Hamlet’in Beyaz Perdeden İntikamı

Meriç Şenyüz

“Sinema seyircisinin en çok duyduğu replik nedir?” diye sorsak, “Olmak ya da olmamak.” açık ara birinciliği alır. Zira William Shakespeare’in çağlara meydan okuyan, ihtiras, intikam, iktidar hırsı, kararsızlık ve delilikle dolu eseri Hamlet, ellinin üzerinde uyarlamayla başka anlatı sanatlarından sinemaya en çok aktarılan eser unvanını taşır. Demek ki sinema tarihi boyunca hiçbir edebiyat yapıtı, hiçbir tiyatro metni, yedinci sanatın yaratıcılarını bu denli büyülememiş. Bu yazıda sayısı elliyi aşan bu uyarlamaların hepsine değinmemiz mümkün olmasa da Hamlet’in peliküle kazınan yolculuğuna eşlik etmeye çalışacağız.

1895’te Lumiere Kardeşler’in “Bir Trenin Gara Girişi” (L’Arrivée d’un train à La Ciotat) adlı 45 saniyelik filmiyle ilk kez perdelerini açan yedinci sanat, kendisinden önce oyuncularla bir öykü anlatmanın yegâne biçimi olan tiyatronun tekelini eline alır ve daha emekleme aşamasındayken ilk Hamlet uyarlamasına cüret eder. 19. yüzyıl ile 20. yüzyılın başlarında tiyatroda Prens Hamlet’i efemine bir karakter olarak resmetme modasına uygun olarak 1900 yapımı Hamlet’te, Prens Hamlet’i efsane aktris Sarah Bernhardt canlandırır. Sessiz sinemanın sihirbazı George Melies, 1907’de bir uyarlama çeker. Uyarlamalar arka arkaya devam eder, 1920 yapımı “Hamlet’in Gizemi”nde (The Mystery of Hamlet) Hamlet, hayatını erkek kılığında geçiren bir kadındır.

Erken dönemden en dikkat çekici uyarlama Laurence Olivier’in hem yönetmen hem de başrol oyuncusu olarak imzasını attığı 1948 yapımı siyah beyaz başyapıtıdır. Film, Olivier’in filmin en başında bir üst ses olarak, “Bu kafasını toplayamayan bir adamın trajedisidir.” diye ilan ettiği gibi, eserin iktidarın doğasına dair alt metinini devre dışı bırakarak tümüyle psikolojik, daha çok da Freudyen bir okumaya yönelir. Oyunun içinde örtük biçimde bulunan ödipal göndermeler Olivier’in tefsirinde öne çıkar. Olivier bu ensestik içeriğin altını çizip erotize edebilmek için Hamlet’in annesi Kraliçe Gertrude’u 28 yaşındaki Jean Simmons’a oynatır, oysa kendisi 41 yaşındadır. Olivier, Hamlet’in karanlık dünyasını perdeye aktarırken yarattığı kasvetli atmosferle Alman dışavurumculuğu ve Amerikan film noir (karanlık film) geleneklerine göz kırpar. Film, En İyi Film ve En İyi Erkek Oyuncu dallarında Oscar’a uzanacak, tüm Hamlet uyarlamaları arasında müstesna bir yer edinecektir.

Bir başka dikkat çekici film, Grigori Kozintsev imzalı, 1964 Sovyet yapımı “Hamlet”tir. Stalin sonrası dönemin izlerini taşıyan yapımda Kozintsev, Olivier’in tersine eserin psikolojik yanını vurgulamaktansa objektifini kalabalıklara çevirir, güç ve iktidar savaşı üzerine yoğunlaşır, metni bir politik alegori olarak ele alır. İlk renkli uyarlama ise İngiliz Özgür Sineması kökenli Tony Richardson’ın 1969 tarihli “Hamlet”i olacaktır. Yüksek bütçeli filmlere bir tepki hareketi olarak ortaya çıkan Özgür Sinema’nın ilkelerine uygun olarak Richardson, eserin epeyce minimalist bir yorumunu beyaz perdeye taşır. 31 yaşındayken Hamlet’in amcası Claudius’u canlandıran Anthony Hopkins ise bu rolü üstlenen en genç oyuncu unvanını kazanır.

Bütün Hamlet uyarlamaları arasında muhtemelen en özgünü ise bu topraklardan gelir. Saplantıların ve tutkuların sinemacısı, Yeşilçam’ın deli dâhisi Metin Erksan, 1976 yapımı “Kadın Hamlet”te ancak “acayip” diye adlandırılabilecek bir yoruma imza atarken, başrolde de Fatma Girik’i oynatır. Sarah Bernhardt, “Hamlet’i zaten hep bir kadın canlandırmalı.” derken bunu kast etmiyordu muhtemelen. Zira daha önce aktrisler Hamlet’i ya kadınsı bir erkek ya da kadın olduğunu saklayan bir karakter olarak canlandırmıştı. 1970’ler Türkiye’sine aktarılan öykü, zengin bir ailenin çiftliğinde geçer. Oyundaki karakter adlarının hepsi Türkçeye dönüşür ama Fatma Girik, neredeyse postmodern bir ironi olarak “Orhan”ların, “Kasım Evren”lerin, “Gül”lerin, “Rezzan”ların, “Gönül”lerin arasında adlı adınca bir Hamlet olarak dolanır. Oyunda zaman zaman kararsızlıklar içinde felç olan Hamlet’in aksine Erksan’ın yorumundaki kadın Hamlet, her daim öfkeli bir savaşçıdır. Hamiyet Yüceses’ten Makber, Orhan Veli’nin “Pireli Şiir”i,  John Everett Millais’nin Ophelia tablosuna sakil bir gönderme, müzisyenleri olmayan bir orkestra, bilinçli bir tercihle alabildiğine abartılı tutulmuş oyunculuklar, saçmanın sınırlarını zorlayan replikler, kuralları sık sık ihlal eden çerçeve ve kurgu seçimleriyle “Kadın Hamlet” gerçek bir karnavaldır. Film, fantastik mi gülünç mü, absürt mü korkunç mu, acıklı mı eğlenceli mi, trajik mi komik mi olduğuna karar veremediğimiz yapısıyla adeta grotesk kavramının kitaplardaki tanımı gibidir. Baştan sona çılgın bu uyarlamada, Fatma Girik ürpertici bir performans sergilerken, Erksan’ın izleyicinin üzerine boca ettiği tuhaflıklar, dikkati her daim tetikte tutar.

İntikam Meleği- Metin Erksan

Finlandiya’nın kendine has sinemasıyla tanınan yönetmeni Aki Kaurismaki’nin elinden çıkma, 1987 yapımı “Hamlet İş Dünyasında” (Hamlet liikemaailmassa) da ölümsüz eserin ayrıksı uyarlamaları arasında yerini alır. Kaurismaki’nin görünüşte sakin ve ölçülü sinemasıyla eserin trajik yoğunluğu arasında bir tezat bulunduğu düşünülebilir. Oysa Kaurismaki, çılgınlıkta ne Shakespeare’den ne de Erksan’dan geri kalır. Öyküyü Helsinki sanayi bölgesine taşıyan Kaurismaki, karakterlerin bir şirket iktidarı için giriştikleri savaşı anlatırken nevi şahsına münhasır hastalıklı mizahını filmin her anına özellikle de absürt diyaloglara yedirir. Claudius, Polonius’un oğlunu iş gezisine yollarken öğüt verir; “Asla borç verme; hem arkadaşını hem paranı kaybedersin, borç alırsan hemen ödeme, ödemeden arkadaşın ölebilir, çok kâr edersin.” Filmin dramatik anlarından birinde Ophelia, Hamlet’e neden birlikte yaşlanamayacaklarını sorduğunda Hamlet, “Çok zayıfsın.” der, Ophelia, “Daha çok yerim.” diye yanıt verir. Kaurismaki’nin Hamlet’i bir çocuktur. Şirket yönetim kurulu kritik bir toplantıdayken bir köşede pastel boyalarla ilkokul çocuklarına yakışır bir resim yapar. Polonius’u öldürmesinin ardından ülkeyi terk etmek üzere hazırlanırken valizine kocaman bir domuz sucuğu sıkıştırmayı ihmal etmez. Kaurismaki, eserin içine sınıf karşıtlıklarını da yerleştirir. İşçi sınıfı karakterlerinin sağlıklı ilişkileriyle patronların bencil, sevgisiz, acımasız dünyası arasında bir karşıtlık kurar. Kaurismaki yorumunda Hamlet, bir kader kurbanı değil, trajedinin asıl kötüsüdür. Finli yönetmen, çarpık çerçeveleriyle dışavurumcu geleneğe de bir selam gönderir.

Hamlet Lııkemaaılmassa-Aki Kaurismaki

Eserin günümüz izleyicisi için belki de en kolay izlenebilir adaptasyonu, klasikleri, özellikle de Shakespeare metinlerini kitlelere sevdiren filmleriyle tanınan Franco Zeffirelli’nin 1990 yapımı filmidir. 1968 yapımı “Romeo ve Juliet”le büyük başarı kazanan Zeffirelli’nin Hamlet yorumunda Mel Gibson, Glenn Close, Alan Bates gibi popüler oyuncular başrolleri paylaşır. Film, eserin entelektüel içeriğinden ziyade duygusal yönlerine yoğunlaşan renkli ve canlı bir seyirliktir. Öte yandan, eseri en geniş kitlelere ulaştırmakta hiçbir yapım Disney’in “Arslan Kral”ının (The Lion King) eline su dökemez. Tüm zamanların en çok izlenen animasyon filmleri arasında yer alan “Arslan Kral” Hamlet’in doğrudan bir uyarlaması olmasa da temel hikâye yapısıyla ölümsüz eserden açık bir esinlenme özelliği taşır ve bir şekilde minik seyircileri Shakesperean dünyayla tanıştırır.

Romeo ve Juliet- Franco Zeffirelli

Hamlet’i tam metin olarak filme çekmek gibi zorlu bir işin altından kalkabilen yönetmen ise Kenneth Branagh olacaktır. Branagh’ın 1996 yapımı “Hamlet”i dört saati aşan süresi, şaşaalı setleri, yüksek bütçesi, 65 milimetre geniş format pelikül kullanımı, yıldızlar geçidi oyuncu kadrosuyla tüm uyarlamalar arasında en görkemlisidir. Film, kadrosunda tam dokuz Oscar ödüllü oyuncu bulundurmasıyla bu alanda erişilmesi güç bir rekoru da elinde tutmaktadır. Stüdyo baskısıyla montajlanan daha kısa bir versiyonu bulunsa da eseri tüm oylumuyla izlemek isteyen sinemaseverler için dört saatlik yapım hâlen alternatifsizdir.

Hamlet’in pelikül üzerindeki yolculuğu hız kesmeden sürüyor. Hemen her yıl dünyanın bir köşesinden yeni bir uyarlamayla Danimarka Prensi farklı suretlerde perdede yeniden doğuyor. Klasik tiyatro, geniş kitleler üzerindeki gücünü sinemaya kaptırsa da sinema insanlık trajedisini anlatmak için Shakespeare’in ruhunu yardıma çağırıyor. Hamlet, babasının öcünü almak için yaşamını yitiriyor ama tiyatro sanatının ışıltısını gölgeleyen sinemadan intikamını ölümsüzlüğüyle alıyor. 

Arka Kapak dergisi 32. sayı

Devamını Oku...