Uzak Bir Kenarda Yalnız ve Güçsüz

Mehmed Ali Çalışkan

Atomların özel bir yığılışından oluşan elimdeki şu çakıl taşının bir gün ortaya çıkacağı önceden hangi nedenle bilinemez idiyse, biyosfer de benim gözümde, ne artık ne eksik, işte o nedenle bilinemezdi… Bu bir çakıl taşı söz konusu olduğunda bize yeter de, kendimize gelince yetmez olur. Kendimizin zorunlu, karşı durulmaz, bütün zamanlar için yazgılı olmasını isteriz.

Jacques Monod

Fransız biyokimyacı Monod, 1975 yılında yayınladığı Rastlantı ve Zorunluluk adlı eserinde insanın tarih nezdinde bir çakıl taşı kadar olumsal olduğunu ileri sürüyordu. Oysa insan doğadaki bu sıradanlığını görmezden gelerek, kendisine tarih içinde bir ayrıcalık, tarih üstünde ise üstün bir amaç tayin etti.

Bunun adı hümanizm…

İlkçağ ve ortaçağ biliminde dünyayı evrenin merkezinde tahayyül etme nedenimiz de buydu, o kadar önemliydik ki, bizim yaşadığımız dünya başka bir yerde olamazdı. Güneş merkezli evren teorisi astronomideki bu hümanizmi yendi, artık evrenin uzak ve önemsiz bir köşesinde, kimsenin umurunda olmadığı minik bir noktada yaşadığımızı biliyoruz. Ancak bu keşif, ardından gelen dört asır boyunca yüce insanlık görüşünün etkisini yitirmesine yetmedi ve insanoğlu kendi yüceliğine yani hümanizmine sığınarak hem kendi türüne hem ekolojik sisteme zulmetmekten geri durmadı.

Geçtiğimiz günlerde dilimize Poyzan Nur Taneli’nin etkili bir Türkçe ile çevirdiği Harari’nin Homo Deus adlı eseri yayınlandı. Önceki kitabı Sapiens ile insanoğlunun tarih içinde kendini keşfetme hikayesini konu edinen yazar, bir şekilde insanın hayvanlıktan sıyrılıp kendini tanrılığa taşıyacak olan hümanizminin hikayesini yazmıştı. İlk akrabalarımız Neanderthal türünü yok ederken de, uçaklarla şehirlerin üstüne bombalar atarken de aynı üstün hümanist gayeye sığındık. Harari, yeni kitabına da hümanist bakış açısından doğduğunu ileri sürdüğü tüm ideoloji ve dinlerin geçtiğimiz yüzyılları nasıl kasıp kavurduğunu anlatıyor. Ama bu kitapta asıl yapmak istediği geçmişin değil geleceğin tarihine ışık tutabilmek. Hümanizm, Harari’ye göre artık gündemden düşme noktasına geldi, insanoğlu geleceğe bir insan gibi değil bir tanrı gibi yürüyor. Kitabın adını bu yüzden Tanrı İnsan anlamına gelen Homo Deus koymuş.


Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi
Yuval Noah Harari
Çevirmen: Poyzan Nur Taneli
Kolektif Kitap

Esasen insanın tanrılık iddiası hümanizmin zirve noktası olsa gerek. Klasik insan kendisini yüce kılmak için tanrısının işaretine ihtiyaç duyuyordu, geleceğin insanı ise kendisini bizzat tanrı yerine koyduğu için kendinden menkul bir yüceliğe sahip olacak. Harari’ye göre insanların ömürlerini uzatacakları belki de ölümsüz hâle gelecekleri geleceğin dünyasında, insanlığın karşısına çıkacak olan en önemli meydan okuma başka bir türden değil bilginin kendisinden gelecek.

Burada bir miktar kitaba ara verip sizi bir filme götürmek isterim. Luc Besson’un yazıp yönettiği Lucy adlı film, beyninin %10’nunu kullanan bir kadının karşısına çıkan her türlü engeli aşmadaki üstün başarısı hikâye ediliyordu. Ama Lucy filminde asıl dikkat çekilen nokta ise, üstün insanın sonuç itibariyle bir bilgi denizine dönüşmesiydi. Dünyayı kuşatabilen, dünyaya yukarıdan bakabilen; herkese, her yere sızabilen, akıcı bir bilgi olarak zihin fenomeninin insan kafatasından çıkıp atmosferik bir yayılım haline dönüşmesiydi. Nitekim film de Harari’nin işaret ettiği o tanrılık iddiasını gerçekleyen insanı ele alıyordu.

Kitaba geri dönersek -tıpkı filmde tüm insanlığı kuşatan evrensel bilgi denizi örneğinde olduğu gibi- Harari de insanın kapsamından kurtulmuş ve insana karşı meydan okuyan bir bilgi okyanusundan bahsediyor. Gelecekte hümanizmin yerini kendisinin dataizm adını verdiği bir veri dininin alacağını iddia ediyor. Bilginin bugün olduğundan bile çok daha fazla büyük bir güç olacağını, bizim bilgiye değil bilginin bize sahip olacağı bir gelecek konusunda bizi uyarıyor.

Fiziksel elektromanyetik spektrumda insan sadece kırmızı ve mor arasındaki dalga boyunu algılayabiliyor ve bu dalga boyu sınırının her iki tarafında çok daha geniş bir spektrumda bizim göremediğimiz ışıklar var. Ya zihin durumları da böyle ise? Evrende bizim beynimizin algısının çok ötesinde, bizim tüm gelişmiş bilimsel imkanlarımıza rağmen, doğamız gereği algımıza kapalı olan bir bilgisel alan olma ihtimalini ele alan Harari böyle bir alanı algılayan başka bir tür çıkabileceğini söylüyor. Dahası insanın bilgiyi makineler aracılığıyla işlenebilir hâle getirdiğinde, bilginin biyolojimizin sınırlarından sıyrılıp bu serbest uzayda kendini geliştirip evrende bizden çok daha ileri bir kognitif duruma ve dolayısıyla insan türünü ortadan kaldırabilecek güce ulaşabileceğini iddia ediyor.

Önceki kitabı Sapiens ve yeni kitabı Homo Deus’da Harari, ateist evrimci bakış açısıyla evrenin Tanrısız bir hikayesini anlatmaya çalışıyordu, ne var ki, yeni kitabın son bölümünde kurguladığı gelecekte kendi Tanrısını yine evrene davet ediyor gibi gözüküyor. Her şeyi bilen ve kontrol eden bir Tanrı yerine her şeyin bilindiği ve kontrol edilebildiği Tanrısız bir tanrısallık, evreni yöneten bir bilgi okyanusu.

Gelecekte; belki de esen rüzgar bile bilgi taşıyabilecek, atmosferdeki oksijen atomları bilgiyle titreşecek, yağmur damlaları düşerken şifreler taşıyacak.

Cin şişenin içinden kurtuldu bir kere. İnsan kendi türüne karşı en büyük hatayı, bilgiyi kafatasının içinden dışarı çıkarmakla yaptı. Belki de bilginin zihnimizin uzayından taştığı ilk başlangıcı ararsak, yazının ve hatta dilin icadına kadar geri gitmeliyiz. Düşünceler beyin kıvrımları arasından dışarı sızdığında insana karşı büyük ihtilal başlamış oldu. Bugün o bilgi kümeleri çok daha hızlı ortamlar, elektrik kabloları, ışın aktarıcılar, nano-kondansatörler kullanıp hızla büyüyor, genişliyor, içeriğini ve etkinliğini artırıyor; salt bilgiden zekaya evriliyor. Gün gelecek geçmişin masum hikaye anlatıcısı insanoğlu kendi hikâyesinin kurbanı olacak.

Arka Kapak dergisi 16. sayı

Devamını Oku...