Yazarsız Başyapıt: Tormesli Lazarillo

Kaan Murat Yanık

Tormesli Lazarillo, son zamanlarda okuduğum en ilginç kitaplardan. Kitabın yazarının ismi yok. Modern romanın başlangıç noktalarından kabul edebileceğimiz, yazı sanatı hakkında yüzyıllar evvelinden epey fikir veren bir başyapıt! Romana geçmeden evvel, 16. yüzyılda Avrupa’da roman sanatının işlevinden İspanya özelinde bahis açmakta fayda var.

Ortaçağ’da, onlarca savaş sonucunda sürekli değişen Avrupa sınırları dâhilinde başat kavram “şövalyelik”ti. Şövalyeler, demir zırhlar içinde bazen at üstünde, bazen yaya olarak kilometrelerce yol yürür, savaşın yapılacağı muhtemel sahada hazırlıklarını tamam edip istirahat ederlerdi. Savaş için strateji çalışmaları ve kılıç, meç talimlerini varaste tutarsak askerlerin aylarca hatta yıllarca süren seferlerde epey boş vakitleri olurdu. Bugün modern insanı fazlasıyla oyalayabilen araçların olmadığı bir dönemde on binlerce askerin kontrolünü sağlamanın güç bir iş olduğu gerçeğini göz önünde bulundurursak, askerleri meşgul edecek bir şeyler icat etmek gerektiği akıllara gelecektir. İşte 15.yüzyılda İspanya ve Fransa’da yapılan bu icat “roman”dı. Kimi üst düzey kumandanların veya kral naiplerinin iltifat ettikleri bu yöntem, sefere çıkmadan evvel hazırlıklarını yapan şövalyelerin sandıklarına silah, azık ve yedek giysi yanında bir de roman konulmasıydı. Böylece şövalyeler başta olmak üzere okuma yazma bilen kısıtlı sayıdaki asker, uzun seferlerde boş zamanlarını şeytani düşünceler veya birbirleriyle kavga etmek yerine kitap okuyarak dolduracaklardı. Neticede bu plan başarılı oldu ve Avrupa’da birçok şövalye kitap düşkünü arkaik entelektüellere evrildiler. –Don Kişot’u okumuş olanlar bu tiplemeleri teatral anlamda kanlı canlı hatırlayacaklardır.-

Roman meselesine mesafeyle yaklaşan ve bahsettiğim dönem için en büyük güç olarak kabul gören kilise ve papazlar, roman denen oyunun özgür ve özgün bir sanata dönüşmesiyle işe el koyma gereği duydular ve ilkel halde işleyen matbaalar sıkı bir denetime tâbi tutuldu. Fakat bu durum sanatın hem niteliğini hem de alıcısını artırmaktan başka bir işe yaramadı. “Pikaresk roman” dediğimiz türün ortaya çıkması ve romanın işlevinin yeniden sorgulanması da bu olayların hemen sonrasında vuku buldu. Tormesli Lazarillo, bu kırılmanın hemen ardından ortaya çıkan, şövalye romanı olmanın çok ötesinde bir yapıt! Devlet ve kiliseye dokunmayan türdeki kitaplar sıkı kontroller altında yerüstündeki matbaalarda basılırken Tormesli Lazarillo tadındaki romanlar yer altında binbir zorlukla işlemeye çalışan matbaalarda basılıyor veya elle kopya ediliyordu.


Tormesli Lazarillo
Çevirmenler: Ertuğrul Önalp
Arzu Aydonat
Can Yayınları

Tormesli Lazarillo’nun yazarının isminin olmamasının başlıca sebebi de kitabın ortaya çıkmasının tamamen illegal yollardan olması. Zira romanın, yazıldığı dönem için “bir devrim” olarak nitelenmesinin nedeni, içerdiği konuların türü ve gizemli yazarının sivri dili. Romanda 16. yüzyıl İspanyası’nda yaşanan maddi ve manevi çöküş mizahi bir dil ve eleştirel bir üslupla, bir çocuğun yuvarlak nazarından parçalar halinde anlatılıyor. Kilise, rahipler, devlet, engizisyon, ahlak, yolsuzluk, açlık, aşk gibi dikenli konular olabildiğine özgür bir şekilde, güçlü tasvirlerle bezenmiş, Ortaçağ İspanyası şehir şehir, kasaba kasaba gezdiren renkli dekorlar içinde anlatılmış. Kör dilenciler, beş parasız sahte soylular, düzenbaz papazlar, kendini satan kadınlar realizm taşında ustalıkla öğütülmüş. Henüz modern psikolojinin iki atlısı Freud ve Jung gibi isimler ortada yokken, yazarın güçlü gözlemleri sayesinde karakterlerin psikolojik durumları, emsalsiz benzetmeler, ilginç diyaloglar ve çok yönlü karakter izohipsleriyle mükemmele yakın kertede eşelenmiş.

Tormesli Lazarillo her yönüyle hem pikaresk romanlar içinde, hem de bugüne değin yazılmış romanlar arasında çok özel bir yere sahip. Don Kişot ve türevlerinin doğması ve gelişmesinde mutlaka güçlü tesirleri olan Tormesli Lazarillo, tarihe ve insanlığa mütevazı bir katkı yaparak okura tekinsiz dünya hakkında ilginç tavsiyeler veriyor:

Bir kaleyi fethetmek için surlara tırmanan askerin hayatına susamış olduğu düşünülebilir mi? Tabii ki hayır, onun tehlikeye atılmasının esas sebebi takdir edilme, övülme arzusudur. İşte edebiyatta da aynı durum söz konusudur.”

Arka Kapak dergisi 28. sayı

Devamını Oku...