Zarifoğlu: “Yarım kalmış bir hikâye…”

Röportaj: Merve Akbaş

Cahit Zarifoğlu, hiçbirimizin tam olarak bilmediği bir ülkedir. Gemilerle yaklaştığımız, sularında yüzdüğümüz bir ülke. Bu ülkenin gizemi, anlaşılamaz tarafı, çekiciliği, güzelliği etrafında toplanmamıza neden olur. Kitaplarından birini açtığımızda, diğerlerini de tek tek indiririz raftan. İşaret Çocukları, Menziller, Yaşamak, Yedi Güzel Adam, Serçe Kuş, Motorlu Kuş, Bir Değirmendir Bu Dünya… Onu anlamak, gülümseyişini, hüznünü, yalnızlığını bir kere daha görmek isteriz. Birkaç kulaç atmak, yaklaşmak… Onun eserlerini anlamak hâlâ vaktimizi alıyor. Şiirleriyle İkinci Yeni’nin “artist”idir. Denemeleri, çocuk hikâyeleri, romanı, tüm eserleri çağının ötesindedir. Hatta bazılara göre, “kendisinden önce gelenleri etkilemiştir.” Her satırı, her seferinde yeni ve keşfedilmemiştir. Kuşkusuz Cahit Zarifoğlu ülkesine en yakın olanlar ise ondan derin izler taşıyan ailesi. Şairin eşi Berat Zarifoğlu, çocukları Ahmet, Betül, Ayşe Zarifoğlu’yla Cahit Ağabey’in kendilerine bıraktığı izleri sorduk. Her biri kendi penceresinden Zarifoğlu’nu anlattı.

Zarifoğlu Ailesi

Berat Zarifoğlu:

Cahit Zarifoğlu ne demek sizce?

Berat Zarifoğlu: Eşim demek, çok iyi bir insan demek. Onu düşününce samimiyet geliyor aklıma. Mütevazı oluşu, anlayışlı olduğu, merhametli olduğu, zarif biri olduğu geliyor.

Cahit Bey size neler kattı, sizin yaşamınıza nasıl sirayet etti?

B.Z.: Her şeyi ondan öğrendim. Yemek yapmayı dahi ondan öğrendim. Bana çok şey kattı. Olaylara bakışım değişti. Evliliğimiz çok saygı çerçevesinde geçti. Hem hocamdı hem kocamdı. Cahit Bey’in çok çalışmasından şikayetçiydim ama sonradan okudukça, tanıdıkça onun en iyi okuyucularından biri de ben olmuştum. Herkesin derdini kendi derdi gibi bilirdi. Dışarıdaki olayları çok iyi bilirdi, kim iyidir kim kötüdür, siyasi olarak politik olarak. Savaşlar ne oluyor, Müslümanların durumunu, neler yapılması gerektiğini, olayların sebeplerini, sonuçlarını hep ondan öğrendim. Yani genel kültürü hep Cahit’ten öğrendim. Çok şey kattı bana. Hatta bir seferinde “Cahit Abi,” demişler, “yenge ne mezunu?” “İlkokul mezunu ama çok sorar, çok meraklıdır, çok öğrenmek istiyor, gazetedeki yazılarımı okur, sorular sorar,” diye cevap vermiş. Onu tanıyınca kendimi ve etrafı daha iyi anladım. Hem kocamı hem hocamı kaybettim, bir yazarı kaybettim o vefat ettiğinde.

En çok hangi eserinden etkilenmiştiniz?

B.Z.: Yürek Dede ile Padişah. Çok okumuşum onu. Ve çok da ağlamışım. Bana çok değişik gelmişti, yani her okuduğumda çok beğenerek okudum. Anlatımı, masaldaki kişileri her şeyini çok çok sevdiğim bir kitaptır. Onun en iyi okuyucularından biri bendim.

Zarifoğlu

Ahmet Zarifoğlu:

Cahit Zarifoğlu denilince aklınıza ilk neler geliyor? Size, dünyanıza tesiri nedir?

Ahmet Zarifoğlu: Cahit Zarifoğlu denilince aklıma ilk gelen “baba” oluyor. Çok çok kısa bir zaman geçirilmiş, doya doya yaşanamamış, yaş itibariyle uzun uzun sohbetler edilememiş bir baba. Kişiliğiyle ilgili, kitapları yazıları şiirleriyle ilgili yüzlerce soru sorama- manın eksikliği geliyor bazen. Bunun hemen ardından “şair-yazar” bir adam geliyor aklıma.

Onun anlatılarından, onu anlatanlardan tanıyorsunuz yani biraz da…

A.Z.: Kim ne kadar anlatırsa anlatsın hep yarım kalmış bir isim Cahit Zarifoğlu. Annemden, akrabalarımızdan veya çok yakın arkadaşlarından sık sık dinliyoruz babamızı ama yine de “yarım” kalmış bir isim…

Kendinizi bulduğunuz bir eseri var mı?

A.Z.: İns. Kendimi de babamı da en net bulduğum kitaplardan bir tanesi Hikayeler kitabı. 11 hikâyeden oluşuyor bu kitap. İçlerinde en sevdiğim; “İns”, “Yabancılık”, “Bir Şey var Belirmiyor”, “Sizi Görmeliydim”, “Savunma”. Bir iki tanesi hariç hepsini dönüp dönüp tekrar okuyorum.

Onun eserlerini nasıl tanımlarsınız?

A.Z.: Babamın hemen tüm eserleri ilaç gibi. Şiirlerindeki veya satırlarındaki kalpten gelen samimiyet size hem eşlik ediyor hem sıkıntınızı alıyor, yoldaş oluyor insana… Gel beraber sıkılalım, gel beraber mahcup olalım veya tam tersi gel beraber güneşe gülümseyelim diye arkadaş oluyor bence…

Size hayatı tanımak adına neler kazandırdı? Onun yazar dünyasını nasıl görüyor, tanımlıyorsunuz?

A.Z.: Zengin Hayaller Peşinde ve Bir Değirmendir Bu Dünya dışında hayatı öğretmeyi amaçlayan, bir fikir, bir tavsiye vermeyi amaçlayan herhangi bir kitabı veya eseri yok babamın. Hatta o iki kitapta da bahsettiğim gibi didaktik bir durum yok. Bir istikamet vardır olsa olsa. Karşı taraf iyi bir durum değerlendirmesi yaptığında siz de otomatikman kendinizle ilgili bir pay alıyorsunuz. Babamın kitaplarını okuduğumda sürekli olarak onun dünyasına girmeye çalışırım. Az tanıyabildiğim bu adamı şiirlerinden, hikâyelerinden, yazılarından çözmeye çalışırım hep…

Zarifoğlu

Betül Zarifoğlu:

Bir baba olarak Cahit Zarifoğlu sizin zihninizde nasıl duruyor?

Betül Zarifoğlu: Babamla ilgili aklıma gelen ilk şey hep özlemdir. Çok az zaman geçirdiğim birini hayatımın her anında, iyi-kötü her durumda sürekli özleyerek yaşadım.

Onunla benzer yanlarınız var mı? Ortak bir zihin dünyanız olduğuna inanır mısınız?

B.Z.: Ne kadar benzerlik taşıdığımı, ruh dünyamıza mirasını bilemiyorum. Umarım yüklü bir mirastır diye umut ediyorum sadece.

Kitaplarından en çok hangisini sevdiniz? Dönüp dönüp okuduğunuz bir eseri var mı?

B.Z.: Babamın kitaplarından en çok “İns” hikâyesini severim. Kaç defa okuduğumu bilemiyorum bile. Her okuduğumda yine şaşırırım, yine severim, yine heyecanlanırım. Her okuduğumda “İns” başka biri olur gözümde. Büyüsü çözülemeyen bir gizemle doludur. Hikâyeden çok şiire yakındır bence. Yaşamak kitabı da en sevdiklerim arasında. Babamla en çok tanıştığımız kitaptır hâliyle.

Siz aynı zamanda çocuk kitapları da yazıyorsunuz. Babanızın çocuk kitaplarından hangisini seversiniz?

B.Z.: Katıraslan en çok okuduğumdur. Beni babamda bir yazar olarak en etkileyen yön muhteşem hayal gücü. Bunun en güzel örneğidir Katıraslan.

Bildiğimiz kadarıyla babanız sizin de çocuk hikâyeleri yazmanızı öğütlüyor…

B.Z.: Babam bana imzaladığı kitaplarından birinde “Bir gün senin de çocuklar için yazacağını hayal ediyorum,” diyor. Benim de başka alanlarda yazılarım olmasına rağmen ilk kitabım bir masal oldu. Bir anlamda bir vasiyet gibi kabul ettiğim sözün karşılığını bulmuş olmasından çok memnunum. Muga Zıpzıp adında bir masal kitabım var. Yazılarımın ya da masallarımın babamın yazdıklarıyla çok benzerliği olduğunu düşünmüyorum.

Zarifoğlu

Ayşe Zarifoğlu:

Cahit Zarifoğlu ve eserleri nasıl iz bıraktı sizde?

Ayşe Zarifoğlu: Cahit Zarifoğlu denilince zarif, merhametli, düşünen, akıllı, sahici, yakışıklı bir adam geliyor aklıma. Çocukluğum geliyor ve çocukları çok seven babam. Necip Fazıl’ın “artist” hitabı… Aynı zamanda annem geliyor aklıma. Vefatında 9 yaşına doğru büyüyordum. Bir şeyler hatırlanabilecek yaşlar ama ben anlar hatırlıyorum sadece. Ufak kareler. Biraz annemin anlatmasıyla biliyorum babamı. Baba denilince anne bu yüzden aklıma geliyor. Zaten hem anne hem baba.

Onun eserlerini okuduğunuzda babanızı mı görüyorsunuz, Cahit Zarifoğlu’nu mu?

A.Z.: Anlatılan ve hatırladığım babamın dışında okuduğum bir babam var… Bazısında babam, bazısında sevdiğim bir yazar. Hem babam hem bir adam. Okuyucunun, okuduğu kitabın yazarıyla kurulan bağ. Yazının sahibine duyulan hürmet, yakınlık, hayranlık, sevgi ve babam.

Hangi eserlerini seversiniz?

A.Z.: Deneme, çocuk hikâyeleri, romanları… Hepsini çok seviyorum… Çünkü üslubunu seviyorum Zarifoğlu’nun şiirleri, çok uzun yazılsa bile yetersiz kalacak duyguların, kısacık enfes şiire bürünmesi. Hayret ve hayranlık bende uyandırdığı.

Bir Değirmendir Bu Dünya her zaman beni içine kattığı bir roman. Dağ köyünde yaşar, camii avlusunda toplanır, özellikle kayalardan şelaleye doğru koşarım Afgan çocuklarla.

Çocuk kitapları ayrı güzeldir. Baba ağaçkakanın anne ağaçkakana “gaga yoldaşım” hitabı ayrıca severim. Kurduğu uzun hayalleri. Kısa tutmaz, “film senaryosu gibi genişletilen hayaller” der. Ne kadar kendimi bulursam o kadar güzelleşir okuduğum, o kadar yakınlaşır. Rüya anlatırken, rüyada düşme hissinin adı “rüya düşüşü”dür. “Kuş üstü bir gayret” yine Ağaçkakanlar kitabından. Okuyunca kuş olduğunu unuttuğum ve “Aaa evet gaga!” dedirten hikâyesi. Yürekdede, Katıraslan, Ağaçokul sevdiğim kitap ve sevdiğim harika adlandırmalarından bazıları.

Babanız size nasıl bir zihinsel miras bıraktı? Kendinizde ondan izler görür müsünüz?

A.Z.: Babama çok benzemiyorum. Yapı olarak farklıyım. Alim Kahraman’ın yazdığı, Cahit Zarifoğlu ile 7 yıl adlı 2014’te yayımlanan bir kitap var. Kitabın bir bölümünde Alim Amca, babam ile hatıralarını, babama mektup şeklinde yazmış. Bir bölümü şöyle: “Mecidiyeköy’de ajansın bürosunda buluştuğumuz yaz günleri, akşama doğru beraber çıkar, Nişantaşı üzerinden Beşiktaş’a doğru yürürdük, neşe yerinde olurdu genelde. Bazen yollardaki satıcı çocuklara takılır, onlarla konuşmanızı ikiniz arasında gelişen bir oyuna dönüştürürdünüz. Ben de durur, ilgiyle izlerdim sizleri. Hatırınızda kaldı mı bilmiyorum, bir gün Teşvikiye Camii’nin önünde bir çocuğa çakmağınızı doldurtmuş, çocuk verdiğiniz paranın üstünü hazırlarken, onun bozuk paralarını koyduğu küçük sandık için, enteresan bir sandık, değerli bir şey olsa gerek, demiştiniz. O, üzeri boyalı bu değersiz sandık için, görmüyor musunuz uyduruk bir şey bu dememiş, sizin kurmaya çalıştığınız oyunu sezip ona katılmıştı. ‘Büyükannenden mi kaldı sana bu sandık?’ sorusuyla, çocuğun hayal gücünü ateşlemesine yardımcı olmuş, oyun hiç düşünmediğim yerlere doğru dallanıp budaklanmıştı.Kendinden iz dediniz ya, daha önce duymadığım bu hatırada bazı izler buldum. Babam kadar başarılı değilim elbette. Sadece bir iz ve benzer ufak şeyler.

Bu yazı Arka Kapak dergisinin 19.sayısında yayınlanmıştır.

Devamını Oku...