Taassuba Karşı Hür Aklın Münazarası

Cihan Taşan

Kıta usçuluğunun önde gelen temsilcilerinden olan, Bertrand Russell’ın “en insancıl ve cana yakın filozof” olarak tanımladığı “Yeni Skolastik”çi ve “Descartes”çı Benedictus Spinoza, 17 yy. filozofu olarak 19.yy düşünce sisteminde yer alan neredeyse her akımı –Hegelciler, Marksistler, idealistler- derinden etkilemiştir. Spinoza’nın Ethica’sı ve Tanrıbilimsel Politik İnceleme’sinden sonra okuduğum, Willem Van Blyenbergh ile aralarında geçen mektuplaşmalardan müteşekkil Kötülük Mektupları’nda, Spinoza ile Blyenbergh arasındaki tüm yazışmalar bir araya getirilmiş. Özellikle “Yaratılış” ve “Adem” hakkındaki tartışmalarda, Spinoza’nın hem Yahudiliğe hem de Hristiyanlığa çok önemli eleştiriler getirmesi, filozoflar arasında ne tür bir iletişim kurduğunu göstermesi açısından enfes bir kitap.


Kötülük Mektupları
Blyenbergh, Benedictus de Spinoza
Norgunk Yayıncılık

Spinoza, tüccar bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelmiş, Yunanca ve Latince öğrenmiş ve mercek yapımında ustalaşarak geçimini bu yolla sağlamıştır. Ayrıca Rijnsburg adında bir köye yerleşerek burada dersler vermiştir. Daha 24 yaşında iken Amsterdam Yahudi Cemaati’nden, sorgulayıcı aklı ve düşünceleri yüzünden, “iğrenç sapkınlıkları” sebebiyle atılır. Hâlbuki yüzyıllar sonra Albert Einstein, Spinoza’nın Tanrı’sı hakkında, “Ben Spinoza’nın Tanrı’sına inanıyorum. Kendisini tüm varlıkların uyumluluğunda gösteren Tanrı’ya inanıyorum; insanın yazgısı ve eylemleri ile ilgilenen Tanrı’ya değil.” diyecektir.

Blyenbergh, bir liman kenti olan Dordrecht’te yaşayan zeki ve inatçı bir kalvinist teoloji teorisyenidir. Aynı zamanda bir tahıl simsarıdır. İşinden arta kalan vakitlerde teoloji ve metafizik ile meşgul olur. Mektuplarına Spinoza’nın Descartes Felsefesinin İlkeleri ve Metafizik Düşünceler kitabını okuduktan sonra duyduğu hayranlıkları dile getirerek başlar. Ancak daha sonraları bu hayranlık gitgide Spinoza’yı “kâfir” ilan edecek kadar tersine dönecektir. Bu yazışmaların nitelemesini teoloji mektupları diyerek yapabiliriz. Ya da taassuba karşı hür aklın münazarası. Deleuze’ün kitaba Kötülük Mektupları adını uygun görüşündeki temel etken, mektuplarındaki sıkı tartışmalarda Spinoza ve Blyenbergh’in “Kötülük Problemi” üzerinde epeyce durmalarından kaynaklanır. Alber Nahum’a göre; Deleuze’ün yorumları Spinoza çalışmalarında öylesine etkili olmuştur ki bu mektuplaşmalar hemen her yerde bu adla anılmaktadır.

Blyenbergh, Spinoza’nın Descartes incelemesini yayımladığı aynı yıl Ateistlerin Hakaretlerine Karşı Tanrı’nın ve Dinin Bilgisinin Savunusu adlı ilk kitabını yayımlamıştırBir amatör teolog-filozof olan Blyenbergh, kitabın isminden de anlaşılacağı üzere son derece dindar bir Hristiyan’dır. Hatta Alber Nahum ’un önsözde belirttiği üzere “muhtemelen felsefeyi, inancın doğrularının sapkın yorumlara karşı savunulduğu bir mücadele alanı olarak görmektedir.”

Taassup öyledir ki; insan hakikati bildiğini sanır, tüm arayışı, bildiği hakikati kanıtlamak üzerinedir. Dine bağlı tüm topluluklarda hatta dindar entelijansiya içinde de bu tavrı görürsünüz. O, bir tartışma, bakış açısı sunma, hakikati tartma amacında değildir. O, elinde tuttuğu “hakikatini” dayatma gayretindedir. Zaman zaman iğneleyici, aşağılayıcı, tehditkâr üslubuyla “Tanrı’sına” hoş görünme amacındadır. Evet, Blyenbergh ’in ilk mektubunda hayranlıkla başlayan ifadeleri gitgide yerini karşıtlığa bırakacak ve en nihayetinde biten mektuplaşmaların ardından yayımlanan İmansızların Savlarına Karşı Hristiyan Dininin Hakikatinin ve Kutsal Kitap’ın Otoritesinin Tasdiki ya da “Teolojik-Politik İnceleme” Başlıklı Kâfir Kitabın Çürütülmesi isimli kitabıyla Spinoza’nın azılı düşmanlarından biri olacaktır.

Hegel şöyle diyor: “Bir filozof olmak için önce ‘Spinoza’cı olmalısınız, eğer ‘Spinoza’cılığınız yoksa hiçbir felsefeniz de yoktur.” Bizim “Spinoza”cılığımız da şu cümle ile başlasın: “Havaya fırlatılan taş eğer konuşabilseydi, mutlaka kendi iradesiyle yola çıktığını söylerdi.” Öyleyse bizim felsefemiz tam burada dursun, durulsun, bulsun kendi iklimini. Kötülük Mektupları’nı, Spinoza’nın felsefesini anlamamız açısından bizi zirveye çıkaran basamaklardan biri olması nedeniyle önemli addediyorum.

Arka Kapak dergisi 32. sayı

Devamını Oku...