Düş ve Gerçek: Alleben Öyküleri

Doğukan İşler

Öyküler unutmaz, siz öyküleri unutsanız da. Şehirleri, köyleri, dereleri, bulutları, insanları, çocukluğu saklar içinde daima. İki kapak arasında, bir fotoğraf albümü gibi durur çoğu öykü. Siz onlara dönüp baktıkça, hatırlarsınız hatırlamanız gerekeni, daima.

Çok yakın bir zamanda, geçtiğimiz Nisan ayında kaybettiğimiz şair, çevirmen, anı yazarı, gazeteci; kısacası, edebiyatın her alanında ismini ve imzasını görebileceğimiz Ülkü Tamer’in öyküleri de böyle bir albümdür bir bakıma.

Alleben Öyküleri adlı tek öykü kitabıyla, çocukluğundan bir fotoğraf albümünü hazırlamıştır okuru için, diyebiliriz rahatlıkla.

Hem Gerçek Hem Düş

Alleben, Ülkü Tamer’in doğup büyüdüğü Gaziantep’in içinden akıp giden derenin adıdır. Alleben Öyküleri de bu derenin etrafında, yani aslında Gaziantep’in tam da kalbinden doğan anlatılar olarak çıkar karşımıza.

“Gaziantep ve Öykü” denince akla ilk gelen isimlerden ve aslında kendisi de bir bakıma bir “Unutulan Öyküler” müellifi olan Mitat Enç’in Uzun Çarşının Uluları adlı eserindeki gibi garip lakaplara sahip, ilginç insanların hikâyelerini anlatır bize Ülkü Tamer, Alleben Öyküleri’nde. Sitti Zeynep, Çete İsmail, Şekerci Asım ve Macı Hüseyin’in gerçek, gerçek olduğu kadar da düş hikâyeleri…

Gerçektir bu öykülerin karakterleri: Çünkü acıları acıtır, sevinçleri güldürür bizi. Sanki az önce şurada, yanı başımızda ya da hatıralarımızın bir köşesinde capcanlı duran kişilerdir bunlar.

Düştür bu öykülerin karakterleri: Çünkü bir çocuğun, nasıl hatırlamak istiyorsa öyle hatırladığı zamanlardan kopup gelirler. Hele ki bu çocuk bir şairse, nasıl düş olmasınlar?

Bir Şairin Öykü Çocukları

Alleben Öyküleri’nde bulunan dört öykü de genel itibariyle benzer izlekler taşıyor. Mekân, kitabın isminden de anlaşıldığı üzere Gaziantep. Zaman, tahmin edersek, 1940-1950’li yıllar. Ayrıca dört öykünün de kahramanı, öyküye de adını veren kişiler.

Bu dört öykünün de ana kahramanı yetişkin kişiler olsa da, aslına bakılacak olursa, ikinci planda gibi görünseler de hepsinin başlıca kişileri çocuklar. Daha doğrusu öykülerin ana hikâyeleri, bu çocukların gözünden ve/veya ana karakterlerin bu çocuklarla kurdukları ilişkiden ortaya çıkıyor.

“Sitti Zeynep” öyküsünün çocuk karakteri Kemal, “Çete İsmail” öyküsünün Elmas’ı, “Şekerci İsmail” öyküsünün Asım’ı, “Macı Hüseyin” öyküsünün Mehmet Ali’si… Başkarakterlerimizin kimi zaman büyümekle çocuk kalmak arasında tercih yapamayan yeğeni, kimi zaman hem iş arkadaşı hem yoldaşı olmuş biricik kızı, kimi zaman sevdiği kadına mektup taşıyan küçük ulağı ve kimi zaman da arasındaki onca yaş farkına bakmadan en yakın arkadaşı olarak çıkıyorlar karşımıza bu çocuklar.

Belki de hepsi bir çocuğun, yani yazarımız Ülkü Tamer’in çocukluğundan birer parça da olabilirler, elbette…

Unutmamak İçin Bir Dilek

Ülkü Tamer, aramızdan ayrılmış olsa da elbette eserleriyle hep yaşayacak. Türk şiirine yaptığı büyük katkılar, dilimize kazandırdığı eserlerle adı hep anılacak.

Fakat kendisi hayattayken dahi çoktan unutulup giden öyküleri, acaba sonrasında hatırlanacak mı? Çocukluğun o saf ve düşsel dünyasını, her insanın içinde bir yerde gizli kalmış gerçekten gerçek yanını hatırlatan bu öykülerini dönüp dönüp tekrar okuyacak mıyız?

Alleben’in suyunun tam kırk bir gün meyan şerbeti olarak aktığı, kravat bağlayarak para kazanılan, sinemanın büyülü dünyasına dalıp büyülü rüyaların görüldüğü bu öyküleri ve elbette bu öykülerle çocukluğunun fotoğraf albümünü bizimle paylaşan Ülkü Tamer’i hiç unutmamak dileğiyle…

Arka Kapak dergisi 33. sayı

Devamını Oku...