“Veli’nin Oğluyum Tarifsiz Kederler İçinde” Şairin Müzisyen ve Muzip Babası: Mehmet Veli Kanık

Necati Tonga

Bir şair veya yazarda sanatkâr mizacın oluşmasında muhitin önemli bir rolü vardır. İçerisinde yaşanan mekân, arkadaş çevresi, eğitim görülen okullar, kurulan ilişkiler, gezilen yerler edebiyatçının kişiliğine şekil verir. Edebiyatçının ruh dünyasını şekillendiren bir diğer faktör de aileden tevarüs eden özelliklerdir. Bu durumun edebiyatımızdaki dikkat çekici örneklerinden biri Orhan Veli’nin hayatında karşımıza çıkar. Şairin babası Mehmet Veli Kanık, bazı özellikleriyle oğlunda şair mizacın oluşmasına tesir etmiştir.

1881 yılında İzmir’de dünyaya gelen Mehmet Veli Kanık, küçük yaşta babası tüccar Fehmi Bey’i kaybetmiş, İzmir Sanayi Mektebi’nde öğrenciyken Mustafa Bey’den klarnet öğrenmiştir. Veli Kanık, İzmir Sanayi Mektebi’nden mezun olduktan sonra hocası Mustafa Bey’in tavsiyeleriyle İstanbul’da Muzika-i Hümayun’da çalışmaya başlamıştır. Ne var ki II. Abdülhamit’in iktidarda olduğu o dönemde İstanbul’da cereyan eden bir Ermeni karışıklığı, memuriyete atamaları iptal ettirmiş, dolayısıyla Veli Kanık’ın göreve başlaması da dokuz ay gecikmiştir. Henüz on altı yaşında olan Veli Kanık, 1897 senesinin 1 Mayıs’ında resmî olarak Muzika-i Hümayun’da görevlendirilmiş, bu kurumda çalışırken Zati Bey’den klarnet dersleri almayı sürdürmüştür. Önce onbaşı, ardından takım çavuşu ve başçavuş olan Veli Bey, o dönemde sarayda düzenlenen bir ziyafette solo şef Aranda Paşa’nın dikkatini çekmiş ve iltifatlarını kazanmıştır. Bu olay neticesinde orkestrada yer bulan Veli Bey, uzun yıllar Zati Bey’in yanında ikinci klarnet olarak çalışmıştır. Fatma Nigâr Hanım’la evlenen Mehmet Veli Bey’in Orhan, Adnan, Füruzan ve Zerrin adlı dört çocuğu dünyaya gelmiş, Zerrin Kanık henüz bebekken ölmüştür. 1911’de Darülaceze Bandosu’nu kuran Veli Kanık, 1917 yılına kadar bu bandoyu idare etmiş; bu arada yüzbaşı ve binbaşı rütbelerini almıştır.

1923-24 yıllarında Darülelhan’da öğretmen olarak çalışan Veli Bey, bando ve orkestranın Ankara’ya nakledilmesini müteakip 1932 yılında Cumhurbaşkanlığı Orkestrası’nda bando şefi olarak tayin edilmiştir. Uzun yıllar başkentte görev yapan Veli Bey, 1945 yılında emekliye ayrılmıştır. 1936-1949 yılları arasında Ankara Radyosu’nda çeşitli görevler alan Veli Bey, Musiki Muallim Mektebi’nde nazarî ve pratik dersler vermiştir. 1949 yılında İstanbul’a taşınmış ve İstanbul Radyosu’nda tonmayster çalışmaya devam etmiştir. Mehmet Veli Kanık, Orhan Veli’nin ölümünden üç yıl sonra 1953 yılının Kasım ayında vefat etmiştir.

Halil Bedii Yönetken, ölümü münasebetiyle kaleme aldığı bir yazıda onun Türk musikisine katkılarını şu cümlelerle özetler:

“Batı müziği mensubu olmakla beraber Türk müziğini de iyi bilirdi. Ankara Radyosu’nda bulunduğu senelerde Türk müziği sanatkârlarına dersler vermiş, Türk sanat müziği ile yakından ilgilenerek, bilhassa usuller üzerine çalışmış, eski büyük usulleri Avrupalı bir görüş ve anlayışla, yeni, sade bir sistem içinde ifade ve tatbik etmek yolunda enteresan çalışmalar yapmıştır.”

Samet Ağaoğlu ise Orhan Veli’nin sanat heyecanını babasından miras aldığını belirterek Veli Kanık’ın portresini şu cümlelerle çizer:

“Bu uzun boylu, geniş beyaz yüzlü, kumral saçlı asker sanatkârın, Ankara’nın müzik ihtiyacıyla çırpınan aydınları üzerinde emeği ve hakkı var. (…) Baba, içli bir adamdı. Duygularını, heyecan ve kederlerini Batı’nın klasik müziğinde yaşıyordu. Biri, aydınlık, berraklık hasretini kaideler, nizamlar sanatı olan müzikte ararken, öbürü, bütün kaideleri yıkmış bir şiir biçiminde gidermeye çalışacak. Baba, yaratıcı olmadan emeline kavuşabiliyordu. Oğlu ise yaratıcı olmak zorunda. Yoksa gülünçlük çukuruna düşüp kalabilir.”

Birkaç noktadan Veli Kanık’ın Orhan Veli’nin şair mizacına etki ettiği görülür. Her şeyden önce müzisyen bir babanın oğlu olarak yetişen Orhan Veli’nin şiirlerinde –şiirde tedahüle karşı olduğunu belirtse de– güçlü bir âhenk hissedilir. Bu âhengin temelinde babadan tevarüs eden müzik duygusunun etkisi vardır.

Daha şiir sanatının başında iken “lied”ler terennüm eden* Orhan Veli’nin ilk şiirlerinden birinin “Ave Maria” adını taşıması (burada Bach ve Schubert’in Ave Maria besteleri hatırlanmalı) tesadüften öte anlamlar içermektedir. Nitekim “Edith Almera” adlı şiirinde bir Çigan orkestrasının kemancısını dile getiren şair, “Bir Şehri Bırakmak” şiirinde Schumann ve Brahms’a gönderme yapar:

“Bu şehirdedir

Valsler, fokstrotlar arasında

Şuman›dan, Brams’dan

Parçalar çaldığı zaman dönüp

Bana bakan ihtiyar piyanist.”

“Dedikodu” şiirinde kahramanına “ruhumda hicranını” şarkısını (güftenin orijinal hâlinde ruhuma hicranını” şeklindedir) söyleten Orhan Veli, pek çok şiirinde türkülere atıflar yapar. Şairin babasının da Batı müziği eğitimi alırken bir yandan da halk müziğine özel ilgi duyduğu bilinmektedir. Sâdi Yaver Ataman’ın Veli Kanık için kaleme aldığı şu satırlar, arkadaş çevresinde sık sık türküler söyleyen Orhan Veli’nin bu ilgisinin kaynağını da açıklar mahiyettedir:

“[Veli Kanık’ın] Bazen hazin bir türkü ile içi ışıl ışıl yanan fakat muzdarip bakışlı gözlerinde damlacıklar belirir, bazen bir kahramanlık türküsü onun asker ve levent vücudunu daha dikleştirir, göğsünü daha kabartırdı. Oyun havalarımızın oynaklığı Veli Hoca’nın o temkinli, vakur ve daima ciddi olan yüzüne başka bir canlılık ve neşe verirdi.”

Veli Kanık’ın oğlunun “Pireli Şiir”ini bestelediği bilinmektedir.

Veli Kanık’ın oğluna tesir eden bir diğer yönü muzip kişiliğidir. Ankara Radyosu’nda çalışırken arkadaşlarına renkli şeker kâğıtlarına sarılı küçük hediyeler veren Veli Kanık’ın hediyelerini açanlar, bu süslü kâğıtların içlerinde bazen kömür, taş, soğan ve ufacık kurşunkalemlerle karşılaşırlarmış. Benzer şekilde Orhan Veli’nin de gecenin karanlık saatlerinde dost meclislerine Karagöz gibi “hu” diyerek girmeyi seven bir muzip yanı vardır.

Şair; Sabahattin Eyuboğlu’nun evinin balkonunda ipi boynuna geçirip ağzında sigarası ile maslub (asılmış adam) taklidi yaparak fotoğraf çektirmiş, Yenişehir’de Atatürk Anıtı’na konulmuş çelenklerden birini kaparak davetli olduğu eve götürmüş, bir baloncudan bütün balonlarını satın alıp sokak sokak dolaşmıştır.

Şairde bu muzip/çocuksu kişiliğin oluşmasında babasından tevarüs eden benzer özellikler etkili olmuştur. Veli Kanık’ın diğer oğlu Adnan Veli’nin edebiyatımızın önce gelen mizah ustalarından biri olduğu da unutulmamalı ve Orhan Veli’nin çoğu şiirinde karşımıza çıkan humoresk (mizahî) tutumun kaynağı biraz da Veli Kanık’tan gelen bu özellikte aranmalıdır.

Netice itibariyle Türk musiki tarihinde önemli hizmetler veren Veli Kanık, müzisyen kimliği ve muzip kişiliği ile oğlunu derinden etkilemiştir. Orhan Veli’nin o meşhur şiirinde kendini anlatırken“Veli’nin oğluyum tarifsiz kederler içinde” deyişi boşuna değildir. 

* Lied, kısa şiirlerden bestelenmiş, piyano eşliğinde söylenen şarkı demektir.

Arka Kapak dergisi 36. sayı

Devamını Oku...