“Şehirlere Sığmayan Aşk Hikayeleri”

Nihal Yormaz

Yıllarca biriktirir bazı yazarlar; aşklarını, acılarını, umutlarını, hayallerini. Sonra bir gün birdenbire yıllardır biriktirdiklerini yazmaya başlar. Birikmiş onlarca hikâye, bir kalemin ucunda can bulmayı bekleyen sayısız kahraman ve yarım kalmış onlarca mutluluk yazılmak için yanıp tutuşur. Yazar en saflarını seçer kelimelerinin ve sonra birdenbire yıllardır edilmemiş laflar ediverir anlaşılmak için. Elimde tuttuğum Aslı Tunç’un Belalı Bir Sevgilidir Ardımda Bıraktığım Şehir adlı kitabı, tam olarak bu hisleri uyandırıyor bende. Adeta yanıp tutuşuyor her bir kelime kendini göstermek, ispatlamak ve okurun kalbine dokunmak için. Başarıyor da!


Ardımda Bıraktığım Şehir
Aslı Tunç
Epsilon Yayınevi

Çok duraklı şehirlerarası bir seyahate çıkıyorsunuz kitapta. Öyle bildiğiniz gibi bir şehirlerarasılık değil bu. Bir yolcu otobüsü değil sizi oradan oraya taşıyan. Satırlar arasında koşuyorsunuz bir sonraki durağa ve coğrafyanızın çok uzağında bir yerlere ayak basarken buluyorsunuz kendinizi.

Aslı Tunç, satırları arasında heyecandan kendinizi kaybedeceğiniz ilk kitabıyla edebiyat dünyasına hızlı ve sağlam bir giriş yaptı. Öyle ince, öyle özenerek işlemiş ki eserini, büyüsüne kapılmadan edemiyorsunuz. Yazar, kitabı için çocukluk hayalinin ve otuz beşinci yaşa adanmış bir hedefin tam on ikiden vurulmuş hali olduğunu söylüyor. Bu sözler eseri daha da merak uyandırıcı bir hale getiriyor; çünkü bu sayede kitap salt bir öyküler bütünü olmaktan çıkıp bir başarı hikâyesine dönüşüyor.

Belalı Bir Sevgilidir Ardımda Bıraktığım Şehir’de kendinizi kâh New York sokaklarında kâh Floransa’nın ortasında bir kilisede, kâh Barselona’da kâh Galata Kulesi’nin duvarlarına karşı ağlarken, bazen Paris ile Roma arasında seçim yapmak zorunda kalırken buluyorsunuz. Kimi zaman Machiavelli’ye sarılıp geceyi onun koynunda geçirirken kimi zaman da Dante’nin efsanevi aşkı Beatrice için empati yaparken uyuyakalıyorsunuz. Bilmediğiniz, görmediğiniz, gitmediğiniz sayısız şehirde, sayısız yeni isimle karşılaşıyorsunuz. Dünyanın en güzel şehirlerinde yaşanan en gizli aşk hikâyeleri arasında yuvarlanıp dururken kendinizden geçiyorsunuz. Su gibi akıyor kelimeler, içinizi serinletiyor. İşte üslup da tam olarak bu kıvamda. Yazarla sohbet ediyormuş gibi bir hisse kapılıyorsunuz kimi zaman; öyle samimi, öyle içten işte her yazılan. Edebî kaygılar içinde boğulmadan son derece büyük bir içtenlikle yazılmış bir kitapta insan çok şey buluyor kendinden, merak uyandırıyor her bir satır ve devamını merak ediyorsunuz elinizde olmadan.

Yazar, aşkın bir kavuşamama hali olduğunu söylüyor gizliden gizliye satır aralarında. Sonra birden kocaman bir aşkın koynuna atıveriyor sizi, yanıveriyorsunuz farkında olmadan. Her şehirde bir belalı sevgili artta bırakılan. Koşarken, ağlarken, gülerken, kitabın kahramanları bin çeşit rengini gösteriyorlar hayatın. İnsan böylesine güçlü hislerle yazılmış satırlarda nereye sığınacağını şaşırıyor. “Ölsem de kurtulsam dediğinde ölemiyorsan, bir şansın daha var demektir.” deniyor kitabın bir yerinde. İşte belki de ölüm kulağımıza fısıldayana dek böyle büyük bir umutla sarılmalıyız sevdiklerimize. “Sevgili Yolanda” diye başlayan satırları var kitabın mesela. Birkaç saniyeliğine de olsa aşkın derin dehlizlerinde acının tadına vardığınız satırlar onlar. Bir taraftan sorularda boğulurken bir taraftan cevaplara kafa tutuyorsunuz bu kitapta. Kısa yoldan bir dünya turu atarken uzun uzadıya da dinleniyorsunuz aslında. İşte kitap böyle bir karmaşa yaratıyor kafanızda. Anlatılamıyor, açıklanamıyor, sorgulanamıyor; onu sade bir sessizlik içinde okumanız gerekiyor. Aslında birçok noktasını bir araya getirdiğinizde karşınıza yazarın bir otoportresi çıkıyor. Ya da o hissi yaratıyor okuyanda. Gerçekle hayal, somutla soyut, iyilikle kötülük aynı potada eritiliyor kitapta. Özetle; Türk edebiyatı için büyük bir kazanç olduğunu düşündüğüm, okunmaya değer ve yüksek sesle alkışlanası bu eser, tıpkı bir deniz gibi çalkantılı, mavi, derin ve yalnız hissettiriyor; sizi kendi gizemli dünyasına davet ediyor. Gidelim mi, ne dersiniz? 

Arka Kapak dergisi 10. sayı

Devamını Oku...