Ben Diyebilen Zombiler miyiz?

Misli Baydoğan

“Günlük yaşamda pek farkında değiliz ama her sabah uyandığımızda kafatasımızın içinde inanılmaz bir doğa olayı meydana gelir ve beynimizin nöral faaliyetleriyle birlikte dünya ve ben yaşantımız yeniden kurulur.”

Saffet Murat Tura

Avustralyalı felsefeci ve bilim insanı David Chalmers, 90’lı yılların başında bilinç hakkında sorulabilecek soruları “zor” ve “kolay” olanlar diye temel iki gruba ayırmıştı. Kolay soruları, bilincin işleyişiyle ilgili psikoloji, sinirbilim ve biyoloji bilimleri tarafından yanıtlanabilen ve mevcut araştırmalarla yanıtlanmaya devam edilen, ampirik gözlemlerle ve ileri beyin görüntüleme teknikleriyle işin içinden çıkılabilenler olarak tanımlamıştı. Örneğin; insan nasıl algılıyor, beyin farklı kaynaklardan edinilen bilgileri nasıl bir araya getiriyor, bunların sonucunda davranış nasıl ortaya çıkıyor ve benzeri sorular bu gruba dahildi. Chalmers’ın bilinç hakkında sorduğu zor soru ise şuydu: “Bilincin ve fenomenal deneyimlerin mümkün olması için doğanın derin yapısının nasıl olması lazımdır?” Başka türlü bir ifadeyle, tıpkı insanınki gibi çalışan bir beyne sahip olan bir “zombi” var olabilseydi, zombi ile insanı birbirinden ayıran temel yapı, yani insanı insan yapan “bilinçli ben algısı” nasıl oluşurdu?

Saffet Murat Tura, kitaplarıyla bu zor sorunun ardından bilincin izini sürmeye Histerik Bilinç (2007) ile başlamıştı. Sonrasında sırasıyla Madde ve Mana (2011) ve Beynin Gölgeleri (2016) gelmişti. Beynin Gölgeleri’nde arka planda kalmış olan “zor soru” ve buna ilişkin olası nörobiyolojik açıklamalar, Zor Problem: Bilinç (2018) kitabında ele alınıyor.


Zor Problem: Bilinç
Bilinç Nörobiyolojisinin Fenomenal Dünya Yorumu
Saffet Murat Tura
Metis Yayınları

Antonio Damasio’nun “Bilinçli bir zihin, içinde bir ben olan zihindir.” ifadesiyle başlayan önsöze şu dipnot düşülmüş: “Bu kitapta fiziksel bir dünyanın olduğu varsayılmıştır.” Bu nokta, kendimizi kitabın ilerleyen sayfalarında karşılaşacaklarımıza dair bir hazır oluş atmosferinde bulduğumuz yer olarak aklımızda kalıyor. İlerleyen bölümlerde “Sahiden nedir bilinç?” diye sorarak konuyu derinleştiren Tura, ulaştığı sonuçları adım adım açıklayarak özetliyor; ancak son sayfayı çevirip kapağı kapattığımızda anlıyoruz ki bu sorgulama henüz nihayete ermedi, bilinci anlama ve açıklama yolculuğunda hâlâ bir ara duraktayız. Durduğumuz yerde düşüncenin ulaştığı son biçim ise şöyle: “Fenomenal dünyamızda merkezî rol oynayan ‘bilinçli ben’ deneyimi, beynimizde organizma olarak kendimizin temsil edilmesiyle ilişkili nöral aktivitelerle birlikte ortaya çıkar.” Ama şu anda her ne kadar yapay zekâ tartışmaları sayesinde nörobilimin vardığı noktada, düalizm gölgesinden çıkarak bilincin nöral koordinatlarını konuşabilir hâle gelmişsek de, bunun daha ötesini bilimsellik sınırları içerisinde dil ile ifade edebilmekten uzağız.

Kitaptaki yalın ve anlaşılır Türkçe kullanımı; nörobiyoloji, bilinç ve felsefe konularına hâkim olmayanların kitabın izleğinden kopmadan, bu sorgu sürecine dâhil olarak sorgulama ve akıl yürütmeye eşlik etmelerini kolaylaştırıyor. Sayfa altlarında kafa karıştırmadan ve referans ayrıntılarına boğmadan okuru bilgilendiren notlar, yer yer hayli soyutlaşan tartışmanın buharlaşmasını engelliyor ve kavrayışı kolaylaştırıyor. Fenomenal yaşantılar ve nöral faaliyetlerimiz arasındaki ilişkilere dair nörobilimin ufkunu açan Penfield deneylerinde ulaşılan sonuçlar, fantom ağrı vakaları, hipotetik deney ortamlarında algı sınırlarımızı aşan örnek durumlar, konuyla ilgili tam olarak “ne”den bahsedildiğini anlamayı mümkün kılan ayrıntılar olarak kitapta yerini buluyor.

Saffet Murat Tura, bir psikiyatr duyarlılığı ve sorumluluğuyla, fazlaca mesai harcadığı şüphe götürmeyen felsefe ve bilim sorgulamalarını en anlaşılır şekilde okura ulaştırma çabası harcayan bir düşünür. Bilincin “zor problem” mahiyetinde ele alınışı, üzerindeki gizemin çözülmesi durumunda, nörobilim alanında nasıl müthiş bir çığır açılacağına dair tasavvurlarımızı ütopik bir bilimkurgu olmaktan çıkarıp ifadesi mümkün bir gelecek beklentisi hâline büründürüyor. 

Arka Kapak dergisi 31. sayı

Devamını Oku...