Okült Duadan Manifest Topa; Noumenal Olandan Phenomenal Olana Modern Bilim

İhsan Fazlıoğlu

Temmuz 2003’de kaleme aldığım “Batılı Bilincin Top Korkusu” adlı yazıda (Akıllı Türk Makul Tarih, s. 76-80) Martin Luther’in duasına karşı Türkleri durdurmak için özel top isteyen Alman soylusu ile Luther arasındaki konuşmadan hareket ederek Batılı bilincin derinliklerinde seyreden korku üzerinde bir çözümlemede bulundum. Benzer konularda telif ettiğim kimi yazılarda da Galileo Galilei’nin “Teleleskobu ciddiye alın; çünkü Osmanlı ordusunun gelişini önceden tespit etmemize imkân verir,” cümlesini sıkça tekrar ettim ve bahusus Kepler’in astronomi-astroloji çalışmalarının, kaynaklara dayalı olarak, biraz da Türklerin geleceğiyle, dolayısıyla Avrupalıların kaderiyle ilgili olduğunu belirttim (Örnek olarak bkz. Sözün Eşiğinde, s. 29-30.) Bu ve benzeri örneklerden hareketle “Modern bilimin ortaya çıkmasının en önemli nedenlerinden bir tanesi de Türk korkusudur,” cümlesini kurdum… Batı Avrupa’da uzunca bir süreç sonucunda gelişen, XX. yüzyılın başında da bilim devrimi adı verilen bu olgunun, temelde Kilise denilen hayat görüşünün ürettiği dünya tasavvurunu sarsan üç temel bunalıma, İslâm medeniyetinden gelen bilgi bunalımı ile Yeni Dünya’nın keşfi ve benzeri durumların Batı Avrupa’da yarattığı malumat bunalımı yanında Türklerin yarattığı teolojik bunalıma bağlı olduğunu vurguladım (Sözün Eşiğinde, s. 28-35.)

Hiç şüphesiz tarihî bir olgu ve olay tek bir değişkenle açıklanamayacak kadar karmaşık ve çetrefilli bir ilişkiler ağı oluşturur. Tıpkı tabiattaki gibi hayatta da “Her şey, her şey ile ilişkilidir,” ilkesi gereği çok değişkenli bu yapının bazı unsurlarının, daha iyi açıklamak ve çözümlemek, dolayısıyla daha doğru anlamak ve anlamlandırmak adına öne çıkartılması, öncelenmesi, diğer unsurların ihmali ve iptali anlamına gelmez. Tersine, “Her şey imkân ile mümkündür,” deyişinin fehvasınca şeyi mümkün kılan imkânlardan bir tanesini daha iyi tebârüz ve tezâhür ettirmek; billurlaştırmak; kısaca daha derin idrâk içindir… Öte yandan böyle bir vurgu ilmî bir etkinliği yalnızca hâricî şartların belirlediği bağlamsal bir rasyonaliteye ya da basit bir biçimde sosyal bir inşaya indirgemek anlamına da gelmez. Hiç şüphesiz Hessen-Grossman tezi çerçevesinde bilimsel bilginin epistemolojik çözümlemesinde siyâsî, iktisâdî ve ictimâi şartların birer unsur oldukları izahtan varestedir; ancak bu hem en genel anlamıyla bilimsel teorinin hem de özel anlamıyla bilim dallarının minimal rasyonalitelerini ve kendilerine has nazarî lisanlarının varlığını red etmek demek değildir. Çünkü İbn Heysem gibi düşünüyoruz: Bilgi, itibâr ile hakikatin terkibidir; bu nedenle belirli bir mekan-zaman içinde mukayyet dahi olsa asgarî bir makûliyet/minimal bir rasyonaliteye her daim sahiptir. İşte şimdiye değin çizilen çerçevede aşağıda Türk korkusunun yeni bilme tarzının teşekkül sürecindeki rolü üzerinde, bizâtihi o dönemde kaleme alınmış bazı kaynaklardan hareketle somut bir tasvir yapmayı deneyeceğim…

Niccolò Tartaglia (ö. 1557), Quesiti et Inventioni Diverse adlı 1546 tarihinde yayımladığı eserinde, daha önce bir topçunun “ateşlenen bir topun gideceği mesafenin” hesaplanması hakkında kendine sorduğu sorular üzerinde ‘teorik’ olarak düşündüğünü; ancak 1537 yılında Türk Sultanı Süleyman’ın Hıristiyanlığa yönelik bir saldırı hazırlığı içinde olduğunu öğrenince tespitlerini ve keşiflerini derhal kaleme alarak yayımladığını belirtir. Tartaglia’nın 1537’de yayımladığını söylediği kitap Yeni Bilim (Nova Scientia) adlı balistik ile ilgili çalışmasıdır ve bir top güllesinin güzergâhının matematiksel çözümlemesini ele alan bilenen ilk eserdir. Eserin atılan top güllerinin hareketleri çerçevesinde incelediği en önemli konu doğal olarak hareket sorunudur. Tartaglia Quesiti’de devamla Nova’nın yeni sorulara yol açtığını, bu soruların da kendisini ateşli silahlar, mühimmat ve balistik konularında yeni araştırmalara ve küçük icatlar yapmaya yönelttiğini belirtir [Niccolò Tartaglia, “Various Questions and Inventions,”Mechanics in Sixteenth-Century Italy: Selections from Tartaglia, Bedenetti, Guido Ubaldo and Galileo, ed. Stilman Drake and I. E. Drabkin (London: The University of Wisconsin Press, 1969), 98-99.] Tartaglia’nın 1537’de yayımladığı eserin adının yeni bilim olması yanında konuları da özel bir dikkat ister: Top ve hareket… Bundan daha önemli olan kitabın kapağındaki resimdir: Resimde dikkat çeken ilk özellik büyük olan birinci avluya açılan küçük kapının bekçisinin Eukleides olmasıdır; mesaj açıktır: Yeni bilimin dili matematik, özelde de geometridir. Avluyu çevreleyen duvarların kenarlarında ise matematik bilmedikleri için içeri giremeyen insanlar mevcuttur. Büyük avlunun içinde Orta Çağ’ın yedi sanatını tahsil eden bilginler, Tartaglia’nın yeni bilimini seyretmektedirler; yeni bilim bir top, ateşlenmiş gülle ve çizdiği yörünge ile temsil edilir. İçerideki küçük ve duvarları daha yüksek avlunun kapısında ise Platon ile Aristoteles durmaktadır; burada da mesaj açıktır: Platon ve Aristoteles’in temsil ettiği nedenlerin bilgisini veren scientia (episteme) hem daha özeldir hem de Platon’un elindeki afişte de yazıldığı gibi “Geometri bilmeyen içeri giremez.” Resmin altındaki yazı ise her şeyin özeti gibidir: “Matematik bilimler der ki: Kim şeylerin çok çeşitli nedenlerini bilmek istiyorsa bizi öğrensin; o zaman yol herkese açılır.”

Topun ve balistiğin hareket kavramı üzerindeki çalışmaları nasıl tetiklediği açıktır; nitekim Galileo’yu hareket üzerine çalışmaya yönelten en temel etken de “bir top güllesinin hareketini kontrol edilebilir kılma” ihtiyacıdır [Matteo Valleriani, Galileo Engineer (Dordrecht: Springer, 2010), s. 193-211]. Hemen tüm bilim tarihçileri modern bilimin ortaya çıkmasında on altıncı ve on yedinci yüzyıllardaki teknik ve ekonomik rekabetin önemli olduğunu zaten düşünürler. Nitekim topçulukla ilgili gereklilikler Galileo’nun serbest düşme ile ilgili araştırmalarının da kökeninde bulunur. O kadar ki, bir mühendis olarak Galileo dönemindeki savaş teknolojisinin taleplerine uygun olarak pek çok mekanik model geliştirmiştir. Denebilir ki, mekaniği yeni hareket bilimi olarak kurmasının arkasında da yine devrin, özellikle ateşli silahlar ile ilgili teknolojik talepleri vardır [Edgar Zilsel, The Social Origins of Modern Science (Dordrecht: Sprin- ger, 2003), s. 5]. Galileo’nun De Motu adlı hareketi konu alan eserini dönemin teknolojik başkenti Venedik’e gittikten sonra kaleme alması bir tesadüf olmasa gerektir. Bu çalışmalarıyla Galileo ilgisini balistik ve gemi yapımı gibi teknolojik konulara yöneltmiş; özellikle balistik konuları kendisini hareket, sarkaç ve eğik düzlem sorunlarına yönlendirmiştir; bahusus yatay atış hareket teorisinin geliştirilmesinde balistik araştırmaları önemli bir rol oynamıştır.

Şimdiye değin Tartaglia ve Galileo etrafında dile getirilen düşünceler, başta top olmak üzere ateşli silahlar ile diğer teknolojik çalışmaların hareket teorisini nasıl beslediği konusunda önemli bir fikir verebilir. Ancak bu teknik arka plan yanında söz konusu çalışmalar daha önemli bir kavramı doğurmuştur: Türk ordusunun ilerleyişi karşısında âcil çözüm bulma ihtiyacı ve bu ihtiyacın niçin sorusunun yanıtlarını veren nedenlerin bilgisinin ertelenmesine yol açması ve nasıl bilgisini öncelemesi… Daha teknik bir deyişle nedenlerin/özlerin bilgisini veren Aristotelesçi Scientia ile bu yaklaşımın İbn Sînâ’nın etkisiyle gelişen gizli, duyusal olarak algılanan ancak istidlâlî olarak araştırılamayan okült nitelikler ile ilgili soruları ve bu soruları kendine konu kılan kadîm doğa felsefesinin önce ihmal sonra da iptal edilmesi; yerine doğadaki ilişkileri veren zâhirî/manifest nitelikleri kendine konu kılan matematiksel-empirik-mekanik bilimin yavaşça yükselmeye başlaması… Bu sürecin sonucu açıktır: Hem Tartaglia hem Galileo hem de daha sonra Newton’a sorulacak tüm niçinli/nedenli soruların âcil durum (:Türklerin ilerleyişi) karşısında öncelikle ertelenebileceği, sonra ihmâl edilebileceği, daha sonra da iptal edilebileceği ileri sürülecektir. Bunun yerine etkisi açık ve seçik olan ilişkilerin nasıllığını tasvir ve temsil eden matematik bilimlerin verdiği çözümlerin yeterli olacağı vurgulanacaktır.

Bir vecîze olarak şöyle denebilir: Modern bilim biraz da Luther’in hem nedenleri hem de sonuçları açık-seçik olmayan ve istidlâlî olarak idrâk edilemeyen okült duasının (noumenal) yerini, zamanla açık-seçik ve etkisi matematiksel olarak tasvir edilebilen manifest topa (phenomenal) bırakmasıdır*.

* Kaynaklar konusundaki yardımlarından dolayı değerli genç meslektaşım Engin Koca’ya teşekkür ederim.

Bu yazı Arka Kapak dergisinin 15.sayısında yayınlanmıştır.

Devamını Oku...