Sekizinci Günah

Enis Batur

Alberto’ya, bilmukabele ve tabii

Tomris’i yâd ederek

Bir yayıncı beni telefonla arayarak, “Yedi Günah” izlekli ortak bir kitaba katılmamı isteyeli kaç yıl oldu? Telefonu kapattığımda yerimden kalkmış, kütüphaneden Alberto Manguel’in hazırladığı “Yedi Günah” seçkisini çekip masama dönmüştüm. Aynı anda,1996 kışında, Beaubourg peş peşe günah sergilerine giriştiğinde, Bosch’un ünlü yapıtıyla bu sergilerde karşılaştığım yeni ürünleri yüzleştirecek bir tasarının kıvılcımını oracıkta gömdüğümü anımsıyordum. Sonra, 2002’deydi, yanılmıyorsam, Sermet Çifter Kütüphanesi’nin sözlü etkinliklerinden biri olarak seçtik “Yedi Günah”ı. İkili söyleşilerdi bunlar, ben de Ferhat Kentel’le baş başa “Öfke”yi gerçekleştirdim hararetli bir izleyici kitlesi önünde, Başka Yollar’da o koridordan geçmiştim. Manguel’in ithaf cümlesi birden her şeyi tersyüz etmeye yetti: “Kesinkes bir sekizincinin varlığını bilen sevgili Enis’e…” yazdığını o sayfada aklımdan silmişim.

Yedi günahı sıraya koyma konusunda uzlaşma sağlanamamıştır. Sözgelimi “ilk” günah hangisi, hangisi en büyüğüydü? David Fincher’ın “Seven”ı, sinemadaki kanlı sıralamasıyla aklımda.

Kavramlara dayandırılmış yedi günah. Asıl yedi günah bana kalırsa öyle değil: Bana kalırsa, bütün günahlar fiillerle bağlantılı çünkü. İlk, en büyük günah apaçık belli: Merak etmek.

Ana günah bu: İnsanlar çiftleşiyor, doğuruyor, besliyor, büyütüyor, dahası hiç öksüz bırakmıyor. Altı yavrusunun her ediminden sorumlu; bu özelliği, konumu ile açık örtük gururlanıyor.

“Kutsal Yazı”lar bunu biliyor. Büyük teologlar uyarıyorlar. Sorunu “doz”undaymış gibi gösterenlere rastlanıyor, bana kalırsa yanılıyorlar. Soru sormaya başlıyorsanız, çark dönmeye koyulmuş demektir: Nerede, nasıl duracağınızı nasıl bileceksiniz?

Öyle de, kimse bilmiyor. Doyumsuz kemirgen, merak. Ediliyor, duyuluyorsa ölçüsünü, sınırını, kertesini kavramak olanaksız. Bütün araçlar, farkında olunsun olunmasın, hizmetinde. Şuradaki, rasathanenin dev teleskobunun arkasına tünemiş, gözünü, bakışını gökyüzüne kilitlemiş; şuysa, mikroskobunun başında, gözle görünmeyenin gizinin peşinde.

Giz, rahat bırakmazsanız, giz olmaktan usul usul çıkar. Onu giz kılanı karşınıza hangi gözü doymak bilmez cüretle alıyorsunuz?

Arkada, arkasında ne var?

Nasıl, nerede, ne zaman, neden, kim, nereye kadar?

İnsanoğlunu bilmeye, tanımaya, öğrenmeye; bunun için de aramaya, araştırmaya, kurcalamaya, didiklemeye yönelten merak etme güdüsünün yüceltilmesi, bunca olumlanması, bilimin ya da sanatın saltık kazanım alanları olarak kabul görmeleri, bir soruda yıkılacak iskambil kulesi: Kazanılanın yanında yitirilen ne?

Bütün uygarlıklar bundan çöküp gitmiş olmalı. 

Arka Kapak dergisi 31. sayı

Devamını Oku...