Zihnin Lisanı: Kalem

Yunus Emre Tozal

İlkokulda öğretmenimiz uçlu kalemlerle yazmamıza izin vermezdi. Hemen her öğrencinin hayallerini süsleyen uçlu kalemler, yazı yazmaya alışmaya çalışan biz öğrenciler için tehlikeli idi. Çünkü uçlu kalemle yazmaya başlayan arkadaşlarımızın parmak kemikleri daha da belirginleşir, zamanla yamuk bir hale gelir derlerdi. Sınıfta uçlu kalemlere karşı bir savaş başlatıldığında bir anda kendimi bu savaşın bir neferi olarak buldum. Kalemlerimi açmaya kıyamıyordum; sadece ucunu sivriltiyordum kalemtıraşın ucunda, bu yüzden ilkokul defterlerim genellikle kalın kurşun kalem ucuyla yazılmış ve gittikçe kalınlaşan çizgilerle yıldızlı pekiyiler aldı. Kalemkutum ise zamanla kurşunu, basmalısı, yumurtlayanı, tükenmezi, dolması derken doldu taştı. Hâlâ ilkokuldaki kalemlerimi saklamamın sebebine gelirsek, arkası silgili kurşun kalemlerin silgisi bitince kemirilen ve kemirilmesin diye anne tarafından iki ucu da açılan; böylece iki taraftan da yazılan kalemlerin varlığı sebebiyledir. Bu kalemler küçüldü küçüldü ve artık küçülemeyecek seviyeye gelince de anıların ve hatıraların yüklendiği birer nesneye dönüştü!

Muhittin Şimşek’in Altıncı Parmak kitabını okudukça ilkokul yıllarımdan bugüne kalemle olan ilişkim gözümün önünden bir sinema şeridi gibi geçti. Meğer nasıl da bağlıymışım, koleksiyonu yapılıp harçlık bitirten, yaş kemale ermesine rağmen sinsice biriktirilmeye devam edilen, hediye olarak verildiğinde gözümde her şeyden daha kıymetli olan… Adeta atan bir kalbi olan, ceketin iç cebinde kalbe yakınlığıyla dost olan; varlığıyla insana güven veren… Öyledir, eskiden sadece kudemâ ehli değil hemen herkes kalemsiz gezmezdi, not alınırdı mutlaka; teknolojinin gelişimiyle biz bugün cep telefonlarına not almaya başladık. Hatta Samsung cep telefonu markası buradan bir model üretti: Note serisi! Ekranı büyük, yanında sürekli kalem taşıyan bitmez tükenmez bir ajanda adeta…


Altıncı Parmak
Muhittin Şimşek
Alfa Yayınları

Altıncı Parmak, kalemin hayatımızdaki yerine odaklanıyor; insanın kalemle olan ilişkisine mercek tutarak kalemin hikâyesini, tarih ve coğrafyasıyla birlikte zihindeki konumunu ve yazının icadıyla türlü şekil ve biçimlerde yüzyıllardır hayatımızda önemli bir yeri olan kalemin yolculuğunu anlatıyor. Kamış kalemden başlayan yolculuk, kurşun kalem, dolma kalem ve tükenmez kalemle devam ediyor. Bu sırada kalem erbabının ve hattatların kalemle kurdukları ilişki biçimine menkıbelerle değiniyor. Meşhur hikâyedir. Hafız Osman fırtınalı bir günde kayıkla Beşiktaş’a geçecektir. Bir kayığa biner. Yol bitmek üzereyken kayıkçı ücretleri ister. Fakat Hafız Osman o gün aceleyle çıktığı için yanına para almayı unutmuştur. Kayıkçıya; “Efendi, yanımda param yok, ben sana bir “vav” çizeyim, bunu sahaflara götür, karşılığını alırsın.” der. Kayıkçı yüzünü ekşitip söylenerek yazıyı alır. Bir müddet sonra kayıkçının yolu sahaflara düşer. Bakar ki yazılar, levhalar iyi fiyatlarla alınıp satılıyor. Cebindeki yazıyı hatırlar ve götürür sahaflara. Vav’ı havaya kaldırdığı gibi etrafı satıcılarla dolar, bir satıcı yazıyı alır almaz “Hafız Osman vav’ı” diyerek açık artırmaya başlar. Sonuçta iyi bir fiyata “vav”ı satar kayıkçı. Kayıkçı bir haftalık kazancından daha fazlasını bu “vav” ile kazanmıştır. Bir gün Hafız Osman yine karşıya geçecektir ve yine aynı kayıkçıyla karşılaşmıştır. Yol bitmek üzereyken yine ücretler toplanır. Hafız Osman da yol ücretini uzatır kayıkçıya. Kayıkçı “Efendi para istemez, sen bir “vav” çiziver yeter.” der. Hafız Osman gülümseyerek: “Efendi, o “vav” her zaman yazılmaz. Sen dua et para kesemi yine evde unutayım.” der.

Kalem, yıllar boyunca üzerinde yaşadığımız medeniyetin taşıyıcısı olmuş, kültürel kodları kuşaktan kuşağa aktarmış, daha da önemlisi yaratıcı tarafından üzerine ant içilmiştir.* İnsanla böylesine muhteşem bir ilişki kuran kalemin öyküsünün anlatıldığı Altıncı Parmak, başucu kitapların arasında yerini aldı, kalem erbabına duyurulur.

  • Nûn, Andolsun kaleme ve yazdıklarına. (Kalem Suresi 1-2)

Arka Kapak dergisi 10. sayı

Devamını Oku...