Kara Kitap ile Yeni Hayat Arasında Estetik Bir Köprü: Gizli Yüz

Erkan Şimşek

Ömer Kavur, Türkiye’nin en önemli yönetmenlerinden biri ve ekseriyetle öykülerini iyi edebiyatçılardan seçmiş bir estet. Refik Halid Karay, Selim İleri, Yusuf Atılgan, Füruzan ve Orhan Pamuk’un metinlerini filmleştirmesi memleket ve edebiyatla kurduğu ilişkinin gücünü gösteriyor. 70’lerin ortasından 80’lerin ortasına kadar klasik Yeşilçam çizgisinin civarında dolaşan ama kişisel sinemasının renklerini taşıyan filmler yapan Kavur Anayurt Oteli ile öz çizgisini yakalamış ve evrensel bir dil tutturmasını bilmiştir. 1991 tarihli Gizli Yüz ise Kavur’un filmografisinde çok özel bir yerde durur. Senaryo Orhan Pamuk’a aittir ve 1990 yılında yayınlanan Kara Kitap’ın içindeki “Karlı Gecenin Aşk Hikâyeleri” adlı bölümden yola çıkılarak yazılmıştır. Kara Kitap toplam 36 bölümden oluşur bunların birçoğu bir filme yataklık yapacak kadar sinematografiktir.

Film özetle bir insan yüzünün peşine düşen, o yüzdeki gizli anlamları okuduğuna inanan bir kadının, bulduğu bir yüz uğruna İstanbul’dan taşraya uzanan yolculuğunu anlatıyor. Önünde bir suret, kendisi bir suret ve peşinden gelen bir başka suret. Yüzeyde üçlü bir aşk hikayesi vardır ama derinde tutkulu bir benlik arayışı hem Pamuk’un hem Kavur’un dünyasından süzülüp perdeye yansır. Kara Kitap’ta Galip, Celal ve Rüya’nın taşıdığı semboller filmde de benzer hallerle su yüzüne çıkar. Orhan Pamuk, bu senaryoda romanlarına göre bariz bir şekilde şiirsel, çokça kişisel bir dil tutturmuştur ve gerçeküstücülüğe de kompleksiz bir şekilde göz kırpar. Adeta masalsı bir atmosfer yaratır. Ömer Kavur da bu senaryoya kendi şahsi damgasını vurur.

Kitapta, tıpkı Mevlana’nın Şems’i arayışı ya da Şeyh Galip’in Hüsn ü Aşk’ındaki Aşk’ın Hüsn’e kavuşmak için sembollerle yüklü diyarları dolaşması gibi Galip de Celal ve Rüya’yı ararken şehrin sırlarını bir bir keşfeder ve üzerlerinden geçer. Filmde ise genç adam gizemli kadının peşinde taşrada kaybolurken kendini bulmanın imkanına kavuşur. Gizli Yüz bu ağır sembolizmi ve taşrayı ele alma biçimiyle bir şekilde Yeni Hayat romanını da müjdelemiştir. Buhran kokan otobüs yolculukları, biçimsiz ve tekdüze kasabaların derinine gömülmüş tuhaf hayatlar ile Orhan Pamuk’un başka romanlarındaki anlatıların ve bunları bize taşıyan anlatıcıların filmi gibidir.

Filmde dört bölüm vardır: Şehirler şehri, Ölüler Şehri, Garipler Şehri ve Kalpler Şehri. Şehirler şehri İstanbul’un mekansal olarak varlığıyla açılan film akabinde soyut aşamalarla yaşayan ölüleri de taşradaki garipliği de açık eder. Hüsn ü Aşk’taki Diyar-ı Kalp filmde Kalpler Şehri, romanda Şehrikalp Apartmanı olmuştur. Başkası olma, başkasında kendini bulma hallerinin ve mekanlarının isimleridir bunlar. Pamuk ve Kavur, kahramanlarını sadece İslam tasavvufunun değil batılı / mitolojik metinlerin de benzer temalarına yaslanan evrensel bir izlek üzerinde yürütürler. Ve elbette Gizli Yüz finalde klasik Yeşilçam kesinliği ile değil Kavur’a has bir muğlaklıkla ve bir ağacın tek başına çerçeveyi doldurmasıyla biter. Pamuk 2013 yılında çocukluğunun tarihini kayda geçtiği ve bize açtığı “Ben Bir Ağacım” adında küçük bir derleme yayınlar. Gizli Yüz’ün sonunda gördüğümüz o ağaç belki de en başından beri yazarın kendisidir. Kim bilir?

Bu yazı Arka Kapak dergisinin 2.sayısında yayınlanmıştır.

Devamını Oku...