Şövalye Kitaplarının Don Quijote Üzerindeki Etkisi

Héctor Vielva Diego

Miguel de Cervantes’in başyapıtı Don Quijote sıklıkla dünya edebiyatının ilk modern romanı olarak betimlenmektedir. Fakat hangi dönemde olursa olsun yepyeni, bir mazisi olmayan eserlerin ortaya çıkması pek mümkün değildir. Gerçek şu ki Cervantes kendi dönemindeki çeşitli edebî türlere dayanarak onlara farklı bir boyut katmakla birlikte onları aşmıştır. Böylece pastoral şiir (La Galatea, Grisóstomo ve Marcela’nın öyküsü), Morisko romanı (esirin öyküsü), pikaresk roman (kürek mahkûmlarının öyküsü) ve İtalyan usulü novella’lar (Münasebetsiz Meraklı’nın öyküsü) gibi birçok türü bir araya getirerek Don Quijote ve diğer eserlerinde kullanmıştır. Cervantes’in aynı zamanda kendisine de atfedilen Entremés de los romances isimli bir tiyatro eserinden ilham almış olduğu da tartışılagelmiştir. Oyundaki başkarakter Bartolo isimli bir çiftçi fazlasıyla romancero (romans, yani şiir derlemeleri) okuduğu için aklını kaçırır ve şövalye olmaya karar vererek Bandurrio adlı uşağı ile birlikte sefere çıkar. Yolda iki çoban arasındaki kavgaya karışarak dayak yer ve akrabaları onu evine getirirler. Bu eser ile Don Quijote’nin ilk bölümleri arasındaki benzerlikler aşikârdır, ancak şüphesiz ki Cervantes’i en çok etkileyen ve hayal gücünü en çok harekete geçiren ve bu kısa makalenin konusu olan tür şövalye kitaplarıdır.

İspanyol leksikograf Sebastián de Covarrubias Tesoro de la lengua castellana o española (1611) başlıklı sözlüğünde şövalye kitaplarını şöyle tarif eder: “Gezgin şövalyelerin kahramanlıklarını konu alan, eğlencesi bol faydası az olan keyifli ve yaratıcı kurmacalardır.” Kısacası Orta Çağ toplumunda çaresizleri ve genç hanımları kurtaran, ejderhalar ve her türlü hayalî canavarla savaşan, Tanrı’nın, kralın veya yârinin adına başka şövalyelerle onurlu düellolara katılan fevkalade yiğit ve nazik şövalyelerin efsanelerini anlatan bir edebî türdür. Don Quijote’nin asıl konusu asilzade Alonso Quijano’nun bu kitapları tarihî vakayiname addedip sürekli okuyarak aklını yitirmesidir: “…Okuduğu hayal icadı âlemin gerçek olduğu kafasına öyle bir yerleşti ki, onun gözünde, dünyada daha gerçek bir öykü olamazdı.” Américo Castro sayesinde benzer bir olaydan haberdarız: 1600 yılında Salamanca’daki bir öğrenci durmadan şövalye kitapları okuduğu için aklını kaçırıp başkalarına saldırmıştır. Bu türde kaleme alınan kitapların Cervantes’in çağında ne denli meşhur ve aynı zamanda muzır oldukları gözden kaçmamalıdır.

Evvela şövalye kitaplarının ait olduğu edebî türün kökenine bir göz atalım. Orta Çağ boyunca ve 15. yüzyıla kadar bile şövalyelik makamı gerçek anlamda var olmuştur. Muhtemelen bu gerçek şövalyelerin eylemlerine her türlü abartılar, folklorik efsaneler ve hayalî olayların eklenmesiyle şövalye kitapları meydana çıkmıştır. İlk şövalye kitaplarının 12. ve 13. yüzyıllarda Fransa’daki Bretanya bölgesinde neşet ettiği kabul edilmektedir. Özellikle meşhur Tristan and Isolde hikayesi ve Arthur’a dair öyküler ön plana çıkar. Bu eserler İspanya’da da bilinse de 15. yüzyılın sonlarına ve 16. yüzyılın başlarına kadar İspanyolcaya çevrilmemişlerdir. Aynı dönemde Tirant lo Blanc (Katalancası 1490, İspanyolcası 1511) ve Amadis de Gaula (1508) önderliğinde bu Fransız edebî geleneğinden ilham alan ilk İspanyolca eserler ortaya çıkmaya başlayıp gitgide İspanyolca özgün eserlerin şekillendiği gözlemlenmektedir. İşte bunlar Don Quijote’nin kütüphanesinde bazılarını gördüğümüz kitaplardır: Amadís de GreciaPalmerín de OlivaFelixmarte de HicarniaOlivarte de Laura vs. Avrupa ve İspanya’da şövalye kitaplarının en çok yayımlandığı dönem V. Carlos’un (Şarlken) devrine denk gelir (1517-1556). Hatta diyebiliriz ki bu dönemde matbaa sayesinde en başarılı nesir türü olan şövalye kitapları Rönesans İspanyası’nda gerçek anlamda best-seller olmuştur. Bizzat V. Carlos’un da Belianís de Grecia’yı okumayı çok sevdiği bilinir. Oğlu II. Felipe’nin döneminde şövalye kitapları yayımlanmaya devam ettiyse de –örneğin Diego Ortúñez de Calahorra’nın El caballero del Febo adlı eseri, 1562– tekrar ve tekrar yasaklanmışlardı. Juan Luis Vives, Antonio de Guevara veya Juan de Valdés gibi filozof ve din adamları, şövalye öykülerinin içerdiği boş maceraları ve ahlakî gevşekliği şiddetle eleştirmişlerdi. Huarte de San Juan 1575’te basılan Examen de ingenios başlıklı eserinde birçok okurun şövalye kitaplarından dolayı kendini kaybettiğini söyler. II. Felipe’nin vefatıyla birlikte sansür dolu bir dönem sona ermiştir. III. Felipe’nin hükümdarlığının ilk yıllarında şövalye kitapları kısa bir süre için yeniden canlanır. Örneğin 1602 yılında bilinen son özgün şövalye kitabı, Juan de Silva’nın Policisne de Boecia’sı yayımlanmıştır. 1623’de Quinta Parte del Espejo de Príncipes y Cavalleros kaleme alınmış, fakat matbaa yüzü görmemiştir.

Altın Çağ İspanya’sında söz konusu şövalye kitaplarının okunması pek yaygındı. Bu öyküler sadece asilzadeler ve soylulara değil, aynı zamanda tüccarlar, köylüler ve çiftçilere gerek görsel gerekse işitsel yoldan herkese ulaşıyordu. Şair Paéz de Ribera’nın Florisando (1510) adlı eserinde ifade ettiği gibi bu kitapları “her kesimden insan, hem erkekler hem kadınlar, hem saray eşrafı hem de avam tabakası” okumaktaydı. Mesela Don Quijote’nin birinci cildini okuyan ve Don Quijote ve Sancho ile alay eden dük ve düşes gibi, Astorga markisi Pedro Álvarez de Osorio ve Kalabriya dükü Fernando de Aragón’un da şövalye kitaplarını zevkle okudukları malumdur. Bu kitaplar kadınlar arasında da çok popülerdi. Kraliçe I. Isabel ve Azize Teresa de Ávila başta olmak üzere birçok kadının bu tür eserlerle haşır neşir oldukları bilinmektedir. Şövalye kitaplarını iyi tanıyan edebiyatçılar arasında Diego Hurtado de Mendoza, Fernando de Rojas ve tabii ki bizzat Cervantes sayılabilir.

16. yüzyıl Avrupa toplumunun büyük kısmını oluşturan az eğitimli insanlar, bu eserlere yüksek sesle okunması yoluyla ulaşabiliyorlardı. 1550 yılında birçok sanatkâr ve öğrencinin pazar günlerinde Sevilla Katedrali’nin merdivenlerinde buluşup şövalye hikâyeleri okuyup dinledikleri vakıadır. Ayrıca bu kitaplar Amerika kıtasında da büyük rağbet görmüşlerdi. Yeni Dünya’ya gidip gelenler uzun deniz seferleri süresince bu eserleri merakla okuyorlardı. Meksika ve Peru’dan İspanya’daki matbaalara sürekli sipariş verilmekteydi. Velhasıl, bu dönemde şövalye kitaplarının başarısının insanların içinde bulundukları çağın çetin gündelik hayatından hayalî, ideal dünyalara kaçmak istemelerinden öte geldiğini söylemek mümkündür.

Yukarıda görüldüğü üzere şövalye kitapları Cervantes’in yaşadığı dönemde önemli bir yere sahiptiler. Don Quijote’nin birinci cildinin önsözündeki “eserin amacının şövalye kitaplarını eleştirip yok etmek olduğu” iddiası, bu kitapların Cervantes’in yaratı dünyasına ne büyük ölçüde etki ettiklerinin işaretidir. Pekâlâ söz konusu şövalye kitaplarının mensup olduğu edebî gelenekte Don Quijote’nin rolü nedir? Bazıları için Cervantes bu kitapları o kadar isabetli bir şekilde eleştirmiştir ki Don Quijote’nin ardından şövalye kitaplarının basımı giderek azalmış ve bu tür ortadan kaybolmuştur. Martín de Riquer’e göre Cervantes Gotik şövalye ilkeleriyle değil, şövalye kitaplarının dikkatsiz üslupları ve abartılı içerikleriyle alay etmiştir. Menéndez Pidal’e göre daima gerçeğe bağlı kalmayı seven Cervantes, bu eserlerin gündelik hayatın gerçeklerini yansıtmamalarını eleştirir. Başka bir deyişle Cervantes, eserlerinde sıklıkla baş gösteren gerçeğe benzerlik (verosimilitud) kavramı doğrultusunda şövalye maceralarının gerçeğe benzemezliklerini (inverosimilitud) düzeltmeye niyetlenmiştir. Vargas Llosa’ya göre Cervantes şövalye kitaplarını mizahlaştırarak hem onlara saldırır hem de saygı duyar, zira şövalye kitaplarının en kötü taraflarının bir parodisini yazarken, en güzel taraflarını kullanarak yeni bir anlatı tarzı da inşa etmiştir. Bundan dolayı Menéndez Pelayo’nun da ifade ettiği gibi şövalye kitaplarından ilham alan ve onları ölümsüzleştiren Don Quijote’nin son ve nihai şövalye kitabı olduğunu söylemek mümkündür.

Arka Kapak dergisi 34.sayı

Devamını Oku...