Türkler Olmadan Dünya Tarihi Yazılır mı?

İskender Gümüş

Yaşayan önemli tarihçilerimizden Prof. Dr. İlber Ortaylı hemen hemen tüm eserlerinde, ortaya çıkışı çok eski zamanlarda olmasına rağmen Türk kavmi veya kavimler topluluğunun menşeinin tespitiyle ilgili büyük güçlüklerin olduğunu belirtir ancak Türk tarih yazımındaki tüm bu güçlüklere rağmen Türkler olmadan bir dünya tarihi yazmanın da mümkün olmadığını vurgular.

Bu nedenle, ömrünü Türk tarih yazımına vakfeden Prof. Dr. İlber Ortaylı hemen hemen tüm mecralarda Türk kültür ve medeniyetinin oluşumu ile ilgili çalışmaların içerisinde bulunmuş bir tarihçi. Türklerin Tarihi üst başlığı ile iki cilt halinde yayınlanan bu kitaplar da İlber Hoca’nın çeşitli program ve konferanslardaki konuşmalarının söyleşi tarzında kaleme alınmasından oluşuyor.


Türklerin Tarihi 2
Anadolu’nun Bozkırlarından Avrupa’nın İçlerine
İlber Ortaylı
Timaş Yayınları

Orta Asya’nın Bozkırlarından Anadolu’nun İçlerine Türklerin Tarihi eserinin “Orta Asya’nın Bozkırlarından Avrupa’nın Kapılarına” alt başlığıyla yayınlanan birinci cildi Türklerin tarih sahnesine çıkışıyla başlayıp Orta Asya’dan Anadolu’ya göçü ve Anadolu’da inşa ettikleri kültürü Osmanlı’nın ortaya çıkışı dönemine kadar ana hatlarıyla ele alıyor.

Her ne kadar Türklerin Orta Asya’dan kavimler göçü yoluyla Avrupa’ya gitme rüyasının olduğu söylense de, İlber Hoca Sultan Alparslan’ın Malazgirt’ten batıya, Anadolu’ya gitme niyetinin pek olmadığını, onun gözlerinin Suriye ve Mısır’da olduğunu ifade ediyor. Sultan Alparslan’a göre asıl devlet Suriye ve Mısır taraflarıdır.

Bu ciltte, İlber Hoca salt tarihsel perspektifte olay ve olguların analizinden çok kendine has üslubuyla Türk kültür ve medeniyetinin ara sokaklarına ışık tutuyor. Türklerin adının nereden geldiği, Anadolu coğrafyasına ne zamandan beri Türkiye denildiği, Türkiye’nin Avrupa’da ne zaman sorun olarak algılanmaya başladığı kitabın satır aralarında dikkat çekiyor. Orta Asya, Türkler, Sasaniler, Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular, Osmanlı Devleti ve Türk medeniyetinin kuruluşunu kronolojik bir kaygı gütmeden, günümüzle ilişkilendirerek kendi perspektifinden anlatıyor.

Türklerin Tarihi cildinin ikinci kitabı ise “Anadolu’nun Bozkırlarından Avrupa’nın İçlerine” başlığını taşıyor. İlber Hoca kitabın önsözünde kitabın çerçevesini şu cümlelerle çiziyor: “Türklerin tarihi serisinin ikincisinde Marmara Bölgesi’nde küçük bir beylik olarak doğan, gelişen ve kurulduğu ilk yılların üzerinden 150 yıl geçmeden Balkanlar’da ve Ege’de hakimiyet tesis eden, Akdeniz dünyasının son muhteşem imparatorluğu olan Türk imparatorluğunun Rumeli’yle başlayan fetihlerinden sonra üç kıtaya yayılmasına şahitlik edeceksiniz.”

İlber Hoca’nın eserlerinde belirttiği gibi Osmanlı’nın kuruluş devri hakkındaki yazılı kaynakların sınırlı olduğunu biliyoruz. İlber Hoca’nın bu kitapta da asıl üzerinde durduğu dönem 15. asır. Kitapta bu asıl konuya girmeden önce, Osmanlı tarihinin kaynakları, Ortadoğu ve Akdeniz coğrafyasındaki toplumlarla yaşanan etkileşimler, 19. yüzyıl Osmanlı tarih yazıcılığı, 20. yüzyılda Fuad Köprülü ve yetiştirdiği öğrencilerinin Türk tarihçiliği içindeki yeri ve tarih öğretiminde dikkat edilmesi gerekenler ele alınıyor. Dikkat çektiği önemli bir konu da Balkanlar ve Ortadoğu’daki komşu ülkelerin Osmanlı tarihi algısı ve son yıllarda yapılan çalışmalarla bu algıda yaşanan değişim.

Türkiye’de yakın zamana kadar, ders kitaplarıyla yayılma imkânı bulan bir resmi tarih görüşünün hâkimiyeti söz konusu idi. Fakat 1980’ler ve özellikle 1990’lardan sonra hem yayınlarda artış hem de kültür tarihi, şehir tarihi ve toplumsal tarih gibi sahaların belirginleştiği görüldü. Köklere ve kimliğe duyulan merak “Biz kimiz?” sorusunun sadece tarih öğrenimi görenlerce değil, kültürel/entelektüel ilgiler oluşturmak isteyen eğitimli yeni kuşak tarafından da sorulmasını doğurdu. Prof. Dr. İlber Ortaylı bir yandan bu yönelişi olumlu bulurken bir yandan da yaptığı karşılaştırmalar ve verdiği ayrıntılı bilgilerle son 30 yıllık süreçte gelişen tarih ilgisinin belirli çerçeveleri tekrar eden nostaljik/hamasi tarihçiliğe kurban edilmemesi gerektiğini gösteriyor. 

Arka Kapak dergisi 11. sayı

Devamını Oku...