Tüm Evren Bir Kütüphane

Büşra Yücedağ

Bütün evrenin bir kütüphane olduğunu düşünelim bir an. Etrafımızdaki her nesnenin o kütüphanenin bir parçası olduğunu, kütüphanenin tüm ayrıntılarını oluşturduğunu varsayalım. Borges “Ben cenneti hep bir çeşit kütüphane olarak düşlemişimdir,” derken belki de evrendeki yaratılmış her şeyin, o hayalinde kurduğu ve cennetle özdeşleştirdiği kütüphaneyi kastederken kitabı nasıl konumlandırıyordu zihninde, kim bilir?

İthaki Yayınları’nın fantastik/korku türünde yayımladığı Kül Dağı’ndaki Kütüphane, 2017 yılı içerisinde okuyacağınız en tuhaf kitap olabilir. Tüm Samanyolu Galaksisi’nin bir kütüphane olabileceğini düşünün. Kütüphanenin başındaki adamın adı; Baba ve 12 çocuğu var. Bu çocuklardan hiçbiri Baba’nın öz evladı değil. Kütüphanede de tam olarak 12 kategori bulunuyor ve her evladı ayrı bir kategoride uzman olarak görevli. Her dili bilen de var, ölüleri dirilten de; hayvanları kontrol edeni de var, şifa vereni de…


Kül Dağı’ndaki Kütüphane
Scott Hawkins
Çevirmen: M. Boran Evren
İthaki Yayınları

David, Margaret, Jennifer ve Lisa, Peter ve Richard, Jacob, Emily, Alicia ve Rachel küçüklükten beri hafızaları silinmişçesine kendilerini hep Baba’nın yanındaymış gibi hatırlıyorlardı. Hepsinin bir uzmanlık alanı vardı ve Baba onları kendi kataloglarında ayrı ayrı ustalaştırmıştı. Onlar bunun için seçilmiş çocuklardı. Fakat ne var ki hep yanlarında bildikleri ve kendilerinde bulunan on iki ayrı kataloğa tamamıyla hâkim olan Baba bir gün esrarengiz bir şekilde ortalıktan kayboldu. Herkes kendi kataloğuna delicesine eğilerek kütüphanenin sahibi olan Baba’larını aramaya başladı. Ancak bir şeyler sürekli ters gidiyordu.

Baba’yı aramak için kütüphaneye doğru yöneldiklerinde karşılarındaki tehlikenin henüz farkında değillerdi. Ta ki o çemberin içine girinceye kadar… Garrison Oaks’ın o koskocaman bahçesini bir çember çevrelemişti ve hiçbiri oraya adım atamıyordu. Üstelik hepsi bunu denemişti de. Sonuç mu? Hepsi kan revan bir biçimde bahçeden koşarak ayrılacaktı. O bahçeye sadece bir kişi adım atabilirdi. Ancak onlardan olan hiç kimse değildi bunu yapabilecek olan. Bir Amerikalı başarabilirdi bunu sadece. Sıradan bir Amerikan.

Steve; belki sıradan bir tesisatçıydı ama evrenin kurtuluşu onun iki parmağının arasındaydı. O bir Amerikalı idi. Ve üstelik on iki kütüphanecinin hâlinden anlayabilecek tek kişi oydu. Başından beri kütüphaneyi bir türlü benimseyemeyen Carolyn onun yardımını isteyerek hem Tanrı olmaya bir adım atacak hem de içinde bulunduğu durumu anlamlandırmak için kendine zaman tanımış olacaktı. Nitekim öyle de oldu. Çünkü belki kulağında Baba’nın hiç anımsamadığı şu sözlerinin yankılanmasından ötürü bunun için oldukça mücadele verecekti: “Benimle birlikte karanlığa adım at çocuğum.” Sadece o defa Baba ona gerçek bir sevgiyle baktı: “Senden bir Tanrı yapacağım.”

Hiçbiri onun biyolojik çocuğu değildi. Ancak David’e de şu sözleri söylemekten geri kalmayacaktı. Pelapice -bu onların kütüphaneci diliydi- “Sen Carolyn’in her şeyden çok korktuğu ve alt ettiği şey olacaksın. Üzgünüm oğlum. Varisim sen olabilirsin diye düşünmüştüm ama kudret sende değil. Veliaht Carolyn olmak zorunda.”

Büyüsüne kapılıp gideceğiniz ve kendinizi kelimelerle tasvir edilen her bir mekânda bulacağınız mükemmel bir eser. Özellikle fantastik romanlara ilgisi olan herkesin okuması gereken bir kitap. Sürükleyici olmasının yanında çeviri bir eser olmasına rağmen oldukça başarılı da. Her roman için düşündüğüm “yazar bunu nasıl düşünmüş” şaşkınlığını Scott Hawkins’de bir kez daha yaşadım. Kurgusu muazzam, okunması gereken bir kitap. 

Arka Kapak dergisi 18. sayı

Devamını Oku...