Zihnin Perdesini Kozmos’a Aralayan Kadın

Barış tut

Nasıl ki Dostoyevski Gogol’ün edebi dehasını işaret ederek “Hepimiz Gogol’ün Palto’sundan çıktık.” sözüyle onun açtığı çığırı betimlediyse, Helena Petrovna Blavatsky için de tüm ezoterik-okültist-spiritüel bilgi bütününü modern zamanlar dünyasına açıp yaygınlaştıran kişi olduğu savı ileri sürülebilir. Wassily Kandinsky’den James Joyce’a birçok düşünce ve kültür insanını derinden etkilemiş, onların yapıtlarına izler düşürmüş Madam Blavatsky’nin olağanüstü yaşam serüvenine ve çalışmalarına bakmak, çılgın hızlanma çağında savrulan insanı üzerine abanan fena halde köşeli gerçeklik duygusundan sıyırabilir belki.

Helena Petrovna von Hahn, 1831 yılında Dnieper Nehri kıyısındaki Ekaterinoslav kentinde dünyaya gelir. Babası Alman kökenli aristokrat Albay Peter Alexeyevitch, annesi adı George Sand’la XIX. yüzyıl feminist hareketi içinde anılan Helena Andreevna Hahn’dır. Kız kardeşi Vera P. Jelihovsky, ablasının erkenden psişik güçlerinin açığa çıktığından söz eder. Helena Petrovna, yakınlarının aktardığına göre, zengin düş gücünün ürünü öykülerini arkadaşlarının zihninde tüm berraklığıyla canlandırarak henüz çocukluğunda çevresinde bir hare oluşturmuştur. Belinsky’nin “Rusya’nın George Sand’ı” olarak nitelediği annesi Madam Helena von Hahn’ın yirmi yedi yaşındaki ölümü, on bir yaşındaki H.P.B.’nin duygu dünyasını altüst eder. Bir süre dedesi Andrei de Fadeev ve Prenses Helena Dolgorukii gibi akrabalarının yanında kalır. Okültizmle de simyacı, mistik ve mason Prens Pavel Dolgorukii’nin yanında geçirdiği yıllarda tanışır. Ailesi Helena’nın okula uyum ve disiplin sorunlarıyla boğuşurken, annesinin ölümüyle Helena’yı zapt etmek olanaksız bir hal alır. Yine de yabancı dilleri hızla öğrenme yeteneği ve müziğe müthiş yatkınlığı tüm öğretmenlerini şaşkına çevirir. Annesinin ölüm döşeğindeki endişeli sözleri, Helena Petrovna Blavatsky’nin geleceğine yönelik bir kehanet gibidir: “Ah, iyi ki ölüyorum, en azından Helena’nın başına gelenleri görecek kadar yaşamayacağım! Adım gibi eminim, başka kadınlarınki gibi bir hayatı olmayacak ve çok, ama çok acı çekecek.”

Helena, annesinin ölümünden altı yıl sonra, on yedi yaşındayken, Erivan Vali Yardımcısı olan, kırklı yaşlarındaki Nikifor Blavatsky ile evlenir. Mutsuz evliliği birkaç aydan uzun sürmez ve Helena Blavatsky kocasını terk ederek İstanbul’a gider. Bu yolculukla birlikte gezginlik serüveni de başlar. Beş yıl içinde Suriye, Filistin, Lübnan, Mısır, Hindistan, Doğu Avrupa, İngiltere, Amerika ve Kanada’yı kapsayan mini bir dünya turu gerçekleştirir. Yirmi yaşını doldurmuşken, çocukluğunda gördüğü vizyonlardan tanıdığı ve sonraları “üstadım” diyeceği Doğulu inisiye Mahatma Morya ile karşılaşır ve ondan “kendisini bekleyen bir görev olduğunu” öğrenir. 1852 yılında Kanada’dan Meksika’ya, oradan Güney Amerika’ya ve Batı Hint Adaları’na gider. 1853 yılında yasağı delerek Tibet’e girme çabası başarısız olur ama iki yıl sonra Japonya ve Hindistan’ı kat eder. 1860 yılında döndüğü Kafkasya’da beş yıl süreyle dağlardaki toplulukların arasında yaşar. Sonradan o dönemi ruhsal deneyimlerini zenginleştiren ve okült güçlerini kontrol etmesini öğreten bir süreç olarak belirtir.

1868 yılında nihayet Tibet’e girmeyi başarır ve orada Üstat Koot Hoomi ile karşılaşır. Üç yıl boyunca onun evinde konuk olarak Tibet’in kadim bilgileriyle tanışır. Blavatsky, “çok uzun ömürlü, beden olarak kusursuz, kâmil ve insanlığa yardım etme sorumluluğundaki bilge kişiler”den dersler aldığını anlatır.

Tibet’teki “eğitimi”ni tamamlamasının ardından, üstadının yönlendirmesiyle önce Paris’e, ardından 1874 yılında New York’a gider. Orada tanıştığı Amerikan İç Savaşı kahramanlarından Albay Henry Steel Olcott ve William Q. Judge’la birlikte 17 Şubat 1875 tarihinde Teozofi Cemiyeti’ni kurar. Cemiyetin üç kurucusu amaçlarını o tarihte “evreni yöneten yasaların bilgisini bir araya getirip yaymak” olarak açıklar. Günümüzde varlığını sürdüren cemiyet, amacını daha da ayrıntılı ve açık biçimde duyurur:

  1. Hiçbir ayrım gözetmeksizin İnsanlığın Evrensel Kardeşliği’nin bir çekirdeğini oluşturmak.
  2. Karşılaştırmalı din, felsefe ve bilim araştırmalarını desteklemek.
  3. Doğanın açıklanmamış yasalarını ve insandaki potansiyel güçleri araştırmak.

Madam Blavatsky, 1877 yılının Eylül ayında New York’ta Isis Unveiled (Peçesiz İsis) adlı ilk kitabını yayımlar ve kitabı büyük yankı uyandırır. İlk baskısı on gün içinde tükenen kitabı, New York Herald Tribune “yüzyılın en çarpıcı ürünlerinden biri” olarak değerlendirir. Peçesiz İsis, “son iki bin yılın çeşitli mistik hareketlerinin yeniden yüzeye çıkan gizli öğretilerinin ışığında, okült bilimler tarihinin kapsamını ve gelişimini, Hıristiyan tanrıbiliminin ve Ortodoks bilimin hatalarını” ele alır.

Madam Blavatsky’nin sağlığında onun yakınlarıyla yazışmalarını da içeren biyografisini yazan Alfred Percy Sinnett, Blavatsky’nin “üstatlar ve Tibet’ten Mahatmalar dediği ilginç varlıklarla sürekli ruhsal bağlantı halinde olduğunu ve tüm yolculuklarını onların yönlendirmesiyle yaptığını” ileri sürer. Kız kardeşine New York’a yerleştiği sırada yazdığı mektupta bu duruma değinir Madam Blavatsky:

“Bir düşün, hiçbir şey öğrenmeyen, ne kimya ne zooloji ne fizik ne tarih ne coğrafya bilen şu zavallı ‘ben’, profesör ve doktorların huzurunda bilimsel konularda tartışmalar düzenliyor, onları eleştirmekle kalmıyor, inandıklarının aksine ikna ediyorum! Tyndall, Herbert Spencer, Huxley gibi bilim ustalarının makalelerinde hatalar görüyorum. Bilgili tanrıbilimcilerin görüşleriyle ilgili kendi kanaatlerimi söylüyor ve haklı bulunuyorum. Bu bilgiler nereden geliyor? Bilmiyorum, bazen ruhumun, aklımın artık bana ait olmadığını düşünüyorum.”

Madam Blavatsky’nin söz ettiği övgü dolu yaklaşımların önemli bir örneğine zamanın en ünlü bilim insanlarından, doğa bilimci, biyolog, jeolog Alfred Russel Wallace’ın ona gönderdiği bir mektupta rastlanır:

“Madam, derin değerlendirmelerinizle tam anlamıyla çarpıldım. Sizin işaret ettiğiniz bilimsel bakış açısından daha önce hiçbir fikrimin olmadığı şeylerin dünyasına gözlerimi açtığınız ve çözümsüz gibi görünen sorunları açıkladığınız için size teşekkürü bir borç bilirim.”

Madam Blavatsky’den etkilenenler kervanının başında ünlü ressam Wassily Kandinsky gelir. Mistisizm, okültizm ve spiritüel konulara büyük ilgi duyan Kandinsky, Blavatsky ve ardıllarının kitaplarını okur, hatta ünlü yapıtı Sanatta Ruhsallık Üzerine’de Blavatsky’den heyecanla söz eder, yer yer ondan alıntılar yapar. Teozofi Cemiyeti üyelerinden Piet Mondrian da ressam Schelfhout’la yazışmalarından birinde “Teozofi’nin manevi gelişime katkı sağlayacak spiritüel bir bilim olduğunu” belirtir.

Dünya edebiyatının en büyük ustalarından James Joyce’un Madam Blavatsky’den nasıl etkilendiğine yakın arkadaşı Stuart Gilbert bizzat tanıklık eder. Ulysses üzerine hazırladığı inceleme için bir gün Joyce’u ziyaret eden Gilbert, yazara kitabın anlamına ilişkin bir soru yöneltir. Joyce da ona başka bir soruyla karşılık verir; Blavatsky’nin Peçesiz İsis’ini ya da onun biyografisini yazan A. P. Sinnett’ın Mahatma Mektupları’nı okuyup okumadığını sorar. Daha sonra da bu kitaplar üzerine görüşlerini aktarır. Gilbert, bunun üzerine Joyce’un Teozofi ve okültizmle ilgili geniş bir bilgi birikimine sahip olduğunu kavrar.

Ulysses’de Madame Blavatsky şu sözlerle karşımıza çıkar: “Batıni hayat sıradan insana göre değil, sıradan insan önce kötü karmasının kefaretini ödemek zorunda. Mrs. Cooper Oakley bir zamanlar ziyadesiyle meşhur rahibemiz H.P.B.’nin (Helena Petrovna Blavatsky) içyüzünü görebilmişti.” (Ulysses, Nevzat Erkmen çevirisi, s. 225, YKY)

1888 yılında Tibet’teki kadim manastırda saklı Senzar dilindeki Gizli Erdem Kitabı’ndan (Dzyan) iki ruhsal rehberinin aracılığıyla aktardığı iki ciltlik devasa yapıtı Gizli Öğreti ile Madam Blavatsky, kozmosun yaratılışı ve insanın evrimsel sürecini merak eden herkese eşsiz bir armağan sunar.

Altmış yıllık ömrüne sığdırdığı birçok hayatlık olağanüstü deneyimiyle ölümsüzlüğe uzanan Madam Blavatsky, sentetik-sanal-yapay-artırılmış gerçeklikler çağında hakikatin izini sürenlere bir yolluk bırakmıştır:

“Gerçeği yaşamak istiyorsan alışageldiğin hayatını terk et!”

Arka Kapak dergisi 29. sayı

Devamını Oku...