Yazı Seni İstediği Yere Götürür

Röportaj: Nihan Bayram

2011’de filme uyarlanan ve 2015’te de dizisi çekilmeye başlayan “Limit Yok” kitabının yazarı Alan Glynn ile yazma süreci, yarattığı karakterler ve son kitabı Paradime üzerine konuştuk.

Röportajlarınızdan birinde çocukluğunuzdan beri kendi zihninizde yazar olduğunuzu söylemişsiniz. Yazarlık kariyerinizin en başında sizi tetikleyen şey neydi? Roman yazmayı hayatınızın merkezine koymanızı özellikle ne sağlıyor?

Aslına bakarsanız bu çok uzun zaman önceydi ve bu yüzden hatırlamak biraz zor. Ancak kalemi elimde tuttuğum ve kelimeleri, cümleleri yazma eyleminden fiziksel olarak zevk aldığım net bir anı var aklımda. Her şey bu şekilde başladı. Okulda İngilizcem çok iyiydi ve makale yazmamız gereken ödevleri severdim. Bir şekilde bu benim kişiliğim hâline geldi ve hayatımda bunun dışında başka hiçbir şey yapmak istemedim. Kurmaca yazmak, bu yazma sevdasından sonra doğal bir süreç olarak gelişti ve hikâye ile edebiyata olan sevgimden doğdu.

Limit Yokun film vizyona girmeden önceki adı Karanlık Alanlar idi ve Muhteşem Gatsby’ye bir göndermesi vardı. Eddie Spinola, Jay Gatsby’nin kendi benliğini yeniden bulmasının modern örneği gibi görünüyor. Eddie için Amerikan rüyasının modern simgesi diyebilir miyiz?

Kitabı yazarken aklımda kesinlikle bu vardı. Muhteşem Gatsby benim en sevdiğim romanlardan biridir ve ana teması olan kendi benliğimizi yeniden bulmak ve onu yeniden tanımlamak, evrensel bir konudur. Bu, her şeyin mümkün olduğu, yeni dünyanın temiz ve acemi kalbi Amerika’ya özgü bir tema gibi görünebilir. Eddie, Amerika yüzyılı olarak adlandırılan 20. yüzyılın sonlarında kişisel yenilenmenin metalaştırıldığı ve bir hap şekline büründüğü modern dönemin simgesi.


Limit Yok
Alan Glynn
Çevirmen: Müge Bayyurt
Portakal Kitap

Limit Yok’un dünya çapında bilinen bir kitap ve film olacağını kitabı yazarken hiç hayal ettiniz mi?

Hayır. Karanlık Alanlar benim üçüncü romanım. İlk iki kitabım birçok yayınevi tarafından reddedilmişti ve moralim çok bozuktu; bu yüzden bu kitap hakkında gelen haberler benim için çok şaşırtıcıydı, yazarken böyle olacağını hiç düşünmemiştim. Kitabın bir film şirketi tarafından satın alınması heyecan vericiydi ama filmin çekilmesi sekiz seneyi buldu ve benim de bu fikre alışacak çok fazla zamanım oldu. Filmin çekilmesi hâlâ bir mucize, çünkü satın alınan birçok kitap filme uyarlanmıyor. Benim kitabım bir film oldu, hem de çok güzel bir film oldu.

Özellikle günümüzde bir kitap sevildikten sonra, bu kitaptan uyarlanan bir film mutlaka çekiliyor. Evet, bu klasik bir soru ancak sizin fikrinizi almaktan memnun olacağız. Sizi kitap mı, yoksa film mi daha çok etkiledi?

Filmi sevdim. Daha farklı bir şekilde yapılmasını dilediğim bazı belirli şeyler var ama film işe yaradı ve kendine has bir enerjisi var. Bu yüzden sonsuza kadar kitabımla bağlantılı olacak olması beni gururlandırıyor.

Limit Yok’ta yazmaya bir türlü başlayamayan bir yazar görüyoruz ve siz kitabı birinci şahıs anlatımıyla yazmışsınız. Eddie Spinola sizin kendi hayatınızla ne kadar bağlantılı? Hayatınızda kendi benliğinizi yeniden bulmak istediğiniz bir an oldu mu?

Ben genellikle Eddie ilacı almaya ve değişmeye başladığı âna kadar onun hikâyesinin benim hikâyeme dayandığı esprisini yaparım. Hikâyenin ilk kısımları için kendi yazar tıkanıklığı deneyimimi kesinlikle kullandım. Ancak kendi benliğimi yeniden bulmayı hiç düşünmedim ya da istemedim. Ben olduğum kişiyle mutluyum. MDT’nin benim ilişki kurduğum ve bence birçok insanın ilişkilendirdiği etkisi hayatını bir anda daha hızlı ve daha etkili hâle getirmesidir. MDT şüpheyi, üşengeçliği ve tembelliği ortadan kaldırıp olmak istediğin kişi olmana ya da her kim olmak istiyorsan daha iyisi olmana yardım ediyor.

Eddie ve Danny’nin hikâyeleri kurgusal hikâyeler ancak ikisi de gerçek kişilikleri ve amaçlarını bulmak için çaba gösterirlerken kendi hayatları ve kararları üzerinde kontrol sahibi olamadıkları bir noktaya geliyorlar. Bu nokta insanların günümüzde yaşadıkları problemi yansıtıyor mu?

Sanırım evet, yansıtıyor. Bence modern dünyadaki değişimin hız oranı bizim hazır olduğumuz ya da kontrol edebileceğimiz bir şey değil. Bilgi teknolojisi her şeyi yeniden şekillendirdi ve birçok endişe ve şüphe yarattı. Bugünlerde olduğun yerde durabilmek kolay değil ve hayatımızın kontrolünü kaybedebileceğimiz bir sürü yol var. Bu birçok açıdan kötü bir şey ama inandırıcı hikâyeler için harika bir kaynak ve bu kurmaca yazarlarının karşı koyamayacağı bir durum.

Eddie ve Danny kendi kişiliklerinden kaçıyor ve kendilerine dünyada yeni roller yaratıyorlar. İnsanların yeni biri olmayı kendi gerçek benliklerini bulmaktan daha kolay bulduğunu mu öne sürüyorsunuz?

Hayır, uzun vadeli bakıldığında bunun daha kolay olduğunu düşünmüyorum çünkü genelde bu dönüşümler doğaya aykırı bir şekilde gelişir ve sonunda bir felakete dönüşür. Ancak modern dünyada, kendi benliğimizi yeniden bulmamız için ya da kendimize dijital kimlikler yaratmak için, hatta kendi benliğimizi fark etmemizin çok karmaşık olduğu sanal âlemlerde kaybolmak için ya da gerçek benlik diye bir şeyin var olduğunu kabul etmek için çok fazla fırsatımız var.

Paradime-Ölümcül Benzerlik’te Danny Lynch, Teddy Tragger olmayı kabul ettiği zaman aslında bir kukla hâline geldiğini öğreniyor. Bizim de toplumun kurallarına göre hareket edip davranışlarımızı şekillendiren kuklalar olduğumuzu düşünüyor musunuz?

Bu önemli bir soru. Özgür irade denen bir şey var mı ki? Bu harika bir aydınlanma fikri ama son zamanlarda yapılan nörobilim araştırmaları bizlerin çok az anladığımız ve hatta çok az farkında olduğumuz beyin mekanizmalarının kuklası olduğumuzu öne sürüyor. Biz sadece toplumsal ve kültürel normlar tarafından değil, aynı zamanda nörokimyasal seviyeye kadar inen sayısız farklı etmen tarafından şekillendiriliyoruz. Bu hayranlık uyandırıcı bir olgu ama kurmaca için pek yararlı değil. Bence faaliyet ve onu geri kazanma teşebbüsünün kaybı birçok hikâye için güçlü bir harekete geçirici faktör. Eğer sonunda bu evrenin kurmaca yerine tamamen bir mekanik evren olduğu ortaya çıkarsa yazarlar anlamını kaybeder. Ancak bu süre içerisinde, bence bireyler olarak bizler toplumda belirsiz biçimde idrak edebildiğimiz karanlık güçler tarafından yönlendiriliyoruz. Danny’nin kukla olduğunu fark etmesi bence son zamanlarda hepimizin birçok kez hissettiklerinin abartılmış tasviri.


Paradime
Ölümcül Benzerlik
Alan Glynn
Çevirmen: Müge Atalay Bayyurt
Portakal Kitap

Danny Lynch, Teddy Trager olmayı kendi isteğiyle tercih ettiğine dair kandırılıyor ama daha sonra her şeyin baştan sona bir plan olduğunu öğreniyor. Danny’nin hikâyesi bir kader benzetmesi midir?

Ben kader için bir benzetme planladığımı düşünmezdim. Belki bu şekilde anlaşılıyor olabilir ama bir yazar olarak böyle terimler üzerinden düşünmüyorum. Karakterler açısından bile düşünmüyorum. Cümlelerle başlıyorum ve her şey buradan sonra büyüyor. Bilinçaltı, yazmada çok büyük bir rol oynuyor ve en sonda oluşan materyal benzetme olabilir de olmayabilir de ama benim işlerimde hiçbiri kasıtlı değil.

Paradime-Ölümcül Benzerlik devam hikâyesi gibi gelebilecek bir noktada bitiyor. Paradime-Ölümcül Benzerlik ya da Eddie’nin muhtemel intiharını sonlandırmadığınız Limit Yok için devam hikâyeleri yazmayı düşünüyor musunuz?

Paradime için bir devam hikâyesi yazmayı planlamıyorum. Belirsiz bir notla bitiyor ama bence bu belirsizliğin çözümlenmesi gerekmiyor. Bazen gizemli bir notla bitirmek bütün yanıtlanmamış soruların cevaplanmasından daha tatmin edici olabiliyor. Bu gerçek hayatta nadiren olur. Karanlık Alanlar/Limit Yok’a gelince de bu kitap için bir çeşit devam hikâyesi yazdım. Yeni karakterler var ve Eddie’nin hikâyesinin devamı değil (bana göre Eddie romanın sonunda ölüyor). Devam hikâyesi MDT-48’in tarihini, hikâyesini ve Soğuk Savaş dönemindeki kökenini ayrıntılı bir şekilde anlatıyor.

Türkiye’de iyi bilinen kitaplar yazmak isteyen gençlere neler önerirsiniz?

Herhangi birine tavsiye vermek konusunda tereddüt ederim çünkü iki yazar hiçbir zaman aynı değildir ve aynı şekilde çalışmazlar. Ancak benim yıllar boyunca öğrendiğim bir şey var ki yazmak hakkında konuşmak ya da düşünmek yazmak değildir. Yazılı bir şeye ulaşmanın tek yolu onu yazmaktır. Bu çok bariz görünebilir ama bir yazarın yazıyormuş gibi davranmak için harcayabileceği zaman insanı şaşırtabilir. Bir diğer önemli şey ise yazmaya başlamadan önce ne yazacağını tamamen bilmek zorunda değilsin. Hatta bilmemelisin. Önemli olan herhangi bir şey yazarak yazma sürecini tetiklemektir. İşte bu yüzden endişelenmeyi bırak ve sadece başla. 

Arka Kapak dergisi 26. sayı

Devamını Oku...