice olur. Gelişiyle “harikalar diyarı”na dönüşen bu taşra evindeki varlığı kimseyi yanına yaklaştırmayan Mamoon’un ona duyduğu hayranlıkla olayların gidişatını değiştirir. Alice’in araladığı kapıdan içeri sızabilen Harry için “nesne”sine ulaşmanın yolu açılır. Uzun çabalardan sonra, konuşmaya kısa süreler için ikna ettiği büyük yazardan duydukları ise, günümüz biyografinin okurunun duymak isteyeceği türden şeyler değildir. Editörü Rob ise, ara sıra yaptığı ziyaretler ve telefon görüşmelerinde, “deli ve vahşi” bir kitap beklediğini tekrarlamaktadır.

Beklentilerin ve koşulların arasına sıkışıp kalan genç yazar; çareyi türlü kaçamaklarda bulurken, biyografiyi de kendisine çizilen plan yerine başka bir yolla yazmaya karar verir. Böylece, Mamoon’un hiç de misafirperver olmayan bu ülkede, kalemiyle para kazanmakla kalmayıp kendini özgün, daha önce görülmemiş bir yazara –sömürülen ya da ezilmiş özne konumunda konuşan ama bunu nefret duymadan ve sömürgecinin kültürüyle özdeşleşmese de, o kültüre hayran olarak yapan yazara– dönüştürmek için nasıl bir kararlılık sergilediğini ortaya çıkarır. Mamoon, kendisine pek de şans tanımayan geçmişinden kurtularak başarılı bir sanatçı olmuştur. Ancak bu başarısı, Hindistan’da ihanet olarak görülmüş; eski dostları ve yoldaşları Mamoon’u “beyaz” olmakla suçlamışlardı.

Yapacakları ve gelecekleri giderek birbirlerine bağlanan iki yazar arasında çekişmenin türlerin çekişmesine dönüşeceğinin belirtisi romanın ortalarında görülür. Mamoon, Harry’e şöyle der: “Ele aldığı yazar kadar iyi yazan bir biyografi yazarı okudun mu hiç?” Son derece zekice kurgulanmış sonuyla “Son Söz”ü kimin söyleyeceğine dair büyük bir merak uyandıran ve gerçek bir altın vuruşla sonlanan roman diyaloglarıyla da övgüyü hak ediyor. Hanif Kureishi, genç yazarın gözünden anlattığı bu ünlü yazarın başarı hikâyesiyle, başta İngiliz edebiyatı olmak üzere dünya edebiyatlarını son dönemde en çok etkileyen postkoloniyalizm hakkındaki düşüncelerini de dile getirmektedir. Günümüz edebiyat ve yayın dünyasına yöneltilmiş, muzip ve sert bir eleştiri barındıran roman, İngiliz yaşam biçimi hakkında da keskin tespitler içeriyor. Hatırla(t)ma işiyle meşgul birinin unutmak isteyen biriyle karşılaşması olarak da okunabilecek, bugünlerde yazma eylemini çok önemseyen okurlara ve yazarlara da şaşırtıcı bir ders veriyor.

Arka Kapak dergisi 8. sayı

Devamını Oku...